Suruç’taki Olay “Kavga Taşı” Olmasın!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
19.09.2017
A+
A-

Suruç’ta otuzdan fazla insanın hayatına ve onlarca insanın yaralanmasına neden olan olay, bir süredir gerilim düzeyi yükselmiş ulusal ve kanlı bir çatışma alanına dönüşmüş bölgesel ölçeğin sürpriz olmayan pratiği olarak karşımıza çıktı. Olay her haliyle vahim, trajik ve düşündürücü. Olayın meydana gelmesi, ele alınışı, yorumlanışı, siyasal gerilime taze yakıt olarak eklemlenmesi, kısacası başı ve sonu itibariyle üzücü, izaha muhtaç. Olgunluğa, serinkanlılığa, basiret ve ferasete muhtaç olduğumuz günlerden geçiyoruz ve herkesin elini taşın altına koyma zarureti var. Tarihsel bir kırılma anı, kritik bir geçiş sürecindeyiz. İç ve dış gelişmeler farklı hikâyelerin olabilirliğini, farklı motivasyonları, farklı hayalleri ziyadesiyle besleyecek malzemeyi ilgili herkese sunuyor.

Tarihsel kırılma anı ve kritik geçiş süreci olarak tanımladığım süreç salt politik gelişmelerin tetiklediği, elverdiği veya neden olduğu bir düzleme işaret etmiyor. Anı kırılgan ve geçişi kritik hale çeviren esas olarak toplumsal olanın yaşadığı dönüşüm hatta aşınma ve çözülme düzlemidir. Türkiye siyasi tarihinin hiçbir döneminde toplumsal alandaki ayrışmanın bu esvapta yaşam bulduğu bir dönem görülmemiştir. Radikal bir pratik olarak yaşama geçirilen Cumhuriyet’in başından itibaren toplumsal ve siyasal alan, Devlet tarafından kuşatmaya alınmış, mühendisliğe tabi tutulmuştur. Althusser’in ifadesiyle devletin ideolojik ve baskı aygıtları bütün vurucu güçleriyle topluma, toplumun tarih ve kültürüne doğrultulmuş ancak toplum bir takım kısırlıklara, kırılmalara ve travmalara rağmen bütünlüğünü, biraradalığını muhafaza etmeyi başarmış bir şekilde süreçten çıkmayı bildi.

Duygusal kırılmalara esir olan siyaset

Topluma karşı yapılanmış devletin geriletildiği, sivil siyasetin sahne almaya başladığı ve toplumun yapısal sorun alanlarına çözüm arayışına girildiği son süreçte, hem içerdeki gelişmeler hem bölgesel ve küresel gelişmeler, dünyanın yaşadığı küresel dönüşüm ve postmodern dalga toplumun siyaset tarafından taşınmasını, yönlendirilmesini ve bir arada tutulmasını gittikçe zorlaştırmaktadır. Özellikle yaşanan duygusal kırılmalar siyasete ve toplumsal yönelime baskın bir şekilde yön vermesine ve Türkiye tarihinde ilk kez toplumun iç bütünlüğünün bu denli çözülüşüne tanıklık etmekteyiz. Duygusal kırılmalar ve duygusal kırılmaların fay hatlarını varoluşsal alanları olarak kullanan siyaset, yaşanan çözülmeyi kundaklayan bir hüviyette arz-ı endam etmektedir. Cumhuriyet tarihi boyunca yaslandığımız ve varlığımızı güvenceye aldığımız toplum, karşılaştığı bu son dalga ile sarsıntılar geçirmekte ve maalesef biz de sarsıntıyı şiddetlenmek üzerine hayallerini inşa eden siyasal hareketlere tanıklık etmekteyiz.

Bu açıdan ciddi ve kırılgan seyreden süreçte olumlu gelişmeler görmezden gelinerek yaşanan her olumsuz hadise tabiri caizse “kavga taşı” gibi kullanılmaktadır. Her olumsuz gelişmenin, toplumun bütünlüğünü, ortak geleceğini, varlığını ve kaderini hedef alan her hadisenin –tıpkı Suruç’taki olay gibi- toplumu aşındırma katsayısı artmakta ve kutuplaşmış siyasetin dilini ve duruşunu tahrik etmekte, derinleştirmektedir. Operasyonel bir şekilde gerçekleştirildiği aşikâr olan ve beklenilen neticeyi hâsıl ettiği oranda tekrarlanma ihtimali artarak devam eden bu olayların toplumu kundakladığı ve siyaseti yönlendirilen, kontrolünü yitiren ve toplumun çarpıtılmış duygu dünyasına boğun eğen bir ergen maceracılığına dönüştürmektedir.

Kolektif hafızaya, geleceğe ve vicdana yaslanmak

Suruç’taki olay ve olay dolayımında deneyimlediğimiz tüm gelişmeler netameli sürecin yönetimindeki zaafiyeti derinleştirmektedir. Patlatılan bombalar, sınır boylarında devlet altı örgütlerin sınır tanımayan eylemlilikleri, uluslararası müdahaleler, yönlendirmeler, çıkar çatışmaları vs. gibi etmenlerin Türkiye açısından taşıdığı risk ve tehdit elbette vardır. Ancak Türkiye için asıl tehlike her bölgesel gelişmenin, her küresel gelişmenin aynı şiddette karşılık bulabildiği kırılgan bir toplumsal-siyasal yapıdır. Asıl tehlike duygu dünyası tahrip olmuş, toplum olma hüviyetinde onarılmaz gedikler açılmış, tarih-kültür ve gelecek tasavvurunda savrulmalar olmuş ve işlevsel olamayan güvenlik politikalarına doğru sürüklenen Türkiye’dir.

Marjinal kimi unsurların arayıp da bulamadığı bu süreci toplumun büyük kesimlerinin ve bu büyük tabana yaslanan siyasal hareketlerin basiret ve ferasetleri ile aşma imkânımız vardır. Toplumun kolektif hafızasına, geleceğine, vicdanına yaslanarak ve gündelik gelişmelerin kısırlığına ve pragmatizmine kapılmadan. Toplumun doğası gereği çelişkileri-farklılıkları bünyesinde taşıdığından hareketle bu farklılık-çelişkileri sorun etmeden taşıyabilecek hak ve özgürlükleri önceleyen, makul talep ve beklentilere duyarlı ve olağanüstü bir dönmeden geçtiğimizin bilincinde olan duyarlı, özgüvenli ve soğukkanlı ve sağduyulu bir dile ihtiyacımız. Hiç şüphesiz söylemin ve eylemin birbirini tamamladığı tutarlı bir pratik. İyi şeyler söyleyip kötü şeyler yapan, her şeyi taktik ve stratejik olarak ele alan “profesyonelin” tutarsız pratiği değil.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.