Tarih Türkiye’yi Çağırıyor

Ali Aydın
Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Tüm Yazıları
30.06.2017
A+
A-

Coğrafyamız büyük bir alt üst oluşa sahne olurken çevremizde olup bitenler, 15 Temmuz’da görüldüğü gibi içeride de Türkiye için yeni tehditler ortaya çıkarıyor. İçine hapsedildiğimiz parantezleri kapatan siyasi gelişimimiz ise bir eşiğin önünde durduğumuzu bizlere hatırlatıyor. Eskinin yok olduğu yeni olanın ise henüz belirmediği bir aralık tehditler için davetkâr olduğu kadar muhtemel fırsatlara da gebedir. Siyaset epeydir iç-dış ayırımın silikleştiği ve anlamını yitirmeye başladığı küresel dekorda icra ediliyor. Yakın tarihimizde hem coğrafyamızda hem de içimizde art arda atılan düğümlerin her biri bugüne birer “kronik sorun alanı” başlığı altında geldi. Hepsi çözülmeyi bekleyen birer düğüm olarak kaldı.  Şimdi ise tarih; yeni bir fırsat, yeni bir imkânla yüklü. 

Frigya kralı Gordios tarafından kızılcık dallarıyla atılan ve rivayet edildiğine göre çözmeyi başaranın aynı zamanda Asya’nın da hükümdarı olacağına inanılan Gordion düğümü, Anadolu’nun kadim tarihinin bir cilvesi olarak yeniden karşımızda duruyor. Makedonya Kralı Büyük İskender Gordion kentine uğrayana kadar Gordion düğümü yıllar boyunca ilk günkü sağlamlığında kalmıştı. Kimsenin çözemediği düğüm, İskender’in bir kılıç darbesiyle çözülmüştü. Rivayeti doğrularcasına İskender fetihten fethe koşarak Asya’nın içlerine kadar uzanmıştı. İskender’in Gordion düğümünü çözüşünden yaklaşık 25 asır sonra kadim Anadolu yine bir düğümün çözülüşünün arifesinde. İlkinin çözülüşü İskender’i fetihten fethe koşturmuş ona Asya’nın kapılarını açmıştı. 21.yüzyılda tarihin bu kritik ve kırılgan noktasında şartlar Türkiye’yi, emperyal odakların yüzyıllardır şeytani bir zekâyla din, mezhep, etnisite, ideoloji örgüleriyle doladığı kördüğümü çözerek hem kendisinin hem de coğrafyasının istikbalini belirleyeceği bir konuma zorluyor.

Düğümü yeni anayasa çözer

21 Ekim 2007’de yapılan referandumda Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, halkın oylarıyla kabul edildiğinde sistemin eski haliyle devam edemeyeceği netleşmişti. Bu değişimin “kronik sorun alanlarımız” içerisinde başat bir yerde duran yeni anayasa talebinin ayrılmaz bir parçası olacağı da öngörülür bir durumdu. Dolayısıyla 2007’de temelleri atılan de facto durum, CHP lideri Kılıçdaroğlu’ nun iddia ettiği gibi bir kişinin kişisel istek ve arzularıyla ortaya çıkan değil, vesayet düzeninin işlevsizleşen karakterinden neşet etmişti. Sistemdeki bu uyumsuzlukta en büyük payın CHP başta olmak üzere öngörüsüz, milletten kopuk siyasette olduğu hafızalardadır. Vesayet düzeninin devamına odaklanan siyasetiyle CHP, değişim dalgasını öngöremediği gibi kabaran talepleri vesayet sisteminin iktidar aygıtları ve diskuru ile bertaraf edeceğini varsayan yüzeysel bir okumanın blokajında sıkıştı. Türkiye’yi devraldığı imtiyazların korunması uğruna rejim krizine sürükleyerek CHP, bugün dile getirilen fiili durumun aktörü olarak sahne aldı.

Öte yandan bugüne kadar Türkiye’de anayasa değişikliğini talep etmeyen, gündeme getirmeyen, teklif ve görüş beyan etmeyen bırakın siyasi partiyi neredeyse dernek kalmadı. Mevcut anayasanın pek çok değişikliğe uğramasına ve tüm reform çabalarına rağmen antidemokratik ruhunun tazeliğini ve zindeliğini sürekli korumuş olması en temel karakteri sivil olan yeni bir anayasanın vücuda getirilmesini zorunlu kılmıştır. Hâl böyleyken siyasal sistemin sıhhat bulacağı bir değişikliği peşinen mahkûm etme girişimleri Türkiye’nin hayrına olmadığı gibi siyaseten de doğru değildir.

Vesayet sistemi devam edemez

Bugüne kadar devlet-toplum ilişkisinde sosyolojinin hilafına kurgulanan ve alamet-i farikası vesayetçilik olan düzenek, referandumda Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesinin kabulüyle birlikte yapıbozumuna uğradı. Parlamenter sistem denilerek kamufle edilen düzenek, tüm vesayet kurumlarını Cumhurbaşkanına bağlıyordu. Yürütmeyi yürüyemez hale getirerek halkın oylarının labirentin içinde kaybedildiği bir sihir üretiyordu. Halk temsilcisini seçebilir; lakin ülkenin mukadderatına derin bürokrasi karar verirdi. Bu kurgu yine tarihin bir cilvesi olarak mezar kazıyıcı olarak CHP’nin öngörülemeyen siyasetiyle çözüldü.  Nitekim 10 Ağustos 2014’te milletin iradesiyle seçilen ilk Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’ın göreve gelmesi, Türkiye’de vesayete kısa devre yaptırdı. Bu haliyle sistemin teorik olarak varsayılan uyumu bozuldu, teoride de pratikte de deve mi kuş mu olduğu belli olmayan bir yapıyla bizi karşı karşıya bıraktı.

Sistemin Devlet Bahçeli’nin yerinde tespitiyle, adı başka kendi başka olan bu yapıya yasallık kazandırılmadan sürdürülemeyeceği ortadadır. Diğer taraftan Türkiye’deki kronik devlet-toplum ilişkisindeki yarılmayı kapatacak, devleti sosyolojiyle uyumlu kılarak tüm kesimlerin hak ve adalet taleplerine cevap verecek sivil bir anayasa zarureti de ortadadır. Sosyolojik yönelimin, küresel gelişmelerin ve tarihsel-kültürel havzamızdaki derin dalgalanmaların üst üste bindiği bu kesitte sistem sorununu aşacak hamleler, coğrafyamızda yapılan operasyonların püskürtülmesi ve bugünümüz ile yarınlarımızı karartmaya dönük kördüğümün çözülmesi için başlangıç olacaktır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.