Özgür Eğitim-Sen

Tevhid-i Tedrisat İfsad Eder!

27.11.2016
A+
A-
Tevhid-i Tedrisat İfsad Eder!
 
 
 
Atatürk, muhalif bir parti kurması doğrultusunda Ali Fethi Okyar'ıçağırdığında ona şöyle der: “… Bugünkü manzaramız aşağıyukarı bir dictature manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır. Fakat dahilde ve hariçte bize dictateur nazarıyla bakıyorlar… Halbuki ben cumhuriyeti şahsi menfaatlerim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir.Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum…” Diyalogun arzu ve istek belirten kısımlarını ayıkladığımızda geriye mevcuda ilişkin iki tespit kalıyor: birincisi, ‘dictature manzarası' ve‘dictature'lik, ikincisi de ayakta kalacak olan müessesenin, böyle devam ederse, istibdat müessesesi olacağı. Derdim geçmişi kurcalamak değil. Zaten herkesin gönlüne hitap eden yeterince üretilmiş ‘resmi geçmişler' mevcut. Ancak bu ‘resmi geçmişler'de neye tekabül ettiği aşağı yukarı ittifakla kabul edilen az sayıda uygulamalar var ki; bunların tartışılması, hesaplaşılması ‘istibdat müessesesi' olan yapının dönüştürülmesi açısından elzemdir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu da bu uygulamaların en başatlarından birisidir. 
 
1924 yılında hayata geçirilen bu kanunun amacı, motivasyonu vs. bilinen hususlar, tekrarlamaya gerek yok. Ancak kanunun bugün yürürlükte olmasını mümkün kılan iki tavrı irdelemek zaruret halini almıştır. Birincisi, taraf olanların tavrı. İkincisi ise kanuna karşıymış gibi duranların tavrı. İki ayrı tavırdan bahsediyoruz, iki ayrı uygulamadan bahsediyoruz şeklinde algılanmasın mesele. Bu iki tavrın mutabakatla sürdürdükleri bir şey var; Tevhid-i Tedrisat'ı gündem etmemek, tartışmamak, sorun yokmuş gibi davranmak.
Taraf olanlar, 1924'teki motivasyon ve gerekçeyle 2016 yılında da Tevhid-i Tedrisat'ı sahiplenmeyi ideolojik-politik hatta bilimsel hatta hakikat savunusu olarak ele alıyorlar. Yaklaşık yüzyıllık uygulamada elde edilen hasılayı görmek, muhasebeyi yapmak, değişen koşulları ve alınan mesafeyi analize tabi tutmak kimsenin aklına gelmiyor. Açıkça dile gelmese bile sahipleniciler ısrarla hayatın kendisinden, bunca acı tecrübeyi görmüşgeçirmiş toplumdan bu yasal düzenlemeye sorgusuz sadakat talep ediyorlar. Yanlışlığın yasal düzenlemeden değil bilakis bir türlü kendisini buna layıkıyla uyduramayan toplumdan  kaynaklandığı iddiası var ki; ziyadesiyle patolojik. Bu kesimin psiko-sosyal bir okumaya ve sağaltıcı tedbirlere tabi tutulmasında memleketin sağlık ve selameti açısından aciliyet ve zaruret var.
Lakin bu uygulamanın cenderesinde bitap düşmüş, varlığı yaralanmış, bizatihi varlığı hedef alınmış kesimlerin ilke ve değer üzerinden görmeyi istemeyen hatta pratik ve pragmatik açıdan iş ve işlev göremeyeceğini yaşamış, bilfiil tecrübe etmiş kesimlerin  sessiz kalmalarını, kanunu bir sıkıntıyı barındırmıyormuş gibi sessizce onamalarını izah etmek mümkün değil. Sistemin hem müşahhas bir dayanağı hem de, Doç. Mustafa Gündüz Hocanın ifadesiyle, gizil soft power'ı olan ve bu önemine binaen Anayasa'da Devrim Kanunları adı altında muhafaza altına alınan uygulamanın önemsiz, lüzumsuz bir aparat olarak ele alınması -kanuna ilişkin mevcut duruş budur- daha önce belirttiğim gibi hem kanunu hem de hem de kanunun etki ettiği alanı kavramaktan aciz olmaktır. 
Dolayısıyla hem adalet ve özgürlük gibi ilkelerin siyasal açılımları hem sosyolojik gerçekliğin ontolojik doğası gereği çeşitlliliğe, farklılığa ve sivilliğe dayalı bir vasatın önündeki engel olan Tevhid-i Tedriat'ın dokunulmazlık zırhında hayatiyetine devam etmesi düşünülemez. Türkiye'nin ‘manevi ikliminin temizlenmesi', ‘batıl hurafelerin' ve ‘muzır fikirlerin' kökünün kurutulması için uygulamaya konulduğu söylenen bu kanun, Türkiye'nin havasını o kadar temizlemiş ki artık solunacak bir hava bırakmamış, ‘batıl hurafelerin' ve 'muzır fikirlerin' kökünü kurutmayı başaramasa da tüm bu fikir ve düşüncelere kendi ruhundan üflemeyi başarmıştır. Her yapıyı kendi seviyesine indirmeyi, kendisine benzetmeyi maharetle başarmıştır. Şair'in çarpıcı ifadesiyle ‘her şey ben yaşarken oldu', lakin ben yaşarken olan her şey niye ‘biz yaşarken hiçbir şey olmadı' muamelesine tabi tutuluyor, irdelenmelidir.
Nihayetinde bu kanun, “memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz” diyen buyurganlıkta somutlaşmakta, dili, alfabesi, kıyafeti, örfü, âdeti, binlerce yıldır süzülüp gelen kültür ve irfan akışı hedef yapıldığında karşımıza çıkmakta. “Aynı fikirde, aynı zihniyette fertlerden mürekkep bir millet” yaratmaya matuf bu kanun, devletin toplumu yap-boza indirgediği, rızası, işlemi ve onayından geçirerek varlık kazanmasını şart koştuğu için gayr-ı meşrudur. İnsana ve topluma alenen ve taammüden kastettiği için gayr-ı meşrudur.
 
Pratik olarak işlevsiz, teorik olarak anlamsız bu uygulamaya karşı çıkmak memleketin bugününü ve yarınını dert edinen herkesin olmazsa olmaz görevidir. Bu görev ertelenemez, savsaklanamaz. Tevhid-i Tedrisat doğası gereği ihya ve inşa edemez, doğru. Ancak eksiksiz yaptığı bir şey var: ifsad etmek. Görevi olmazsa olmaz, ertelenemez ve savsaklanamaz yapan da budur zaten.
 
 
Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.