Özgür Eğitim-Sen

SÖZDEN DE KIYAFETTEN DE KORKAN DEVLET

26.11.2016
A+
A-
SÖZDEN DE KIYAFETTEN DE KORKAN DEVLET
 
 
 Genel Sekreterimiz Abdulbaki DEGER'in Yeni Şafak Gazetesinde yayımlanan yazısı….
                       Sözden de, kıyafetten de korkan devlet
Siyasal sistemin toplumsal yapı ve bireyler ile ilişkisinde özgürlükler esas alınması gerekirken maalesef yasaklar esas alınmıştır. Toplumun-bireylerin en basit tercihleri, doğrudan devletin tanımlayıcı niteliklerine bir meydan okuma olarak değerlendirilmiştir. Devletin kendisine dönük güvensizliği arttıkça, paranoyak bir ruh hali içerisinde insanların en basit tercihleri devletin bekası ile ilişkilendirilmiştir.
 
 
Türkiye’de devlet, neredeyse tüm alanlarda toplumu taşıyamaz halde bulunmaktadır. Topluma ilişkin yürürlüğe konulan siyasetin işlevsizleştiği, büyük bir soruna dönüştüğü tarihsel bir eşikte bulunmaktayız. Çözüm arayışları çeşitli alanlarda dile getirilip tartışılsa da mesafe alınması gereken pek çok sorun önümüzde durmaktadır. Siyasal sistem içerisinde hayati önemde olan sivil asker ilişkilerinde yaşanan esaslı değişim devam ederken diğer taraftan temelde devlet toplum ya da devlet birey ilişkisinin nasıllığına indirgenebilecek olan Kürt sorunu, din-devlet ilişkisi temelinde Alevilik sorunu gibi büyük ölçekli sorunlar gündemdeki yerlerini korumaktadırlar.
SORUN SADECE BAŞÖRTÜSÜ DEĞİL
 
Yıllardır yaşanagelen temel sorun alanlarından birisi de kılık kıyafet sorunudur. Genellikle üniversite öğrencilerinin başörtüsüne indirgenerek tartışılan sorun, AK Parti hükümetlerinin ardından fiili olarak çözüme kavuşmuş gibi durmaktadır. Yasal bir güvenceye dayanmayan bu durum görece üniversite öğrencileri için rahatlama imkânı sunarken, sorun özellikle çalışma hayatında yüz binlerce kadın için can yakıcı bir şekilde varlığını devam ettirmektedir ve siyaset tarafından sahiplenilmediği gibi kamuoyunun tartışma gündeminde de bulunmamaktadır. Çözüm için umutların bağlandığı AK Parti hükümetleri de sorunun çözümüne ilişkin kararlı bir tutum takınmaktan uzak durdukları gibi sorunun gündeme taşınmasından da hoşnut gözükmemektedirler. Nitekim Başbakan yıllardır devam eden yakıcı sorunun çözüm adresini Meclis olarak değil Anayasa Mahkemesi olarak tarif etmiştir. Toplumun geniş bir kesimi için yakıcı olan sorunun siyasal sahiplenmeden muaf tutma çabasının, sivil siyasetin alanını genişletme uğraşısı veren partiden gelmesi oldukça ironiktir.
Özünde insanların bedenleri, düşünceleri, inançları üzerinde uygulanan kaba bir şiddet olan kılık kıyafet yasaklarını bugünün şartlarında savunmanın gereği de imkânı da kalmamıştır. Devletin siyasal talep ve beklentilerine göre toplum oluşturma hevesinin belirleyiciliğinde şekillenmiş bir sosyo-politik ortamda, ‘var olanın görünür olana’ ya da tersi olarak ‘görünür olmayanın var olmayacağı’ yüzeyselliğine yaslanan bir yaklaşımla fetişleştirilen kılık kıyafet tercihleri, en azından bugün toplumun çoğunluğu için temel bir hak ihlali niteliğindedir. Sessizliğin diline bırakılmış bu sorunun çözümü için neredeyse yetkili olan herkes, sorumluluk gerektirmeyen belirsiz bir yarını göstermektedir.
ÖNCELİK YASAK OLUNCA
Siyasal sistemin toplumsal yapı ve bireyler ile ilişkisinde özgürlükler esas alınması gerekirken maalesef yasaklar esas alınmıştır. Toplumun-bireylerin en basit tercihleri, doğrudan devletin tanımlayıcı niteliklerine bir meydan okuma olarak değerlendirilmiştir. Devletin kendisine dönük güvensizliği arttıkça, paranoyak bir ruh hali içerisinde insanların en basit tercihleri devletin bekası ile ilişkilendirilmiştir. İnsanların kendileri olma hevesleri, şiddeti hiç azalmayan bu paranoya üzerinden sürekli olarak geri çevrilmeye, baskılanmaya çalışılarak devletin birlik ve bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Oysa herkesin ve herkesimin ne ise o olarak yaşayabildiği, kendisini ifade edebildiği bir vasatın ancak birlik ve bütünlük getirebileceği ortadadır. Yasaklamaların, kısıtlamaların, yok saymaların belirlediği bir siyasal çözümlemenin bizi getirdiği yer birlik, bütünlük değil çatışma, bölünme ve parçalanmadır.
Hükümetin gönülsüz ve sessiz ilgilendiği kılık kıyafet sorununda muhalefet, neredeyse tüm alanlarda olduğu gibi eski halin devamında keramet aramaktadır. Muhalefet, toplumsal yapıdan gelen talepleri sürekli olarak görmezden gelme, indirgemeci bir yaklaşımla mahkûm etme, olmadı dış güçlere bağlayarak meşruiyetsiz kılma çabası içerisinde yasakların bekçiliğine soyunmaktadır. Toplumun temel sorun alanlarının tartışılmaz yasaklamalarla devre dışı bırakılmaya çalışılması özü itibari ile siyasetin imkânsızlaştırılması anlamına geldiği gibi aynı zamanda siyasal bir aktör olması beklenen muhalefetin kendisini devletin operasyonel bir aparatına indirgemesi demektir.
ARTIK TARTIŞALIM
Siyasal sistemin önümüze getirdiği pekçok sorun gibi kılık kıyafet sorunu da yüksek sesle tartışılmayı, insan hak ve özgürlükleri temelinde çözülmeyi beklemektedir. Hizmet alan veren gibi manipülatif yaklaşımların ötesinde bireysel tercihlerin ve özgürlüklerin esas alındığı bir bakış açısıyla sorunun ele alınması gerekmektedir. Pekçok sorun gibi görmezden gelerek yok saydığımız kıyafet sorunu ile yüzleşip adil bir çözüme kavuştuğumuzda hem toplumun hem devletin normalleşmesinde anlamlı bir adım atmış olacağız.
Abdülbaki Değer, Yeni Şafak, 22.4.2013

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.