Sözde kalan eleştirel itiraflar

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
13.07.2018
A+
A-

Sosyolog Ulrich Beck ‘Risk toplumu, sözde kalan eleştirel itirafların toplumudur’ diye yazmıştı. Bu tespit, basit bir şekilde yaptığı eleştirilerin hakkını vermeyen, sözü ve eylemi arasında tutarlılık olmayan kişilere/yapılara dikkatlerimizi çekmiyor. Basit bir şekilde giderilecek uyumsuzluğa, çelişkiye parmak basmıyor. Daha derin, daha sofistike bir tez ileri sürülüyor Beck. Sözde kalan eleştirel itiraflar malul olduğumuz ahlaki zaaflardan, adanma eksikliğinden kaynaklanmıyor. Bizim kriz şeklinde görüp aşılması/çözülmesi için seferber olduğumuz şey zaten zafer olarak görülen/gösterilen hususun arka yüzüdür. Zafer şeklinde görülen arka yüzü muhafaza edip kriz olarak bizi rahatsız eden ön yüzü kaldırmak istediğinizde arka yüze de saldırdığınızı görmeniz gerekiyor. Veya zafer olarak görülen arka yüzü mutlak surette muhafazaya odaklandığınızda ön yüzdeki krize ilişkin tüm gayret ve çabanız sözde kalan eleştirel itiraflardan öte bir şeye gidemez.

Bilimden sanayiye, teknikten iletişime hayatımızın tüm alanlarında göze çarpan bu durumu yeni atanan MEB Bakanı nedeniyle kamusal ilginin odağına yerleşen eğitim üzerinden somutlaştırmak mümkün. Eğitim malum olduğu üzere küresel dünyada olduğu gibi bizde de ilgi ve beklentilerin odağında. Arayışların, düzenlemelerin eksik olmadığı bir alandan bahsediyoruz. Büyük bir devinim, büyük bir koşuşturmaca, inanılmaz bir nüfus, devasa bir örgüt karşımızdaki. Ancak azıcık geriye çekilip tarihsel serencamına baktığımızda karşımızda çarpıcı bir manzara beliriyor: Sözde kalan eleştirel itiraflar.“…Coğrafya okuturuz, memleketimizi bilmeyiz; kimya okuturuz, tatbikatsız; nebatat öğretiriz, maydanozu tanımayız; hayvanat okuturuz, evimizdeki kedinin kaç sene yaşadığını bilmeyiz’ şeklinde sistemi eleştiren Hasan Âli Yücel’in söyleminin üzerinden neredeyse bir asır geçti. Eğitim ve kültür politikalarının sembol ismine dönüşen Yücel’in 1939 yılında toplanan 1. Milli Eğitim Şurası’nın açılışında “Ortaokul öğretmenleri, ilkokuldan gelen çocukların zayıf olduklarını söylüyorlar. Lise muallimleri aynı şikâyetleri, ortaokula yükletiyorlar. Üniversite ve yüksek mektepler ise liseden gelen çocuklarımız şu ve bu noktalardaki kuvvetsizliğinde ısrar ediyorlar. İlkokula giren çocuğun içinde yaşadığı dar muhitle başlayan bu şikâyet dairesi, burada kapanmış gibi görünür. Fakat aldanmamalıdır. Çünkü üniversitenin ve yüksek mektebin verdiği mezundan da hayat şikâyet ediyor” tespitinin üzerinden 80 yıl geçti. Ziya Gökalp “gerçek ilim henüz okullarımıza girmemiştir, bizim okullarımızda öğretim, hafızayı çok tafsilat ile doldurmaktan ibarettir” şikayetleri yine Cumhuriyet öncesinde ifade edilmişti. Bu eleştiriler aradan geçen zamana ve alanda yapılan onca şeye rağmen varlıklarını sürdürüyorlarsa, alan sözde kalan eleştirel itiraflardan geçilmiyorsa ‘bu sefer kesin olacak inşallah!’ deyip aynı yola revan olmamızda tuhaflık bulmamız gerekmez mi?Bu süre boyunca istikrarlı bir şekilde varlığını devam ettiren şey, başarısızlık ve memnuniyetsizlik ise –ki öyle– o zaman Beck’in dikkatlerimizi çektiği hususa bakmamız gerekiyordur belki de. Zannettiğimizin aksine başarısızlık olarak gördüğümüz sistemin eksik ve yanlış kalan kısmından ziyade başarı/zafer olarak gördüğümüz vaziyetin ön yüzü olamaz mı? Atom bombası bilimdeki bir anlık dikkatsizlik mi gerçekten? Hitler yol kazası mı? Ozon tabakasının delinmesi, küresel ısınma, hayvan ve bitki çeşitliliğinin azalması birer talihsizlik mi? Dünyanın belirli bölgelerine sıkışan Beck’in ifadesiyle ‘özgürlük kafesleri’ ve ‘refah kaleleri’ sömürüden, açlıktan, ölüm ve kıyımdan, yağmadan, insandışılaşmadan bağımsız mı?

Biz, hayatımızda birtakım formları yaşatmakla mükellef değiliz. Ne olursa olsun bu form yaşamalı diyeceğimiz bir durumumuz olamaz. Bütün dünya yapıyor olsa da sırf bu yüzden o şeyde keramet arayamayız. Bugün sözde kalan eleştirel itiraflar sarmalında beslenip büyütülen eğitim hayatın diğer pek çok alanı gibi esas itibariyle öyle olması ve öyle kalması istendiği için o haldedir belki de! Belki tüm bu sözde kalan eleştirel itiraflar sözde kalmaları, sistemin varlığına can suyu olmaları için dile getiriliyorlardır! Belki de o yüzden beni öldürmeyen her şey beni güçlü kılıyordur!

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.