<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Özgür Eğitim-Sen &#8211; &Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</title>
	<atom:link href="https://ozguregitimsen.org.tr/tag/ozgur-egitim-sen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ozguregitimsen.org.tr</link>
	<description>Özgür Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası</description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 Aug 2025 08:55:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.2.5</generator>

<image>
	<url>https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2019/02/cropped-Basliksiz-1-2-32x32.png</url>
	<title>Özgür Eğitim-Sen &#8211; &Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</title>
	<link>https://ozguregitimsen.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hükümet Çalışanı Yoksulluğa, Emekliyi Açlığa Mahkûm Etti</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/hukumet-calisani-yoksulluga-emekliyi-acliga-mahkum-etti/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/hukumet-calisani-yoksulluga-emekliyi-acliga-mahkum-etti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 08:55:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Toplu Sözleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6540</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kamu çalışanları ve emeklilerinin 2026-27 yıllarında alacağı maaşı belirleyecek olan 8. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmeleri, hükümetin pervasız biçimde dayattığı aşağılayıcı oranların Hakem Kurulu tarafından onaylanmasıyla sona erdi. Herhangi bir sürpriz yaşanmadı, zira adım adım neler olacağı belliydi; herkes rolünü oynadı ve tatsız gösteri sona erdi. Geriye 4 milyon memura, 2,5 milyon memur emeklisine, önümüzdeki iki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/hukumet-calisani-yoksulluga-emekliyi-acliga-mahkum-etti/">Hükümet Çalışanı Yoksulluğa, Emekliyi Açlığa Mahkûm Etti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kamu çalışanları ve emeklilerinin 2026-27 yıllarında alacağı maaşı belirleyecek olan 8. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmeleri, hükümetin pervasız biçimde dayattığı aşağılayıcı oranların Hakem Kurulu tarafından onaylanmasıyla sona erdi. Herhangi bir sürpriz yaşanmadı, zira adım adım neler olacağı belliydi; herkes rolünü oynadı ve tatsız gösteri sona erdi. Geriye 4 milyon memura, 2,5 milyon memur emeklisine, önümüzdeki iki yıl için verilen yüzde 27’lik artışla nasıl geçineceğini düşünmek kaldı.</p>



<p>İktidar kamu çalışanlarına 8 dönemdir hor ve hoyrat davranıyor. Siyasal alan adalet ve hakkaniyete hiç ihtiyaç duymuyor. Yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizlik artarak devam ederken sorun çözme mevkiinde bulunan hükümetin, zam adı altında verdiği oranların iki yıllık toplamı bir yıllık gerçek enflasyonun yarısına ulaşmıyor.</p>



<p>Hükümet, memura reva gördüğü bu alçaltıcı ve pervasız yaklaşımla ekonomi politikalarını; dar gelirliyi ezme, sermaye sınıfını ihya etme gerçekliği üzerinden sürdüreceğini göstermiş oluyor. Paylaşım ve bölüşümde yapılan adaletsizliklerle çalışanlar ekonomik olarak güçsüzleştirilip itibarsızlaştırılırken patronlar vergi afları, indirimleri ve teşviklerle ihya ediliyor. En zengin yüzde 1’lik kesimin ülkedeki servetin yüzde 40’ını almasına ve Türkiye’nin Avrupa’da servet dağılımı adaletsizliği sıralamasında ilk sırada yer almasına baktığımızda bu çarpık gerçeklik açıkça görülüyor. &nbsp;Uygulanan ekonomi politikaları üst sınıfı ihya ediyor. Üst gelir grubu semirirken alt ve orta gelir grubu eriyor, zenginle fakir arasındaki uçurum sürekli büyüyor. Dev şirketlerin affedilen vergi borçları orta gelirli memurdan alınan vergilerle telafi ediliyor.</p>



<p>İktidar, hiçbir zaman tutmayan hedeflenen (uydurulmuş) enflasyon üzerinden artış yapıyor. Bunun adına zam diyor fakat enflasyon farkının zam olmadığını, sıfır zam anlamına geldiğini artık herkes biliyor. Zam ancak, geçmiş dönemdeki kayıp ve erimelerin telafisi amacıyla seyyanen yapılacak bir artışın ardından enflasyon oranı ve refah payı verilmesi ile olur. O yüzden memur ve emeklisi yıllardır zam almıyor, sadece TÜİK’in açıkladığı gerçeği yansıtmayan rakamlar üzerinden enflasyon farkı ile idare ediyor. Zannedildiği gibi enflasyon farkını da tam olarak alamıyor. Keza 6 ay boyunca enflasyona ezildikten sonra verilen enflasyon farkı maaşlardaki erimenin yarısını bile telafi etmiyor.</p>



<p>Hükümet, kendisi için ayrı vatandaş için ayrı enflasyon oranları uyguluyor. Mesela yeniden değerleme oranını yüzde 43,93 olarak belirliyor. Bu, ekonomi yönetiminin yıl boyunca motorlu taşıtlar vergisine, trafik cezalarına, yol ve köprü ücretlerine, damga vergisi, pasaport vb. tüm harçlara minimum yüzde 43,93 oranında zam yapması anlamına geliyor. Ev kiraları %41 oranında artar elektrik ve doğalgaza bir hamlede yüzde 25’er zam yapılırken memur ve emeklisine iki yıl için sadece yüzde 27 reva görülüyor. Tüm toplu sözleşmelerde alçaltıcı oranlarla çırak çıkarılan sabit gelirli kıyıcı zamlar ve ağır vergilerle bilinçli bir yoksullaşmaya tabi tutuluyor.</p>



<p>Açlık sınırı Ağustos ayında 28 bin 444 liraya, yoksulluk sınırı ise 87 bin 910 liraya tırmandı. Asgari ücret hâlâ 22.100 lira ve 2026 yılının Ocak ayına kadar bu şekilde devam edecek. En düşük emekli memur aylığını 22.670 lira olarak ödeyen hükümet, ülke nüfusunun yüzde 70’lik bir bölümünü açlık sınırının altında yaşam savaşı vermeye zorluyor. 2002 yılında yüzde 36,6 olan çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı Aralık 2024’te yüzde 65,7’ye yükselmiş durumda. Bugün 18 bin liraya tekabül eden seyyanen zammı, seçim öncesi söz verilmesine rağmen emekli maaşlarına yansıtmayan hükümet, emekliye hiç merhamet göstermiyor.</p>



<p>8. dönem Toplu Sözleşme, sadece oransal zam anlamında değil, kamu çalışanlarının can yakıcı devasa sorunlarının hiçbirinin masaya gelmemesi, ciddiye alınmaması anlamında da facia niteliğinde geçti. Ne anlamsız hale gelen ek ders ücretleri konuşuldu ne de artan oranlı vergi dilimi uygulamasına son verilmesi gündeme geldi. Muhatabı olan sendikaların niteliksizliğinin ve yandaşlığının gayet farkında olan Hükümet, sözleşmenin mali ayağında da özlük hakları ayağında da memur ve memur emeklisi milyonlara “Çok da umurumda değilsiniz!” mesajı verdi. İktidar, sendikalı kamu çalışanlarının dörtte üçünün kendi yandaşı sendikalara üye olduğunun bilinciyle hareket ediyor, üzerinde en ufak baskı hissetmeksizin çalışanlar hakkında ezici hükümler verebiliyor, pervasızca adaletsizlikler yapabiliyor, kamu çalışanlarının devasa sorunlarına karşı duyarsız kalabiliyor. O yüzden ekonomi yönetimi hiçbir şekilde bütçe harcamalarında kısıtlamaya yanaşmıyor, korkunç boyutlara ulaşmış olan yolsuzlukları ve kontrolden çıkmış bulunan israfı önlemiyor, büyük şirketlerden vergi almıyor. O yüzden eşitsizliğe ve adaletsiz paylaşıma rahatlıkla alan açabilen kötü ekonomi yönetimi, tüm yükü sabit gelirlinin omuzlarına yükleyebiliyor.</p>



<p>Nihayetinde çalışanların daha iyi yaşam koşullarına erişimi için bir imkân olan toplu sözleşme süreci maalesef elbirliğiyle fırsat olmaktan çıkarıldı. Çalışanlar aleyhine işleyen eski düzen ayakta tutuldu ve Türkiye açlığa, yoksulluğa, yoksunluğa mahkûm edildi. Bu düzen için çalışan herkes vebal altındadır. İlişkinin, işleyişin, düzenin sorgulanmadığı, değişmediği yerde bu yaşananlar kaçınılmazdır.</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/hukumet-calisani-yoksulluga-emekliyi-acliga-mahkum-etti/">Hükümet Çalışanı Yoksulluğa, Emekliyi Açlığa Mahkûm Etti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/hukumet-calisani-yoksulluga-emekliyi-acliga-mahkum-etti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evet, vodvil devam ediyor!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/evet-vodvil-devam-ediyor/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/evet-vodvil-devam-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 11:46:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[A4]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulbaki Değer]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Toplu Sözleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6535</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026-2027 dönemlerini kapsayan Toplu Sözleşme görüşmeleri sürerken memur ve memur emeklileri için ümit var olmayı gerektirecek bir şeyin olmayacağı görülüyor. Toplu Sözleşme görüşmelerine gelinen sürece kadar ki ilişki zaten sözleşme sürecinin ne olacağına, neyin ne kadar olabileceğine için yeterli fikir veriyor. Düzenin, ilişkinin değişmediği yerde sonuç nasıl değişsin, niçin değişsin? &#160;Mevzuyu laf kalabalığına indirgeyen, bağı/bağlantısı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/evet-vodvil-devam-ediyor/">Evet, vodvil devam ediyor!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>2026-2027 dönemlerini kapsayan Toplu Sözleşme görüşmeleri sürerken memur ve memur emeklileri için ümit var olmayı gerektirecek bir şeyin olmayacağı görülüyor. Toplu Sözleşme görüşmelerine gelinen sürece kadar ki ilişki zaten sözleşme sürecinin ne olacağına, neyin ne kadar olabileceğine için yeterli fikir veriyor. Düzenin, ilişkinin değişmediği yerde sonuç nasıl değişsin, niçin değişsin?</p>



<p>&nbsp;Mevzuyu laf kalabalığına indirgeyen, bağı/bağlantısı belirsiz bir retoriğe boğan yaklaşım toplu sözleşme görüşmelerinin teatral sunumuna dikkat edilen steril bir efelenmeyle biteceği anlaşılıyor. Hükümetin teklifi de yetkili sendikanın talebi de çalışanların dünyasını, koşullarını görünmez kılmaya çabalayan bir hassasiyetle ayarlanmış. Enflasyonist ortamda alım gücünün sürekli düştüğü, enflasyon rakamları ile alenen oynandığı bir yerde yürütülen süreç zaten ciddiyetsizlikle malul.</p>



<p>Toplu sözleşmeden anlamlı bir sonucun çıkması ciddiyetle mümkün. Ancak anlamlı sonucu temin edecek ciddiyet maalesef ne hükümet kanadında ne de yetkili sendikada mevcut.</p>



<p>Türkiye’de insanın onurunu zedelemeyecek bir ücret politikasının geçerli olmadığı ortada.</p>



<p>Türkiye’de adil bir bölüşümün yapılmadığı ortada.</p>



<p>İnsanların sistematik şekilde yoksulluğa mahkûm edildiği, bir takım küçük destek mekanizmalarıyla bağımlılaştırıldığı ortada.</p>



<p>Gelir adaletsizliğin gittikçe derinleştiği ortada.</p>



<p>Vergi adaletsizliğinin yaşandığı ortada.</p>



<p>Bırakın ücretlere zam yapılmasını ve yaşanan kayıpların telafi edilmesini oluşan kayıpların tespitinin bile yapılmadığı ortada.</p>



<p>Vergi aflarıyla, teşvik mekanizmalarıyla kimlerin desteklendiği, kayırıldığı ortada.</p>



<p>Servet transferlerinin nasıl sistemik bir şekilde hayata geçirildiği ortada vs.</p>



<p>Bütün bu şartları ısrarlı bir şekilde görmezden gelen ve ücret meselesini adil, özgür bir yaşamın en temel bileşeni olarak konumlandırmayan bir bakışın küresel ekonomi-politiğin en hoyrat işleyişlerinden birisine çalışanları kurban ettiği yerde çözüm üretmesi mümkün olabilir mi?</p>



<p>Sorunun doğrudan müsebbipleri ve parçası olanlar kendi varlıkalrını ve işleyişlerini tartışma dışı tutarak nasıl bir çözüm üretecekler?</p>



<p>Özgür Eğitim-Sen olarak daha önceki yıllarda yaşanan süreci &#8216;vodvil&#8217; olarak tanımlamıştık. Bugün de değişen bir şey yok! Değişen bir şey yok, çünkü açık konuşmak gerekirse güzel bir haber alacağı beklentisi içinde olan yüz binlerce memur bir şeylerin değişmesi için üzerlerine düşen görevi yerine getirmedi. Onlar kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah da başlarına geleni değiştirmiyor.</p>



<p class="has-text-align-right">Abdulbaki DEĞER</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/evet-vodvil-devam-ediyor/">Evet, vodvil devam ediyor!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/evet-vodvil-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yarıyıl tatiline girerken eğitimimiz!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/yariyil-tatiline-girerken-egitimimiz/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/yariyil-tatiline-girerken-egitimimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jan 2025 11:46:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6428</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Eğitim-öğretim faaliyetini yerli yerine oturtmak ve alanın kaderini etkileyen hususları göz ardı etmeden konuşmak için yapılması gereken hususlarla yüzleşmek kaçınılmaz bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor. Aksi taktirde okul içi bir organizasyon sorununa indirgeyen mevcut egemen yaklaşım meseleyi görünmez kıldığı gibi aynı zamanda anlamlı bir mesafe alıştan da bizi alıkoyuyor.” Milyonlarca öğrencimiz yarıyıl tatiline girdi. Eylül [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/yariyil-tatiline-girerken-egitimimiz/">Yarıyıl tatiline girerken eğitimimiz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">“Eğitim-öğretim faaliyetini yerli yerine oturtmak ve alanın kaderini etkileyen hususları göz ardı etmeden konuşmak için yapılması gereken hususlarla yüzleşmek kaçınılmaz bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor. Aksi taktirde okul içi bir organizasyon sorununa indirgeyen mevcut egemen yaklaşım meseleyi görünmez kıldığı gibi aynı zamanda anlamlı bir mesafe alıştan da bizi alıkoyuyor.”</h2>



<p>Milyonlarca öğrencimiz yarıyıl tatiline girdi. Eylül ayında başlayan eğitim-öğretim sezonumuzu böylece yarılamış olduk. Bu vesileyle ülkece yürüttüğümüz faaliyete ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunmakta fayda var. Öncelikle şunu kayda geçirmemiz gerekiyor: Eğitim-öğretim, konuşması ve tartışması ile netameli bir iş. Birincisi, eğitim-öğretim temalı ifadeler, uygulamalar alana ilişkin savunmasız bırakan bir etki oluşturuyor. Çağrışımlarıyla olumlu oldukları için ne alana eleştirel yaklaşabilmek ne de alternatif arayışların peşinde yol almak düşünülebiliyor. İkincisi teknik bir bakışın bizi yönlendirdiği son derece sınırlı ve dolayısıyla etkisiz bir alanda konuşmak zorunda kalıyoruz. Neredeyse kökü modern eğitimin tarihiyle yaşıt olan bu bakış, bizi öğretmen niteliği, verilecek içerik, içeriğin aktarımında kullanılacak yöntem-teknik, materyal gibi ikincil mevzularla meşgul ediyor.</p>



<p>Ivan Illich’in “muhayyilenin okullaşması” tanımlaması bu açıdan üzerinde teferruatlıca durulması gereken ve tam da konuştuğumuz durumla bağlantılı önemli bir tespittir. İkincil mevzuların her birisi hiç şüphesiz çok önemli ve anlamlı. Ancak eğitim-öğretim faaliyetini yerli yerine oturtmak ve alanın kaderini etkileyen hususları göz ardı etmeden konuşmak için yapılması gereken hususlarla yüzleşmek kaçınılmaz bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor. Aksi taktirde okul içi bir organizasyon sorununa indirgeyen mevcut egemen yaklaşım meseleyi görünmez kıldığı gibi aynı zamanda anlamlı bir mesafe alıştan da bizi alıkoyuyor.</p>



<p>Okul içine hasredilmiş bir eğitim-öğretim konuşması ve çözüm arayışı, yanlış yönlendirilmiş ve çözümsüz bırakmaya dönük öldürücü bir hamle olarak değerlendirilmelidir. Burayı biraz daha detaylandırmamız gerekiyor. Okul içine hasredilmiş eğitim-öğretim konuşması ve tartışması, çoğunlukla alanı “doğru toplum kurucu” bir enstrüman olarak konumlandırma üzerinden seyrediyor. Nitekim bu tarz toplumsal mühendislik faaliyetlerinin en bilineni ve en çok kullanılanı eğitim-öğretim faaliyeti olmuştur. Hem ucuz, hem de manipüle etme düzeyi çok yüksek görünüyor. Devasa bir mekanizma olarak işlediği için o devasalığın kendiliğinden anlamlı bir şeyler ürettiği yanılgısına yol açıyor.</p>



<p>Modern eğitim-öğretim yapılanması büyük bir anlam ve hedef belirsizliği ile kilitlenmiş durumda. Kimsenin itiraz edemeyeceği basit doğruların sıralandığı bir düzlem tesis ettiği için etkisini, verimini, işlevselliğini tespit etmekte çoğunlukla güçlük çekiyoruz. Hayat organizasyonumuzun bütün gereksinimlerini eğitim-öğretim faaliyeti üzerinden karşılamaya çalışıyoruz.</p>



<p>Foucault, modern devletin vatandaşlarıyla ilişkisinin en temel özelliğini uysallık ve üretkenlik olarak öne çıkarır. Uysallık vatandaşlığa, üretkenlik de ekonomik gerçekliğin gereksinimlerine uygun çalışana vurgu yapar. Bu ikisi de önemli ve yerinde tespitler. Bu iki seçenek kendi içinde çatallanıyor, dallanıp budaklanıyor ayrıca. Vatandaş üretimi sosyalleştirmeden etik, estetik beğeniye, cinsiyet rollerinden meşru inanca uzanan geniş bir spektrumda seyrediyor. Aynı şekilde üretken işgücü de öyle. Dikkat edilirse bizim de okullarımız bugün “makbul vatandaş”ın mamul hale getirileceği ana istasyonlar olarak konumlandırılmışlardır.</p>



<p>Düzen fordist anlayıştan gelen seri üretim düzenidir ve yukarıda da altı çizildiği gibi bir toplumsal mühendislik organizasyonu olarak işlemektedir. Devletimize uygun vatandaşlar yetiştirmek için tasarladığımız bu seri üretim bandından aynı zamanda –nasıl oluyorsa- eleştirel düşünen, yorumlayan, dünyayla entegre bir insan da çıkmasını bekliyoruz. Kâşifler, mucitler, büyük düşünürler, kültür ve medeniyetimizin yeniden inkişafını sağlayacak gönül ve ruh mimarlarının da bu düzenekten çıkmasını istiyoruz. Aynı şekilde buradaki organizasyonun çıktıları üzerinden anlamlı bir sosyal ilişki, yaşanabilir bir mekân tasarımı, etki ve güç üreten bir devlet, toplum yapılanması ve işleyişi gibi neredeyse hayatın paket olarak tanzim edilip içinden çıkacağı bir hayat kurma üssü olarak görüyoruz, öyle konumlandırıyoruz. Bu fikrin, okumanın; özellikle politik odaklar için güzel, etkileyici daha doğrusu cezbedici bir tarafının olduğu tarihsel bir tecrübeyle görülüyor. Alanın iktidar seçkinleri için büyük bir arzu odağı olmasının sebebi buradan geliyor. Ancak aynı tarihsel tecrübe insanların belirli normlara tabi tutulduğu bu kapatılma kurumunun beklenileni karşılamayan ve mevcudu yeniden üreten ve meşrulaştırımını sağlayan bir yapı olarak hayatımızda bulunduğunu daha da önemlisi bütün o hümanist anlatısına rağmen esasında bunun için var olduğunu ve üzerinde de bu yüzden titizlenildiğini dile getirir. Bu tespit, çoğunlukla marjinal olarak uzak tutulsa da alan göstergeleri çok kötü ve bu yüzden de memnuniyet düzeyi son derece düşük olan bu yapının anlamlı bir hüviyete kavuşması ve mevzunun kaydırılması gereken yeri göstermesi açısından kritiktir.</p>



<p>Şu ana kadar yapıla geldiği üzere sorun tespiti ve çözüm üretme sistematiğini aynı şekilde muhafaza ederek alanda iyileştirme gerçekleştireceğimizi düşünmek için gerçeklikle bağımızı yitirmiş ve bir ezbere esir düşmüş olmamız gerekiyor. Mevcut eğitim-öğretim formunun kendine has hususiyetleri var. Bu hususiyetlerin büyük bir kısmı da formun ortaya çıktığı tarihsel-toplumsal koşullarla bağlantılı. Dolayısıyla kabaca 19. Yüzyılın siyasi, ekonomik, teknolojik ve ideolojik-felsefi anlayışının şekillendirdiği bir yapı etrafında hayat sürdürmeye çalışıyoruz. Ancak bugün bir doğa kanunu gibi hayatımızı etrafında ördüğümüz bu yapı, varoluş koşullarını yitirmiş, tarihsel bir enkaz gibi insicamımızı bozuyor. Başarmak için kullandığımız bu yapı esasında başarısızlığımızın temel nedenlerinden birisini teşkil ediyor. Başarısızlık kaynağı olmasının en önemli yanı bir çözüm olma, üretme kapasitesinden yoksun olduğu halde öyleymiş gibi algılanmasıdır. Bu bizi hem sahte bir çözüme bağımlı kılıyor hem de eşzamanlı olarak bir çözüm arayışında olmamız gerektiği bilincinden mahrum bırakıyor.</p>



<p>Modernliğin, Bauman’ın ifadesiyle katı döneminde hayat bulmuş bu yapı bugün bambaşka bir gerçeklik içinde varlığını sürdürmeye çalışıyor. Zorunlu-kitlesel bir yapının günümüzün akışkan dünyasına cevap üretebilmesi akla ziyandır. Sadece zamanın değişmiş olması değil mesele. Zamanın değişimi paradigmada, parametrelerde köklü bir kaymaya yol açmış durumdadır ve bu yeni gerçeklik gözetilmeden anlamlı bir eğitim-öğretim faaliyeti sürdürmek deveyi iğne deliğinden geçirmekten daha zordur. MEB ve okul merkezli aşırı abartılı bir konuşma sürdürdüğümüz için alandaki büyük kırılmayı ve kaymayı kestiremiyoruz ve dolayısıyla nasıl absürt bir meşgale içinde savrulduğumuzu göremiyoruz. Örneğin her bir öğrencimizin biricikliğinden, kendine özgülüğünden, çoklu zekâdan, farklılıktan bahsediyoruz ancak uygulamada standart bir form uyguluyoruz, genel bir akademik başarı skalası üzerinden süreci planlıyoruz.</p>



<p>Teknolojideki büyük dönüşüm, hayatları alt üst ederken ne bilginin organizasyonunda ne de aktarımındaki kurguda bir farklılığa gidiyoruz. Öğrenci öğretmen arasındaki hiyerarşi sürüyor, öğretmenin sınıf-okul içi pozisyonunda sınıfsal ve ideolojik aşınma devam etse de “ajan” konumu devam etmekte, sistemdeki merkeziyetçilik, otoriterlik ise kasvetinden çok şey yitirmiş değil. 7 yaşındaki öğrenci ile 17 yaşındaki öğrencinin girdiği ders saati süresi aynı şekilde kırk dakika. Matematik ve Resim dersi de aynı şekilde kırk dakika. Ülkemizdeki 7-18 yaş aralığındaki yaklaşık 20 milyon öğrenci, gününü zorlu çalışma koşullarındaki işçileri aratmayacak şekilde kupkuru tahtalar üzerinde sessizce beklemek gibi insani olmayan bir fiziksel cendereye alınma üzerinden geçiriyor.</p>



<p>Bir de herkesin kaderine yön veren ve bizi kalıcı bir terbiyeden geçiren gerçeğin çölü boyutu var. Orası kimse görmek istemese de okulu da içine alan ve bütün varlığıyla, işleyişiyle en büyük okul olan Türkiye’nin kendisidir. Türkiye bir okuldur ve içindeki okulların kaderi Türkiye’nin nasıl bir performans gösterdiği ile doğrudan bağlantılıdır. Ekonomi, siyaset, kültür, medya, teknoloji, ilişki biçimi, işleyişi ile okuldaki eğitime yön veren burasıdır. Doğduğunuz aile kaderiniz, doğduğunuz toplum kaderiniz, doğduğunuz ülke kaderiniz oluyor burada. Eğitim-öğretim üzerinden bize bu işleyişin kader kurbanları üretmediği, kader kurbanlarının olmaması için çalıştığı ve insanların kaderlerinden daha iyi ve güzel kaderlere yönelmeleri için işlediği söylenir, buna inanmamız istenir. Doğrusu biz de hakkıyla inanıyoruz buna ancak inandığımız şeyin doğru olmadığı da apaçık ortada. Yarıyıl tatilinin, eğitim-öğretimi ait olduğu geniş ölçekte konumlandırarak tartışma vesilesi olmasını umuyorum. Ancak o zaman bizim için büyük kapan olan okul merkezli kavrayıştan kurtulma imkânımız olacaktır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="527" height="1024" src="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250126_11-527x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-6429" srcset="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250126_11-527x1024.jpeg 527w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250126_11-154x300.jpeg 154w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250126_11-768x1494.jpeg 768w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250126_11-790x1536.jpeg 790w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250126_11-1053x2048.jpeg 1053w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250126_11.jpeg 1484w" sizes="(max-width: 527px) 100vw, 527px" /></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/yariyil-tatiline-girerken-egitimimiz/">Yarıyıl tatiline girerken eğitimimiz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/yariyil-tatiline-girerken-egitimimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enflasyon rakamları ve bitmeyen yoksulluğumuz!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/enflasyon-rakamlari-ve-bitmeyen-yoksullugumuz/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/enflasyon-rakamlari-ve-bitmeyen-yoksullugumuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2025 19:26:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulbaki Değer]]></category>
		<category><![CDATA[Karar Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6417</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aralık ayı enflasyon rakamlarını TÜİK açıkladı ve 2025 yılı için memur ve memur emeklilerinin alacağı zam oranı netleşti. Rakamlar üzerinden hükümet kanadı bildiğimiz kalıp ifadeleri kullanarak kamu çalışanlarını ve emekçilerinin hakkını, hukukunu korumak için nasıl çabaladığını ve çabalamaya devam edeceğini açıkladı. Paylaşılan rakamlar, oranlar, yüzdeler vs. eşliğinde resmi anlatıya muhatap olduk. Daha önce asgari ücret [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/enflasyon-rakamlari-ve-bitmeyen-yoksullugumuz/">Enflasyon rakamları ve bitmeyen yoksulluğumuz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Aralık ayı enflasyon rakamlarını TÜİK açıkladı ve 2025 yılı için memur ve memur emeklilerinin alacağı zam oranı netleşti. Rakamlar üzerinden hükümet kanadı bildiğimiz kalıp ifadeleri kullanarak kamu çalışanlarını ve emekçilerinin hakkını, hukukunu korumak için nasıl çabaladığını ve çabalamaya devam edeceğini açıkladı. Paylaşılan rakamlar, oranlar, yüzdeler vs. eşliğinde resmi anlatıya muhatap olduk. Daha önce asgari ücret mevzusunda maruz kalışımız gibi. Kamu çalışanları her ne kadar “elalem yoksulluğumuzu gördü” iddiasında olsa da Türkiye’de yetkililerin bunu gördüğü noktasında çok emin olamıyor insan.”</p>



<p>Edip Cansever ‘in Karşıtlık şiiri şöyle başlar:<br>Açık konuşalım ayıp değil<br>Donumuz dizimize düştü<br>Bu iş fizikle mantıkla kapanmaz<br>Elâlem yoksulluğumuzu gördü…</p>



<p>Görünen yoksulluğu fizikle, mantıkla, matematikle kapatmak gibi huy var modern çağda. Modern devletin temel karakteristik özelliklerinden birisi de bu denilse yeridir. İstatistik, hesaplama, planlama vs. gibi hususlar modern yönetimselliğin meşrulaştırıcı aparatları. Bunların içine yerleştirildiği resmi anlatı hem ikna edici hem de gerektiği oranda buyurgan bir hüviyet arz etmeye başlıyor. Tam da çağımızın bu halini anlatmak için olsa gerek İsmet Özel de bir şiirinde bize şöyle seslenir: “Falları grafiklerde bakılanlar …”<br>Şiir tahlili ile ilgili değilim. Aralık ayı enflasyon rakamlarını TÜİK açıkladı ve 2025 yılı için memur ve memur emeklilerinin alacağı zam oranı netleşti. Rakamlar üzerinden hükümet kanadı bildiğimiz kalıp ifadeleri kullanarak kamu çalışanlarını ve emekçilerinin hakkını, hukukunu korumak için nasıl çabaladığını ve çabalamaya devam edeceğini açıkladı. Paylaşılan rakamlar, oranlar, yüzdeler vs. eşliğinde resmi anlatıya muhatap olduk. Daha önce asgari ücret mevzusunda maruz kalışımız gibi. Kamu çalışanları her ne kadar “elalem yoksulluğumuzu gördü” iddiasında olsa da Türkiye’de yetkililerin bunu gördüğü noktasında çok emin olamıyor insan. Çünkü elalemin gördüğü yoksulluğu rakamlarla, matematikle, istatistikle başka bir şekle büründürüyor yetkililer. Onların penceresinden görülen manzara anlaşılan elalemin gördüğünden başka türlü görünüyor.</p>



<p>Yoksulluğun bağımlı yurttaşlık için birebir bir formül olduğu tezi siyaset bilim literatüründe yabana atılır tezlerden değil. Ancak maksadımız spekülasyon yapmak değil. Hükümet kanadı da dahil hiç kimsenin bu ülkeye ve bu ülkenin insanlarına yönelik başka türlü bir düşünce içinde olduğunu iddia etmek, bir tür niyet okuyuculuğu yapmak doğru olmaz. Ancak Allah’ın gördüğünü kuldan saklamak da insafa ve vicdana sığmaz. Yapılıp edilenlere, yapılıp ediliş şekillerine bakıp bir değerlendirme yapma zarureti de görmezden gelinmeyecek şekilde önümüzde duruyor. Gerçekçi olduktan sonra imkânsıza talip olunabilir ancak. Bildiklerimizle amel edeceğiz ki, bilmediklerimizin, güç yetiremediklerimizin üstesinden gelebilelim.</p>



<p>Ücret politikasını değerlendirmek kolay bir şey değil. Bağlamsız, bağlantısız bir değerlendirme yapmanın makuliyetinin olmadığı da açık. Dolayısıyla her değerlendirme kendi tarihsel-toplumsal gerçekliğini dikkate alarak yapılmalıdır. Çünkü anlam zaruri bir şekilde bağlamla ilintilidir. Dolayısıyla ücret politikası tartışması içinde bulunduğumuz zaman dilimini ve Türkiye’nin gerçekliğini gözeterek yapılmak durumundadır. Ücret politikası dediğimizde insanların sosyalleşme biçimlerine, bu sosyalleşme biçiminin yönlendirdiği hayat tarzına ve beklentisine, zamanın hayat standardına, kabul edilebilir düzeyin ücret skalasına vs. bakmamız gerekiyor. Aksi taktirde soyut bir tartışmada ne konuştuğumuz rakamların ne verilen zamların ne de istenilen ücretlerin bir anlamı olabilir. Ücret ancak yaşadığımız hayatın koşulları ile etkileşimi varsa, bu etkileşim gerçekçi bir manzara sunuyorsa anlamlıdır. Bu açıdan bakıldığında ülkemizde özellikle sabit gelirlilerin sistematik şekilde yoksulluk altında tutulduğu gerçeğini görmemiz gerekiyor. Emekliler, asgari ücretliler özelinde bakıldığında durum çok daha çetrefilli bir görünüm arz ediyor. Çünkü bu kesimleri oluşturan milyonlarca insan bırakın yoksulluğu bilfiil açlık sınırı koşullarında hayat sürüyor.</p>



<p>Bir ülkenin bütün halinde açlığa, yokluğa, yoksulluğa katlanması gayet mümkündür aynı zamanda makuldür. Çekilen zorluklar dayanışma içerisinde yapıldığında birlik ve bütünlüğü de pekiştiren bir etki yaratır, aidiyet duygusunu güçlendirir. Ancak gelgelelim ülkemizdeki vaziyet bu tarz bir dayanışmaya yaslanmadığı gibi aidiyet duygusunu da güçlendirmiyor. Aksine tam tersine sonuçlar doğuruyor. Güçlü bir birlik ne de sağlam bir aidiyet duygusu gelişiyor. Çünkü paylaşım sistematiği daha da somutlaştırırsak ikincil bölüşümü gerçekleştiren ana mekanizma olan siyaset, hükümet ne adil bir paylaşımda bulunuyor ne de böyle bir paylaşımda bulunması gerektiği hassasiyetiyle hareket ediyor. O yüzden de açlık, yokluk, yoksulluk yapısal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Toplumun belirli kesimlerinin bu bölüşüm mekanizmasının doğasından kaynaklı olarak paylarına az düşüyor. İnsan hayatında bu tarz eşitsizlikleri bir doğa kanunu üzerinden değerlendirmenin anlamsızlığı ortadadır. Bu yüzden de kimse fakirliğin, yoksulluğun, adil olmayan paylaşımın bir yerçekimi kanunu gibi hayatımızda bulunduğundan bahsetmez, bahsedemez. Böyle bahsedilmemesi böyle davranılmadığı anlamına gelmemeli ancak. Fırtınanın koptuğu yer burası.</p>



<p>Kimse fakirliği bir doğa kanunu gibi göstermeye teşebbüs etmiyor görünüyor ancak doğal olmayanı doğallaştırmak şeklinde çok kötü bir alışkanlığı da yok değil insanlığın özellikle de devletin, iktidarın. Tam da böyle olduğu için yukarıda da değinildiği üzere işin içine mantık, matematik, istatistik, grafik vs. girer ve eşitsizlikler, adaletsizlikler doğallaştırılmaya, makulleştirilmeye, meşrulaştırılmaya çalışılır. Bazen iş öyle fantastik bir hal alır ki böyle bir durum yokmuş gibi bile davranılabilir. Nitekim bizdeki “çalışanlarımızı enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz” söylemi bunun somut bir örneğidir ve gerçekliğin camera obscurada tersyüz edilerek sunumu olarak not edilmelidir.</p>



<p>Enflasyon rakamları açıklandı buna göre zamanlar yapıldı. Bu matematiksel işlem bir hayat tanzimi olarak gerçekleşiyor. Altını özenle çizmek istediğim husus bu. Günümüzde hangi eşiğin açlığa, hangi sınırın yoksulluğa denk geldiği belli ve bu kabul edildiğine göre aynı zamanda hayat tanzimlerinin de bu gerçekliği dikkate alarak konuşulması ve yapılması gerekliliği açıktır.</p>



<p>Açık konuşmak gerekirse mevcut şartlar içerisinde yürütülen ekonomi-politik yoksulluğu bir tür kadere çeviriyor. Özellikle son yıllarda yaşananlar milyonlarca insanın bugününü ve geleceğini alt üst eden yıkıcı bir müdahale önümüzde dururken. Yoksulluğu kadere çeviren bir ekonomi-politiğin izahı yok. Paylaşımda hakkaniyetsizlik var ve meşrulaştırımı siyaset üzerinden gerçekleşiyor. İki açıdan mevzunun daha çok gündem edilmesinde zaruret var. Birincisi pratik-pragmatik açıdan meselenin ciddiyetle ele alınmasını gerektirmektedir. Çünkü bu paylaşımın önümüze getirdiği yoksulluk, gelir eşitsizliği siyasal, sosyal, kültürel boyutlarıyla ciddi bir maliyet oluşturuyor. Edip Cansever’in aynı şiirinde geçen “Ben yoksulsam sen de yoksulsun” dizesinde dile geldiği farkında olmazsak bile hepimiz birbirimizle sandığımızdan çok daha bağlıyız ve birbirimizi sandığımızdan çok daha fazla etkiliyoruz. O yüzden de yoksulumuz niteliği ile ülkemizin niteliği ve gücü arasında doğrusal bir ilişki var. İkincisi ise meselenin ilkesel, insani boyutu çok daha önemli ve çok büyük ciddiyeti gerektirmektedir. Çünkü açlık, yoksulluk doğrudan insanın insan olma kapasitesine saldırıdır. İnsanın ihmal ve istismar edilmesidir. Bu durumun oluşturduğu maliyet başlı başına büyük bir meseledir ancak sonuçlarından bağımsız olarak da bu ülkenin ve bu ülkedeki insani, ahlaki düzeyin doğrudan göstergesidir. İnsanın yaşatılmadığı, yaşatılamadığı, insanca muamele göremediği yerde rakamlar, istatistikler, planlar ne söylerse söylesin işler iyi gitmiyor demektir. Böyle olunca zaten ne elalemin yoksulluğumuzu görmesi ne de fizikle mantıkla hesabın kapatılmaya çalışılması da bir anlam edebilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" loading="lazy" width="513" height="1024" src="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250112_11-513x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-6418" srcset="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250112_11-513x1024.jpeg 513w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250112_11-150x300.jpeg 150w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250112_11-768x1532.jpeg 768w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250112_11-770x1536.jpeg 770w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250112_11-1026x2048.jpeg 1026w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2025/01/KARAR_20250112_11.jpeg 1469w" sizes="(max-width: 513px) 100vw, 513px" /></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/enflasyon-rakamlari-ve-bitmeyen-yoksullugumuz/">Enflasyon rakamları ve bitmeyen yoksulluğumuz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/enflasyon-rakamlari-ve-bitmeyen-yoksullugumuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>13 Ocak’ta İş Bırakıyoruz!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/13-ocakta-is-birakiyoruz/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/13-ocakta-is-birakiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jan 2025 21:51:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6412</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de sistemin işleyişi yoksulluk üretiyor. Yoksulluğu yapısallaştırıyor, kuşaklar arası transfer edilecek şekilde tahkim ediyor. Elbette fatura tüm Türkiye’nin. Ancak sabit gelirliler mağduriyet üreten düzenin en büyük mağdurları. Emekliler, asgari ücretliler ve kamu çalışanları düzenin zencilerine dönüştürülm üş durumdalar. Bu kesimlerin tümü yoksulluk sınırın altında bir yaşama mahkûm edilmiş. Büyük kısmı açlık sınırında hayatta kalmaya çalışıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/13-ocakta-is-birakiyoruz/">13 Ocak’ta İş Bırakıyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye’de sistemin işleyişi yoksulluk üretiyor.</p>



<p>Yoksulluğu yapısallaştırıyor, kuşaklar arası transfer edilecek şekilde tahkim ediyor.</p>



<p>Elbette fatura tüm Türkiye’nin. Ancak sabit gelirliler mağduriyet üreten düzenin en büyük mağdurları.</p>



<p>Emekliler, asgari ücretliler ve kamu çalışanları düzenin zencilerine dönüştürülm üş durumdalar.</p>



<p>Bu kesimlerin tümü yoksulluk sınırın altında bir yaşama mahkûm edilmiş.</p>



<p>Büyük kısmı açlık sınırında hayatta kalmaya çalışıyor.</p>



<p>Hükümet TÜİK verileri üzerinden yaşadığımız büyük hadiseyi başka türlü göstermeye çalışıyor.</p>



<p>Ortada bir sorun yokmuş gibi “enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz!” ifadelerini kullanıyor yetkililer.</p>



<p>Gerçeği saptırıyorlar, başka türlü göstermeye çalışıyorlar.</p>



<p>Açlık ve yoksulluk; insanların insan olma hüviyetlerine saldırıdır.</p>



<p>Açlık ve yoksulluk; insanların ihmal ve istismar edilmesidir.</p>



<p>Açlık ve yoksulluk; insanların kula kul edilmesidir.</p>



<p>Açlık ve yoksulluk; insanların namerde muhtaç edilmesidir.</p>



<p>Milyonlarca insanın insanca yaşama hakkı için,</p>



<p>Adil bir paylaşım için,</p>



<p>Hakça bir düzen için,</p>



<p>Açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilen kamu çalışanlarının,</p>



<p>Kamu emeklilerinin,</p>



<p>Asgari ücretlilerin,</p>



<p>Emeklilerin,</p>



<p>Düzenin mağdurlarının, mazlumlarının, tutunamayanlarının,</p>



<p>İnsanca, onurluca yaşaması için;</p>



<p>Özgür Eğitim-Sen olarak 13 Ocak’ta İş Bırakıyoruz!</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/13-ocakta-is-birakiyoruz/">13 Ocak’ta İş Bırakıyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/13-ocakta-is-birakiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çarpıtılmış Rakamlarla Asgari Ücreti Belirlemek Emekçiden Çalmaktır</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/carpitilmis-rakamlarla-asgari-ucreti-belirlemek-emekciden-calmaktir-2/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/carpitilmis-rakamlarla-asgari-ucreti-belirlemek-emekciden-calmaktir-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Dec 2024 12:24:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6399</guid>

					<description><![CDATA[<p>2025 yılında asgari ücretin ne kadar olacağını belirlemek üzere ilgili komisyonun çalışmaları sürüyor. Her ne kadar asgari ücretin “geçim ücreti” olmadığı söyleniyor olsa da Türkiye’de çalışan nüfusun yüzde 50’ye yakını geçimini asgari ücret ile sağlıyor. Avrupa’da bu oranın yüzde 10’ların altında olduğu düşünüldüğünde durumun vahameti ortaya çıkacaktır. İnsanca yaşayabilmenin en alt limiti olan asgari ücret [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/carpitilmis-rakamlarla-asgari-ucreti-belirlemek-emekciden-calmaktir-2/">Çarpıtılmış Rakamlarla Asgari Ücreti Belirlemek Emekçiden Çalmaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>2025 yılında asgari ücretin ne kadar olacağını belirlemek üzere ilgili komisyonun çalışmaları sürüyor. Her ne kadar asgari ücretin “geçim ücreti” olmadığı söyleniyor olsa da Türkiye’de çalışan nüfusun yüzde 50’ye yakını geçimini asgari ücret ile sağlıyor. Avrupa’da bu oranın yüzde 10’ların altında olduğu düşünüldüğünde durumun vahameti ortaya çıkacaktır. İnsanca yaşayabilmenin en alt limiti olan asgari ücret Türkiye’de ortalama ücret haline gelmiş bulunuyor.</p>



<p>Asgari ücret artışı ya bir önceki yılın enflasyon rakamlarına bakılarak ya da Orta Vadeli Program’da bir sonraki yıla dair enflasyon tahminine göre yapılıyor. Enflasyon baz alınarak yapıldığında çalışanların hem kayıpları telafi edilemiyor hem de toplumsal refahtan pay almaları imkansız hale geliyor. Enflasyon rakamlarının ülkemizde nasıl belirlendiği dikkate alındığında zaten başka söze gerek kalmıyor.</p>



<p><strong>Özgür Eğitim-Sen</strong>&nbsp;olarak; Enflasyon rakamlarındaki kandırmacanın son bulmasını ve kamu çalışanları ile emeklilerin maaş artışları ve asgari ücretin belirlenmesinde gerçek enflasyonun baz alınmasını talep ediyoruz. Gerçekleri yansıtmayan, piyasayla alakası olmayan rakamlar üzerinden veya gelecek yılın olabildiğince düşük tutulan enflasyon tahminleri üzerinden yapılacak artış emekçinin kesesinden yapılan hırsızlık olacaktır. Yapılan israfları “İtibardan tasarruf olmaz” söylemiyle meşrulaştıranları çocuklarının, eşinin taleplerinin karşılayamayan, evine ekmek götüremeyen bir babanın çocukları ve eşi nezdindeki itibarını düşünmeye davet ediyoruz.</p>



<p><strong>Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/carpitilmis-rakamlarla-asgari-ucreti-belirlemek-emekciden-calmaktir-2/">Çarpıtılmış Rakamlarla Asgari Ücreti Belirlemek Emekçiden Çalmaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/carpitilmis-rakamlarla-asgari-ucreti-belirlemek-emekciden-calmaktir-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devlete düşülen dipnot olmak</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/devlete-dusulen-dipnot-olmak/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/devlete-dusulen-dipnot-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Dec 2024 12:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulbaki Değer]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6385</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer “Yer yer bu konu kamusal tartışmaya dönüşüyor gibi görünse de Türkiye’de yerleşik sistemin yapısal bir dönüşüm geçirmesi mevzusu, maalesef toplumu dipnot olmaktan çıkaracak bir düzleme kavuşturulamadı. Bunun en çarpıcı göstergelerinden birisini başörtüsü üzerinden yaşadıklarımız gösteriyor. Başörtüsü, Türkiye’nin siyasi tarihi açısından çok sembolik bir hüviyette. Başörtüsü özelinde yaşadığımız başkalaşım da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/devlete-dusulen-dipnot-olmak/">Devlete düşülen dipnot olmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer “Yer yer bu konu kamusal tartışmaya dönüşüyor gibi görünse de Türkiye’de yerleşik sistemin yapısal bir dönüşüm geçirmesi mevzusu, maalesef toplumu dipnot olmaktan çıkaracak bir düzleme kavuşturulamadı. Bunun en çarpıcı göstergelerinden birisini başörtüsü üzerinden yaşadıklarımız gösteriyor. Başörtüsü, Türkiye’nin siyasi tarihi açısından çok sembolik bir hüviyette. Başörtüsü özelinde yaşadığımız başkalaşım da titizlikle üzerinde durmayı gerektiriyor”</h2>



<p>İngiliz Filozof Alfred Whitehead “tüm Batı Felsefesi tarihi, Platon’a düşülmüş dipnotlardan ibarettir” demişti. Bu tespit, felsefe faaliyetinin seyrini belirleyen Platon’un merkezi konumuna vurgu yapıyor. Dolayısıyla felsefi bir faaliyetin ister yanında ister karşısında olsun, Platon’la hesaplaşmadan bir mesafe alamayacağının altı çiziliyor. Siyasi tarihimizin serencamına bakıldığında Türkiye’de de her şeyin devlete düşülen bir dipnot olduğunu söylemek gerekiyor sanırım. Devletin ayrı, bağımsız bir entite olarak mevcudiyeti iddiasında değilim şüphesiz. Onun homojen, tarih-toplum üstü bir varlık olarak sabit, değişmez olduğu da söylenemez.</p>



<p>Ancak bu tarz bir özün, determinizmin yokluğu istediğin şekli verebileceğin bir balmumu durumunu da asla düşündürtmemeli. Belirli koşullar içinde şekillenmiş bir zihniyetten, anlayıştan, düşünceden, pratikten bahsediyoruz. Devlet denilen mekanizmanın kendine has hususiyetleri var. Diğer taraftan bununla birlikte her devletin ayrıca kendine has hususiyetleri var vs.</p>



<p>Bu hususiyetler yukarıda değinildiği üzere değiştirilemez bir doğaya göndermede bulunmaz. Ancak bu gerçeklik, dikkate alınmadığında kendisini gerçekleştiren bir kehanet gibi sürekli mevcudu yeniden üretecek şekilde işler, işlemeye devam eder. Bu işleyiş bir zorunluluğun değil tersine zihniyetin, anlayışın, okumanın, pratiğin kaçınılmaz bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Çok derinlere işleyen bir sorun tanılama ve çözme yetisi, yatkınlığı var karşımızda. Elbette ideolojik-politik niteliği var, pratik, pragmatik boyutları var. Bütün bunlar nihayetinde yerleşik düzeni, düzenin işleyişini vs. belirliyor.</p>



<p>Türkiye&#8217;de devletin niteliğini belirleyen, kaderine yön veren iktidar seçkinlerinin kimler olduğunu daha doğrusu etki kapasitesi yüksek hangi güç bloklarının faal olduğunu detaylandırmak önemli bir tartışma alanı olarak önümüzde duruyor. Yer yer bu konu kamusal tartışmaya dönüşüyor gibi görünse de Türkiye’de yerleşik sistemin yapısal bir dönüşüm geçirmesi mevzusu, maalesef toplumu dipnot olmaktan çıkaracak bir düzleme kavuşturulamadı. Bunun en çarpıcı göstergelerinden birisini başörtüsü üzerinden yaşadıklarımız gösteriyor. Başörtüsü, Türkiye’nin siyasi tarihi açısından çok sembolik bir hüviyette. Başörtüsü özelinde yaşadığımız başkalaşım da titizlikle üzerinde durmayı gerektiriyor.</p>



<p>Türkiye&#8217;deki modernleşme hikâyesinin önemli başlıklarından birisini kılık-kıyafet oluşturuyor. Osmanlı son döneminden başlayan ve Cumhuriyetle radikalleşerek bugüne gelen süreç kılık-kıyafet üzerinden okunabilir pekâlâ. Bu açıdan başörtüsü temelinde siyasi ve sosyolojik bir okuma yapmak gayet makul. Çünkü sistemin varlığını, işleyişini, kodifikasyonunu gösteren önemli unsurlardan birisi. Başörtüsünün, başörtülülerin sistem içindeki dönüşümü bir yönüyle Türkiye’deki meşruiyet evreninin durumuna ilişkin açıklayıcı bir veri sunuyor.</p>



<p>Şüphesiz başörtüsünün, başörtülülerin yeni meşruiyet evreninde yer bulmuş olmaları çok önemli. Ancak meşruiyet evreninin bu tarz sembolik, ideolojik-politik dönüşümü ile sistemin karakterinin ve işleyişinin yapısal dönüşümü arasındaki farkın altını çizmekte ve bu tip dönüşümleri bununla etkileşime sokarak okumakta yüksek yarar var. Aksi taktirde herkesin, her şeyin niye dönüp dolaşıp devlete düşülen bir dipnota dönüştüğünü ne anlamak ne de bu girdaptan çıkmak mümkün olabilecek.</p>



<p>Bu anlamda devlete düşülen dipnot olmaktan çıkamadığımızı gösteren iki düşündürücü tabloya değinmek istiyorum. Birisi henüz sıcaklığını koruyan dokuz gencimizin İsrail’le ticaretin devam etmesini protesto etmesinden dolayı tutuklanmasıydı. Basına yansıyan bilgilere göre protestoyu gerçekleştiren gençlerin gözaltı kararını veren hâkimin başörtülü olduğuydu. İsrail’i protesto eden ve gözaltına giden süreçte gerekçe olarak ileri sürülen şey, gençlerin Cumhurbaşkanına hakaret etmesiydi. Zaten Erdoğan&#8217;a yönelik protesto veya İsrail’le ticari ilişkilerin kesilmemesine ilişkin eleştiriler üzerinden gençlerin tutuklanmış olması başlı başına trajik bir şey. Ancak bu kararı veren hâkimin başörtülü olması, gözaltına alınan başörtülülerin uğradıkları muamele ise neden bir dipnot olmaktan öte anlam taşınmadığının ibretlik bir görünümünü veriyor.</p>



<p>Diğer önemli tablo ise TBMM görüşmelerinde hükümete yönelik eleştirilere verilen kurumsal cevapların çoğunluğunun başörtülü grup başkan vekilleri tarafından veriliyor olmasıdır. Hükümetin veya devletin her türlü eksikliğini, yanlışlığını dile getiren söylemlerin cevabını başörtülü vekiller veriyor. Öyle bir denklem oluşuyor ki; bu tip yanlışların, hataların, sıkıntıların neredeyse sorumlusu olarak başörtüsü, başörtülüler oluyor. Başörtüsü, başörtülüler ve dile gelen eleştiriler, hatalar, yanlışlar arasında bir özdeşlik algısı oluşuyor. İktidar başörtülülerin iktidarı, dolayısıyla tüm yanlışların, eksiklerin, hataların sorumluları da başörtülüler! Bu denklem şüphesiz her şekilde yanlış bir denklem değil. Ancak her haliyle doğru bir denklem olduğunu söylemek de mümkün değil.</p>



<p>Meşruiyet evreninin sınırlarında tarihsel süreklilik içerisinde oynama oluyor. Ancak iş dönüp dolaşıp Nevzat Tandoğan’ın ibretlik çıkışında tükeniyor: “Bu memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yararlı bir şeyse onu da biz getiririz, size ne oluyor?”</p>



<p>Ne olursanız olun, kim olursanız olun fark etmiyor. Söyleminiz, iddialarınız, inançlarınız da çok önemli değil. Nihayetinde görünür bir dipnot olmak için vaktinizi bekliyorsunuz. Düzen uygun gördüğünde, siz ona düşülen bir şerh olmak için işlev göreceksiniz. Her şeyi dipnota dönüştüren, açıklayıcı bir şerhe büründüren layusel bir mekanizmadan, sıra dışı bir tahakküm sistematiğinden bahsettiğimiz anlaşılmasın elbette. Burada işleyişi, ilişkisi, ağı ile bir mekanizma var. Bu mekanizmanın gerçekliğini gözetmeyen her hamle kaçınılmaz şekilde esir düşüyor. Bazılarının bu esarete bakıp esarete düşüren mekanizmada keramet aramasına da çok prim vermemek gerekiyor. Ağına düşüren ve herkesi bir dipnota çeviren bu mekanizmanın nihayetinde karşımıza çıkardığı gerçekliği görüyoruz, yaşıyoruz. Her şey önümüzde, niteliğiyle, kalitesiyle vs.</p>



<p>Bizi dipnota çeviren şey, Platonvari bir büyüklük değil. Ancak Platon’da olduğu gibi mutlaka dikkate alınması, hesaplaşılması gereken bir mevcudiyet var önümüzde. Platon büyüklüğü, derinliği, yüksek etki kapasitesi ile felsefe tarihini domine ediyor. Türkiye&#8217;de devlet ise başka bir düzlemede kendisini dayatıyor. Sanılanın aksine o, üst bir zekâ, derin bir akıl, rafine bir strateji olarak belirmiyor. Öyle olsaydı Türkiye, devleti ve milletiyle varlığını ve işleyişini bambaşka bir seviyeye çıkarabilme performansını gösterebilmiş olurdu. Burada adeta yapı olarak, form olarak, işleyiş olarak kendisini muhafaza eden ve her tür varlığı, gelişmeyi, iddiayı ve siyaseti kendi varlığına güç temin eden bir aparata dönüştürüyor. Ruhunu emip amorf bir bünyeye dönüştürüyor. Bu başarı elbette devletin, sistemin, yapının başarısı olarak not edilmelidir.</p>



<p>Nihayetinde her şeyi kendisine düşülen bir şerhe, dipnota çeviren yapının gücünden şüphe edenin aklından şüphe etmek lazım. Gerçekten de Türkiye’de gücün nerede ve kimde olduğunu görmek çok zor değil. Ancak bu denklemde güçsüz olanın ne olduğu, kim olduğu ve nerede olduğu çok daha açık ve dikkate değer görülmeli. Başörtüsü de bu açıklığı bütün çarpıcılığıyla önümüze bırakıyor. Devlete düşülen dipnottan başka bir şey olmayı beceren çıkmadı henüz. Osmanlıda oyun bitmiyor ve açık konuşmak gerekirse bizim de dipnot olmaktan çıkacak gibi bir durumumuz ufukta görünmüyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" loading="lazy" width="513" height="1024" src="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/12/KARAR_20241210_11-513x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-6386" srcset="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/12/KARAR_20241210_11-513x1024.jpeg 513w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/12/KARAR_20241210_11-150x300.jpeg 150w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/12/KARAR_20241210_11-768x1532.jpeg 768w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/12/KARAR_20241210_11-770x1536.jpeg 770w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/12/KARAR_20241210_11-1026x2048.jpeg 1026w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/12/KARAR_20241210_11.jpeg 1509w" sizes="(max-width: 513px) 100vw, 513px" /></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/devlete-dusulen-dipnot-olmak/">Devlete düşülen dipnot olmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/devlete-dusulen-dipnot-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülakat; adaletsizlik, istismar ve iltimas demektir!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-adaletsizlik-istismar-ve-iltimas-demektir/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-adaletsizlik-istismar-ve-iltimas-demektir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2024 11:39:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulbaki Değer]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[mülakat adaletsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6378</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer: Mülakat, ne nitelikli öğretmen ihtiyacımızın karşılanmasına ne KPSS alan testinde görülen düşük başarının giderilmesine katkı sunacak. Şaibeli bir enstrümanla kendi geleceğimizi hedef aldık. Sonuçlar tamamen iptal edilerek yok sayılmalı ve KPSS puanına göre oluşan sıralama üzerinden atamalar yapılmalıdır. Yaşlılığında iyice karamsar hale gelen Horkheimer “Avrupa tarihi nihayete ermiştir ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-adaletsizlik-istismar-ve-iltimas-demektir/">Mülakat; adaletsizlik, istismar ve iltimas demektir!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer: Mülakat, ne nitelikli öğretmen ihtiyacımızın karşılanmasına ne KPSS alan testinde görülen düşük başarının giderilmesine katkı sunacak. Şaibeli bir enstrümanla kendi geleceğimizi hedef aldık. Sonuçlar tamamen iptal edilerek yok sayılmalı ve KPSS puanına göre oluşan sıralama üzerinden atamalar yapılmalıdır.</h2>



<p>Yaşlılığında iyice karamsar hale gelen Horkheimer “Avrupa tarihi nihayete ermiştir ve bundan böyle pozitivizm haklıdır” demişti. Yaşadığı koşullar dikkate alındığında Horkheimer’a hak vermemek elde değil. Bizim mevcut durumumuz da farklı değil. Benzer bir karamsarlığın toplumu iyice sarmaladığı bir düzlemdeyiz. Bizim de adeta tarihimiz nihayete ermiş ve devletimiz, bürokrasimiz her halükarda haklı çıkıyor. Yüzbinlerce öğretmen adayının atama başvurusunda bulunacağı bugünlerde bu alanda yaşadıklarımız neden yapısal bir karamsarlığın girdabında sürüklendiğimiz göstermeye yetiyor.<br>Nobel ödülünü alan Daron Acemoğlu basına yansıyan Türkiye değerlendirmelerinde iki çarpıcı tespitte bulundu kanaatimce. Birincisi “Türkiye’de kalsaydım Nobel ödülünü alamazdım” ifadesi ikincisi de “Türkiye’nin önünde bir fırsat penceresi kaldı. Türkiye 15-20 yıl içinde çok daha yaşlanacak ve çağın gerisinde kalma riski ile karşı karşıya kalacak. Bu nedenle hızlı bir şekilde teknoloji ve beşeri sermayeye yatırım yapılması şart” vurgusuydu. Esasında bakıldığında ikisi de temelde insan kaynağının iyi yönetilmesi ile bağlantılı hususlar. İnsan kaynağı yönetimiz de Türkiye’nin nasıl yönetilmesiyle doğrudan ilintili.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>ÜÇ TEMEL MEVZU</strong></h3>



<p>Bu yıl eğitim gündemimizde üç temel mevzu öne çıktı. Müfredat, Öğretmenlik Mesleği Kanunu ve önümüzdeki günler atamaların yapılmasıyla tamamlanacak öğretmen alımı. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile hayata geçirilen müfredatı ve Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nu değişik vesilelerle gündem ettik, önümüzdeki süreçte etmeye devam edeceğiz. Bu yazı özelinde öğretmen alımlarına ilişkin bir değerlendirme yapma gereğini duyuyorum. Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun gerekçesinde de ifade edilen stratejik bir mesleğin yönetim sürecinde nasıl anlamsızlaştırıldığını ve Horkheimer’in ifadesiyle pozitivizmin nasıl hep haklı çıktığını, adeta göz göre göre anlamsız bir ısrarın çıkardığı yüksek maliyete nasıl sürüklendiğimizi göstermesi açısından öğretmen alımına odaklanmakta yarar var.<br>Bilindiği üzere Türkiye öğretmen ihtiyacını, üniversitelerin eğitim fakültelerini bitirmiş ve diğer fakültelerin ilgili bölümlerinden mezun olup pedagojik formasyon almış adaylardan karşılıyor. İhtiyaç duyduğumuz sayıdan çok fazla öğretmen adayı yetiştirdiğimiz için atanacak adayları nesnel, geçerliliği, güvenilirliği ve toplumsal meşruiyeti sağlanmış KPSS sınavı üzerinden gerçekleştiriyoruz.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>İZAHI OLMAYAN DURUM</strong></h3>



<p>Daha önce de ülkemizde başvurulan bir yöntem olan mülakat, subjektifliği ve toplumsal hafızadaki olumsuzluğu nedeniyle yürürlükten kaldırıldı daha sonra ise 15 Temmuz’un ardından yeniden hayata geçirildi. Ancak de jure olarak hayatımıza geri dönse de fiilen etkisi sıfırlandı. Öğretmen adaylarına mülakatlarda, KPSS sınavında aldıklarının aynısı verildi. Örneğin KPSS sınavı 75,5 ise ya 75’e veya 76’ya yuvarlandı. Bir de örtük bir şekilde güvenlik soruşturması olumsuz olduğu iddia edilen adaylara puanı kaç olursa olsun mülakatta 60’ın altı not verilerek tercih yapmaları engellendi. Mülakat bir nevi güvenlik soruşturmasının kamuflajına dönüştürüldü. KPSS puanının aynısını vermek veya güvenlik soruşturmasının kamuflajı olarak mülakatı kullanmak izahı mümkün olmayan bir durumdur. Etkisiz, işlevsiz veya örtük, operasyonel bir aygıtı tesis etmenin insan kaynağı yönetimi açısından anlamsızlığı ortadadır. Bu hem kamusal işleyişin vaziyeti açısından hem de değerlendirme sürecindeki insan kaynağının itibarsızlaştırılması, değersizleştirilmesi açısından ibretliktir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>TOPLUMSAL HASSASİYET</strong></h3>



<p>Geçtiğimiz yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kamuda mülakatları kaldıracağız” vaadinde bulunmuştu. Seçimlerin ardından kabinede Milli Eğitim Bakanı olarak görevlendirilen Yusuf Tekin, öğretmenlerin seçiminde en iyi ve en donanımlı adayların belirlenmesinin önemli olduğunu ve mülakatın doğru bir yöntem olduğunu belirterek mülakatı mülakat gibi uygulayacaklarını belirtti. Tüm eleştirilere rağmen geri adım atılmadı ve 2 Temmuz 2024 ile 10 Ağustos 2024 tarihleri arasında mülakatlar gerçekleştirildi. Ekim ayında Meclisten geçerek yasalaşan Öğretmenlik Mesleği Kanunu ile Öğretmenlik Akademisi kuruldu ve bundan sonraki süreçte öğretmen istihdamında mülakata başvurulmayacak. Dolayısıyla Türkiye’nin infial halinde karşı çıktığı ve MEB’e geri adım attıramadığı düzenleme bu yıl uygulandıktan sonra rafa kaldırılacak. Toplumsal hassasiyet ve talepler karşısında bu dirençli duyarsızlık üzerinde şüphesiz ciddiyetle durulmalıdır. Çok önemli husus daha var bu uygulama üzerinden konuşulması gereken. Birincisi MEB’in mülakat dolayımında gösterdiği performans ve resmi anlatı var ki “case study” olarak üzerinde durulmalı. MEB, nitelikli öğretmen ihtiyacını ve KPSS alan testi sonuçlarının düşüklüğünü ileri sürerek mülakatı meşrulaştırmaya çalıştı. Oysa mülakat içeriği, yapılandırılması, uygulayıcıları ve uygulanması sadece stratejik önemdeki bir insan kaynağının bu ülkeye olan düşünsel-duygusal aidiyetlerinin aşınmasına yol verdi. Ne nitelikli öğretmen ihtiyacımızın karşılanmasına ne KPSS alan testinde görülen düşük başarının giderilmesine katkı sunacak. Şaibeli bir enstrümanla kendi varlığımızı, geleceğimizi hedef aldık.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>İLK DÜĞME YANLIŞ İLİKLENDİ</strong></h3>



<p>Nitekim meşruiyeti son derece düşük bu enstrümanın kullanımının ardından geçen uzun süre boyunca MEB, mülakat sonuçlarını devam eden yargı sürecini gerekçe göstererek açıklamadı. Yükselen itirazların, eleştirilerin ardından sonuçları duyurdu ancak bu kez de atama sürecinin en hayati boyutunu oluşturan adayların sıralama verilerini paylaşmadı. Zaten bir seçme-eleme yöntemi olan mülakatın tıpkı KPSS gibi en temel niteliği adayları yeniden sıralama özelliğidir. Bu açıklanmadığında mülakat puanının kendi başına ne anlamı ne de önemi söz konusu olabilir. MEB yaptığı basın açıklamasında; adayların oluşan yeni sıralamasını niçin açıklamadığını belirtmek yerine mülakatı nasıl titiz bir şekilde yürüttüğünü ispatlamaya çalışmış. Öğretmen adaylarının paylaştığı veriler dikkate alındığında mülakat komisyonlarının Türkiye genelinde farklı farklı puanlamalara gittiği bazı komisyonlarda adayların KPSS puanları verilmiş bazı komisyonlarda ise KPSS puanı ile mülakat puanı arasında çok önemli farklılık oluşmuş. Çok küçük puanların bile sıralamayı etkilediği ve adayların hayatlarına doğrudan tesir ettiği düşünüldüğünde nasıl vahim ve savunulamaz bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. İlk düğmeyi yanlış iliklediğinizde ardından işlerin düzgün gitmesini bekleyemezsiniz.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>GÜVENİLİRLİĞİ YOK</strong></h3>



<p>14-20 Kasım tarihleri arasında adaylar atama için tercihte bulunacak. Unutulmamalıdır ki; KPSS her türlü iltimas, kayırmacılık ve şaibenin önüne geçebilecek nesnel, meşru bir seçme-eleme-yerleştirme imkânı sunduğu için getirilmişti. İddia edildiği gibi ne KPSS ne de mülakat nitelik açığını gideren bir enstrüman. Nitelik açığının nasıl giderileceği bambaşka bir konudur. Mülakat; adaletsizliği, istismarı ve iltiması üst seviyeye çıkarıp büyük mağduriyetlere sebebiyet veren, nesnelliği ve güvenilirliği olmayan bir uygulamadır. O yüzden yapılması gereken çok açıktır. Mülakat sonuçları tamamen iptal edilerek yok sayılmalı ve KPSS puanına göre oluşan sıralama üzerinden atamalar yapılmalıdır. Yanlışta ısrarın ne Türkiye’ye ne de MEB’e faydası olur.</p>



<p>Horkheimer, demokratik eşitliğin despotik saltanatında özgürlüğün hayat bulamaması nedeniyle karamsardı. Bizim vaziyetimizin kasveti, özgürlükten yoksun kalışımızdan kaynaklandığı gibi aynı zamanda demokratik bir eşitlikten de muaf oluşumuzdan kaynaklanıyor.</p>



<ul>
<li><a href="https://www.karar.com/gorusler/mulakat-ogretmen-atamalari-veya-firsat-pencerelerini-kapatmak-1909979">https://www.karar.com/gorusler/mulakat-ogretmen-atamalari-veya-firsat-pencerelerini-kapatmak-1909979</a></li>
</ul>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" loading="lazy" width="664" height="1024" src="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/WhatsApp-Image-2024-11-19-at-14.37.12-664x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-6379" srcset="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/WhatsApp-Image-2024-11-19-at-14.37.12-664x1024.jpeg 664w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/WhatsApp-Image-2024-11-19-at-14.37.12-195x300.jpeg 195w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/WhatsApp-Image-2024-11-19-at-14.37.12-768x1184.jpeg 768w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/WhatsApp-Image-2024-11-19-at-14.37.12.jpeg 958w" sizes="(max-width: 664px) 100vw, 664px" /></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-adaletsizlik-istismar-ve-iltimas-demektir/">Mülakat; adaletsizlik, istismar ve iltimas demektir!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-adaletsizlik-istismar-ve-iltimas-demektir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kötü Ekonomi Yönetimi Ülkeyi Felakete Sürüklüyor</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/kotu-ekonomi-yonetimi-ulkeyi-felakete-surukluyor-2/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/kotu-ekonomi-yonetimi-ulkeyi-felakete-surukluyor-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Nov 2024 13:44:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Durgunluk sürecine giren ekonomi küçülmeye ddevam ediyor. Sadece sefalet hayatı reva görülen asgari ücretli, memur ve emekli değil esnaf, sanayici ve tüccar da kan ağlıyor. İşletmeler konkordato ilan ediyor, fabrikalar iş yavaşlatmak zorunda kalıyor, işsizlik verileri yükseliyor. Yani felakete doğru son sürat ilerleniyor fakat ekonomi yönetimi sadece birtakım ürünlere zam yaparak, vergileri arşı âlâya çıkararak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/kotu-ekonomi-yonetimi-ulkeyi-felakete-surukluyor-2/">Kötü Ekonomi Yönetimi Ülkeyi Felakete Sürüklüyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Durgunluk sürecine giren ekonomi küçülmeye ddevam ediyor. Sadece sefalet hayatı reva görülen asgari ücretli, memur ve emekli değil esnaf, sanayici ve tüccar da kan ağlıyor. İşletmeler konkordato ilan ediyor, fabrikalar iş yavaşlatmak zorunda kalıyor, işsizlik verileri yükseliyor. Yani felakete doğru son sürat ilerleniyor fakat ekonomi yönetimi sadece birtakım ürünlere zam yaparak, vergileri arşı âlâya çıkararak sorunu çözeceğini zannediyor.</p>



<p>Devlet, 10 ayda üç kez zam yaptığı köprü geçiş ücretlerini yüzde 190 ila 288 oranında artırıyor, 31 Aralık’ta 8,5 lira olan köprü geçiş ücretini 33 liraya çıkarıyor. Emlak vergisine yüzde 48, doğalgaz ve elektriğe yüzde 38 zam yapıyor. Tüm ürünlere keyfine göre vergi koyan, yüksek zamlar yapan ekonomi yönetimi, bu zamların enflasyonu yükseltmesini perdeleyerek enflasyonun sebebi olarak sabit gelirlilere yapılan düşük maaş artışını gösterebiliyor ve maaşlara artış yapılmasının önüne geçebiliyor.</p>



<p>İEkonomi yönetimi hiçbir şekilde bütçe harcamalarında kısıtlamaya yanaşmıyor. İsraf önlenmiyor, büyük şirketlerden vergi alınmıyor. Sadece dar gelirli insanların taşın altına elini koyması isteniyor ve vatandaşa hayatı zehir ediliyor. Rakamlarla oynayıp enflasyonu düşük göstererek mevcut ekonomik koşullarda memura ve emeklisine yoksulluk, yoksunluk reva görülüyor.</p>



<p><strong>Özgür Eğitim-Sen</strong>&nbsp;olarak; ekonomideki gidişatın korkunç bir felakete doğru ilerlediğine dikkat çekiyor, ekonomi yönetimini ciddiyete davet ediyoruz. Garibanın parasıyla zengini fonlayan ekonomi yönetimi, devlet bütçesini kemiren yüzlerce kara deliği görmezden gelerek çareyi dar gelirlinin sırtını kırbaçlamakta görmekten vazgeçmelidir. Tarihte görülmedik boyutlara ulaşmış olan yolsuzluklar ve kontrolden çıkmış bulunan israf önlenmeli; yüksek enflasyonla göstermelik değil gerçekten mücadele edilmelidir. Dar gelirli vatandaşın artık takatinin kalmadığını görmemekte ısrar eden ve krizden çıkış yolu olarak alt ve orta gelirlinin sırtına yapışan hükümet; bir an önce yapısal reformlar yapmalı, vergi sistemini adil hale getirmeli, maaşları insanca yaşanır seviyeye yükseltmelidir. Tüm bunlara paralel olarak da yargı bağımsızlığını sağlamaya, demokrasiye tekrar işlerlik kazandırmaya yönelik adımlar atmalıdır.</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/kotu-ekonomi-yonetimi-ulkeyi-felakete-surukluyor-2/">Kötü Ekonomi Yönetimi Ülkeyi Felakete Sürüklüyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/kotu-ekonomi-yonetimi-ulkeyi-felakete-surukluyor-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adalet Ne Olcak?</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/adalet-ne-olcak/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/adalet-ne-olcak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Nov 2024 13:35:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6369</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mahkemelerin iş yükünü hafifletmek için, vatandaş ile devlet kurumları arasında arabuluculuk yapan Kamu denetçiliği Kurumu başta olmak üzere, yerel mahkemeler de, mağdur olan vatandaştan ziyade, devlet kurumlarını yanlış yönetenlerin avukatlığını yapar hale geldiler. Evet, hak arama yerleri gittikçe amacından uzaklaşma yolunda ilerliyor. Kamu Denetçiliği Kurumu, kendisine yapılan başvuruları detaylı incelemeden –uğraşmamak adına-&#160; “GÖNDERME” kararı vermektedir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/adalet-ne-olcak/">Adalet Ne Olcak?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mahkemelerin iş yükünü hafifletmek için, vatandaş ile devlet kurumları arasında arabuluculuk yapan Kamu denetçiliği Kurumu başta olmak üzere, yerel mahkemeler de, mağdur olan vatandaştan ziyade, devlet kurumlarını yanlış yönetenlerin avukatlığını yapar hale geldiler.</p>



<p>Evet, hak arama yerleri gittikçe amacından uzaklaşma yolunda ilerliyor. Kamu Denetçiliği Kurumu, kendisine yapılan başvuruları detaylı incelemeden –uğraşmamak adına-&nbsp; “GÖNDERME” kararı vermektedir. Başvuruda sunulan üst yargı kararlarını görmezden gelerek RED kararı vermektedir. Hâlbuki benzer konuyla ilgili yıllar önceki başvurularda, üst yargı kararlarını da dikkate alarak, hukuka uygun kararlar verebilmekteydi.</p>



<p>TBMM adına karar verme yeri olan Kamu Denetçiliği Kurumuna yapılan başvurular, yasal süre olan idari yargı başvuru süresini durdurmaktadır. Bu ilke bilinen bir kuraldır. Son dönemde, yerel İdare Mahkemelerin Kamu Denetçiliğine yapılan başvuruları görmezden gelip, idari dava başvurularını “süre aşımı”ndan RED ettikleri bilgileri gelmeye başladı. Sözde iyi yönetim ilkeleriyle vatandaşın haklarını koruması gereken kişi/kurumların, amacından uzaklaşmaları sadece adaletin yitimi değil aynı zamanda güven duygusunu da zedelemektedir. .</p>



<p>İYUK’un 5. Maddesi gereğince birbiriyle bağlantılı olan işlemler için tek dilekçeyle dava açılabilirken, gelinen son noktada, yerel mahkemelerin bu şekildeki başvuruları RED etmesi düşündürücü ve üzüntü vericidir. Vatandaş maddi olarak güç durumda bırakılarak üst yargı kurumlarına başvurmak zorunda bırakıyorlar. Hukuk kuralları iyileştirilecekse, öncelikle var olan hukuk kurallarının uygulanması ve hukuktan gerçek anlamda anlayan kişilerin görevlendirilmesiyle başlanması büyük önem taşımaktadır. Örnek verilen konularda RED kararı veren Hâkimler hakkında işlem yapılmadığı sürece, adalete olan güven tamamen yok olmaya devam edecektir.</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/adalet-ne-olcak/">Adalet Ne Olcak?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/adalet-ne-olcak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
