Özgür Eğitim-Sen

Suçlu ve suçsuz ayrılsın!

27.11.2016
A+
A-
Suçlu ve suçsuz ayrılsın!
 
 
 Başbakan "65. Hükümetin İlk Yüz Günü"  toplantısında eğitime ilişkin yaptığı açıklamada “14 bin civarında öğretmeni maalesef oradan başka yerlere almak mecburiyeti var. Bunlar eğitim yerine terör örgütünün amaçlarına hizmet eder bir noktaya gelmişler” değerlendirmesini yaptı.
Diyarbakır’da kanaat önderleriyle olan buluşmasında ise "Bu bölgede görev yapan terörle bir şekilde ilişki içerisinde olmuş, 14 bin civarında öğretmen olduğu tahmin ediliyor. Bunların ne kadarının doğrudan terör örgütüyle ilişkili olduğu ne kadarının olmadığı yapılacak inceleme, teftişlerle, soruşturmalarla ortaya çıkarılacak. Tedbir olarak, okul zamanı geliyor… Milli Eğitim Bakanımızla konuştuk, tedbir olarak bu şekilde üzerinde şüphe bulunan, gerekli tespitleri bulunan bütün öğretmenler açığa alınacak, yeni ders döneminde bunlara görev verilmeyecek” açıklamasında bulundu.
Yıldırım’ın açıklamasından anlaşılmaktadır ki Doğu ve Güneydoğu’da 14 bin civarında “örgütün amaçlarına hizmet eden” öğretmen bulunmaktadır. Bu açıklama her haliyle düşündürücüdür. Zira bu 14 bin öğretmenin tespiti nasıl, hangi kriterler üzerinden yapıldı? Örgütü mensubu iseler neden bugüne kadar beklendi? “Örgütün amaçlarına hizmet eden öğretmen” ne demek? “İnceleme, teftişlerle, soruşturmalarla” işleyecek süreci kimler, hangi ölçütlerle yürütecekler? Diğer taraftan “eğitim yerine terör örgütünün amaçlarına hizmet edenler” bu hizmetlerini(!) ifa ederken okul yönetimleri hangi ertelenmez vazifenin peşinde çabalıyorlardı? Eğitimde bunlar olurken İl ve İlçe Müdürlükleri hangi ulvi gayenin gerçekleşmesi için mücadele veriyorlardı? 14 bin insan asli görevinin dışında sistemin altını oyuyorken Bakanlığımızın Rehberlik ve Denetim birimleri neyin denetimini, neyin rehberliğini yapıyorlardı? Onlarla ilgili hangi mekanizmalar işletilecek, hangi inceleme, teftiş ve soruşturma yapılacak? Şayet böyle bir durum var ise bunun adli boyutu niye yapılmıyor?
Eğer bu tespit somut verilere dayanıyorsa içler acısı halimizi açık ediyor. Devletin merkezden taşraya uzanacak şekilde çivisinin çıktığının göstergesidir. Varlık gerekçelerini yitirmiş hatta varlık gerekçelerinin altını oymaya dönük çalışan bir kurumsal yapının varlığına delalettir. Güvenlik tehdidi güvenliği sağlayacak kurumdan geliyor. Okullar başka emeller için rayından çıkarılmış. İşleri yürütmekle ve kontrol etmekle sorumlu birimler meseleden bihaber. İl ve İlçe Müdürlükleri keyfe keder işleyen göstermelik yapılara dönüşmüş. Rehberlik ve Denetim adı var kendi yok hükmünde.
Özgür Eğitim-Sen olarak yapının yapı olmadığını, kapanın elinde kaldığını söyleyip duruyoruz da derdimizi anlatamıyoruz. Başbakan önce “bunların yerini değiştireceğiz” demişti şimdi de “açığa alınacaklar” diyor. Hangi mekanizmalar, gerekçeler üzerinden tespitler yapıldı? Ölçüt ne, kriter ne? Bugüne kadar neden beklendi? Kimler görevini savsakladı? Suç-ceza dengesi nasıl kuruluyor? Savunma hakkı kullandırılıyor mu?  
İkincisi neden yer değişikliği veya görevden atma? 14 bin kişinin durumu aynı nitelikte mi ki aynı uygulamaya muhatap kılınıyorlar? 
Üçüncüsü 14 bin öğretmeni yer değişikliğine veya açığa almaya tabi tutarken okul yöneticileri ne yapılacak? 
Dördüncüsü İl ve İlçe ve yöneticileri yerlerinde mi duracak? 
Beşincisi Rehberlik ve Denetim birimi mevcut haliyle mi duracak? 
Altıncısı bütün bu olanları görme yetisi olmayan Bakanlık olduğu gibi mi duracak? Yedincisi devlet denilen kompleks aygıt olup bitenin farkında değilse -ki 14 bin insan bunları yapmışsa farkında değil demektir- bu devlet hangi dönüşümlere uğratılacak? 
Sistem bir alem, sistemi dönüştürme iddiasındaki politikalar ayrı bir alem. Bizim her tarafta kurumsal ciddiyet ihdas etmemiz zaruridir. Kurumsal ciddiyet tesis edilmedikçe, işleyiş makul prosedürlere yaslandırılmadıkça, işlevsel bir denetim mekanizması hayata geçirilmedikçe ve çözüm olarak ileri sürülen politikalar derin bir kavrayışa dayandırılmadıkça yarınlara yeni sorunlar taşıyacağız demektir. 
Özgür Eğitim-Sen olarak ister FETÖ, ister PKK, ister başka bir yapı olsun gayrı meşru noktaya taşan her türlü yapıyla mücadelenin zaruri olduğu inancındayız. Temel hak ve özgürlüklerin çerçevelediği sınırları çiğneyen herkesten hesap sorulmalıdır. Hesap sorulması adalet ve vicdan gereğidir. Yeter ki yol-yordam, usul-erkân gözetilsin. Yeter ki hakka ve hukuka riayet edilsin. Bu çerçevede hesap sormayanlar da bilinmelidir ki sorumluluk ve şaibe altındadır.
 
07.09.2016
Abdulbaki DEGER
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.