THE FİRST GRADER-BİRİNCİ SINIF

Bekir Birbiçer
Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi                                           Tüm Yazıları
15.09.2018
A+
A-

Müthiş güçlü, çok zengindiler.

Bilimde çığır aştılar, teknolojide ileri gittiler.

Modern Batı medeniyetinin tarihin sonu olduğunu ilan edecekleri bir süreç yaşadılar.

Gittikleri geri kalmış bölgelere medeniyet götürecek, insanlığın kurtuluşu olacaklardı.

Ancak geçtikleri yerde yani dünyanın beşte dördünde sadece yıkım ve enkaz bıraktılar.

Gerçi biz onları Haçlı istilalarından, Endülüs reconquistasından, Latinleştirilmiş Amerika’nın kesik damarlarından tanıyoruz. Vahşet ve barbarlıklarıyla ilk defa 19. Yüzyılda tanışmadık. O yüzyılda tanıştığımız sömürgeciliğin son ve en profesyonel halkasıydı sadece. Gezegeni parsel parsel paylaştılar. Birbirlerinin egemenlik alanlarına olabildiğince saygı gösterdiler. Gösteremedikleri noktada birbirlerine girdiler, milyonlarca insanı yok ettiler ve yeniden paylaşım yaptılar.

Bu paylaşımın Afrika halkasını teşkil eden kısmında, sınırları cetvelle çizecek kadar hoyrat ve lakayttılar. İşte bu halkanın Kenya durağında 1888 ila 1963 yılları arasında tarih, İngilizlerin insanlığın başını utancından önüne eğdirecek uygulamalarına tanıklık etti. Bu tanıklığın çok cüz’i bir bölümünü somutlaştırarak görselleştiren ise yine İngilizlerin yaptıkları bir film oldu. Yaşanmış bir olaydan yola çıkarak yapılmış ‘The First Grader’ adlı filmde anlatılanlar, sömürgecilerin vahşetinden kesitlerde aktarılmakla beraber daha çok sömürgeciler gittikten sonraki süreçte eğitime dair yaşananlar.

Kimani Ng’ang’a Maruge adlı 84 yaşında bir ihtiyar adamın ilkokula başlayarak okumayı öğrenme arzusu ve bu yolda başından geçenleri işleyen film, bir yandan sömürgeciliği lanetlerken bir yanıyla da yeryüzünün lanetlilerinin üzerindeki lanetin ancak eğitimle kalkabileceğine dair ufuk açıyor. Afrika’ya özgü etnik müziklerle atmosfere kolayca adapte edebilen film, görüntü yönetimiyle de kara kıta Afrika’nın kara çocuklarının kapkara gerçekliğini yüreğinizde hissetmenizi kolaylaştırıyor.

Türkiye’de ‘Birinci Sınıf’ adıyla bilinen film, radyodan yeni hükümetin ‘herkes’ için ücretsiz eğitim alabilmesini sağlayan yasa çıkardığını, istenen tek belgenin doğum belgesi olduğunu duyurmasıyla başlar. Sonraki sekans, çocukların ve kadınların ellerinde belgeleri okula koşuşmalarıyla devam ederken herkesin birbirini ezdiği izdiham ortamında görevlilerden birinin dikkatini yaşlı bir adam çeker. Çiftçilikle uğraşan bu adam da elinde doğum belgesiyle kayıt olmak için beklemektedir. Öğretmen bunun imkânsız olduğunu, sadece çocukları alabileceklerini, 200 öğrenci 50 sıraları olduğunu, sıraları bir ayağı çukurda bir ihtiyar için harcayamayacaklarını zaten kitapları ve arkası silgili kaleminin de olmadığını söyleyerek geri gönderir. İhtiyar adam boynunu büker ve dönerek uzaklaşır.

Ertesi gün ahırdan bozma baraka tarzı sınıf ortamında üst üste oturmuş yüzden fazla öğrenciye ders anlatmaya çalışan öğretmen, okulu çevreleyen çitin ardında yine ihtiyar adamın dikildiğini görür. Öğretmenlerden erkek olanı merhametsizdir, evine gidip huzur içinde yatmasını tavsiye eder ve okul üniformasıyla ayakkabısı olmayanı okula alamayacaklarını söyler.

Okulun kapısından ayrılan ihtiyar adam, döküntü eşyalar satan kadınlardan kendine okul kıyafeti yapabileceği kullanılmış giysi parçaları satın alır. Ayakkabısını güzelce silip, temizleyip, kısa okul pantolonu ve süveteri, elinde değneği ile aksak ayağını sürüyerek sonraki gün yine okulun çitinin önüne tüm heybetiyle dikilir. Kadın öğretmen, eğitim kuruluna, ailelere ne derim kaygısı taşımasına rağmen ‘iyi bir öğrenci olacağım, çok çalışacağım’ diyen bu inatçı yaşlıya kıyamayarak sorumluluğu üstlenir ve okula alır.

Arka sırada tahtayı göremem dediği için ön sıraya oturtulan Maruge, kalemi yumruk yaptığı avucunun içine yerleştirerek yazmaya çalışır. Öğretmenin, ona nasıl tutması gerektiğini uzun uzun izah etmesi gerekir. Maruge, öğrenmeye başladıkça yüzü gülmüş gözleri parlar. Onun çocukluğunda sömürge yönetimi altında eğitim görmek için gerekli paraları hiç olmamıştır. Zira eğitim paralı ve ulaşılması çok zordur. Beyaz bir adamın çiftliğinde çalışmak zorunda kalmıştır. Sonuçta yer altı ve yer üstü kaynaklarını yağmalamaya, insan gücünü sömürmeye gelmiş olan İngilizler için ruhu ve bedeni köleleştirilmiş Kenyalının okumaya, öğrenmeye, yaşadığı dünyayı anlamlandırmaya ne ihtiyacı vardır. Batılı efendilerine itaat etmeli, efendilerine ait evlerde, çiftliklerde, tarlalarda, maden ocaklarında efendileri için ömürlerini tüketmeli, savaşlarda İngiliz ordusunda ölmeli veya öldürmeliydi. Yeri geldiğinde de efendisinin cinsel fantezilerine malzeme olmalıydı. Yerli halk içinden yetiştirdikleri ruhunu şeytana satmış, dışı siyah fakat içi bembeyaz seçkinlerin eğitilmesini yeterli gören İngilizler için sömürgeler asla isyan etme bilincine ulaşmamalıydılar. O yüzden Maruge ve halkı cahil bırakıldılar.

Filmde flashbacklerle Maruge’nin geçmişine dönüyor, İngiliz mezaliminden örneklere, çeşitli işkencelere şahitlik ediyoruz. Bunlardan çarpıcı olanlardan birine, erkek öğretmen tarafından kaleminin ucu körelmiş diye azarlanan Maruge’nin, masaya sabitlenmiş, kolu çevrilerek kullanılan kalemtraşın başında geçirdiği sinir krizi esnasında hatırladıklarıyla şahit oluyoruz; İşkencede, İngiliz subayı benzer bir kalemtraşla sivrilttiği kalemi ne yaparlarsa yapsınlar tepki vermeyen Maruge’nin daha iyi işitmesini sağlamak amacıyla kulağına sokmaktadır…

Kulaklarının neden ağır işittiğini de bu sahnelerle anladığımız Maruge, bağımsızlık ve intikam yemini ederek 1952 yılında İngilizlere karşı başlayan bağımsızlık isyanına katılmış. İsyanı, olağan üstü hal ilan ederek ve şiddetin dozunu artırarak karşılayan İngilizler katliamlara başlamışlar. Bu şiddetten Maruge de nasibini almış, yakalandığında karısını ve bebeğini gözlerinin önünde kafalarına kurşun sıkarak katletmişler. Tüm gençliği esir kamplarında işkence tezgâhlarında geçmiş.

O yüzden Maruge İngilizlere çok öfkeli olduğu gibi aynı zamanda bilinçli bir vatansever. Okula gidebilmek için mücadele vermesinin arka planında açıp açıp baktığı bir mektubu kendi okumak istemesi kadar Kenya’nın geleceği için bir meşale yakma arzusu da var. Gölgelik yerlere aylak aylak oturup Michelle Obama’nın Kenyalı mı Güney Afrikalı mı olduğunu tartışan akranları onun çocuklarla okula gitmesini anlayamaz ve bu yüzden de karşı çıkarlarken o baş koyduğu davasında her türlü engele rağmen sonuna kadar gitmeye kararlıdır. Bu şevk ve coşkuyla gittiği okulda çocuklarla kaynaşması da uzun sürmemiş, onlara özgürlük marşı öğretmeye, birlikte oyunlar oynamaya başlamıştır. Dikkatleri üzerine çekmesi de uzun sürmemiş, uzaktan fotoğrafları çekilmeye, radyoda gündem olmaya başlamıştır.

Bir gün teneffüs esnasında güçlü bir öğrencinin zayıf olana eziyet edip dövdüğünü görünce hınçla müdahale ederek güçlü olanı bir güzel sopalarken okula gelen Milli Eğitim Müdürü, yaşlı adamın okula gelmesine ve buna izin veren öğretmene sert tepki gösterir, onu okuldan uzak tutmasını ister. Öğretmenin Maruge’nin bir özgürlük savaşçısı olduğunu, uzun yıllar esir yaşadığını belirtmesine ‘’Hımm demek o bir Mau Mau’’ diyerek kabileci bir tepki veren Müdür de Maruge’nin gözünde İngilizlerle işbirliği yapmış bir Kalenjin’dir. Müdürün kabileci tavrını anlayabilen öğretmen, Maruge’nin de aynı şekildeki yaklaşımına üzülmüştür:
‘’Benim ailem de İngiliz yanlısıydı. Hayatta kalmak isteyen herkes gibi. İngilizler insanlara hiç seçenek sunmadı. Ya onlarla ya da karşı oluyordun. Ve onlara karşı olursan öldürülüyordun.’’
Bu serzenişe yaşlı adamın okkalı bir cevabı vardı:
’Çocuklarım vardı… İki çocuk… Bir ailem vardı. İngilizler onları öldürdü. Biz seçim yaptık. Kikuyular seçim yaptı ve bedelini ödedi. Biz bedel ödedik.’’

Maruge’nin eğitimi, artık Bakanlığa kadar yansımıştır ve Bakanlık, eğer Maruge’ye izin verilirse tüm yaşlıların okullara akın edeceğini, çocuklar için ayrılan kısıtlı imkânların tükeneceğini gerekçe göstererek O’nun okuldan atılmasına karar verir.

Yol parası olmadığı için yürüyerek şehre inen Maruge, Yetişkinler İçin Eğitim Merkezi’ne gider. Keşlerin takıldığı mezbelelik gibi bir yer olan merkezde hiçbir şey öğrenemeyeceğini görür. Yine okula döner ve öğretmene ricada bulunur. Öğretmen de çaresizdir…

Ertesi gün öğretmen okula geldiğinde Maruge’yi tüm çocukları başına toplamış onlara alfabeyi şarkılaştırmış, koro halinde söyletirken bulur.  Çocuklara veda etmek ve onlara bir keçinin okuyamayacağını, kendi ismini yazamayacağını, çok çalışmaları gerektiğini yoksa kendisi gibi olacaklarını çünkü yaşlı bir adamın keçiden farkı olmadığını söylemeye gelmiştir. Bu ortamdan etkilenen Bayan Jane, keçilerin çok zeki hayvanlar olduğunu, asla vazgeçmediklerini, onlardan çok iyi ders öğrenileceğini söyler ve Maruge’yi asistanı olarak işe aldığını ilan eder. Bu kararını kabule Eğitim Bakanlığını zorlamak için de medyayı okulun önüne yığar. CNN, BBC, Daily Telegraf, Newyork Times vb. medya organlarına verdiği demeçten geriye, neden 84 yaşında iken okula gitmek istediği sorusuna verdiği şu iz bırakan cevap kalır.
‘’Güç kalemin içindedir. Okumak ve anlamak çok önemli. Sefaletimizi bitirmenin tek yolu. Kilisedeki papazlara güvenmiyorum!’’

Çocuklarının ihtiyarlarla aynı ortamda olmasını istemeyen veliler anlamsız bir tepki içindedirler. Okulu basarlar, taşlarlar. Öğretmen Maruge’ye özel ders verdiği gerekçesiyle tehdit telefonları alırken kocası, karısının başka erkeklerle gezen bir fahişe olduğuna dair telefonlar alır. Benzeri pek çok engellerle karşılaşan Bayan Jane nihayetinde 500 km. uzaklıktaki bir bölgeye tayin edilir…

Bayan Jane öğrencileriyle vedalaşır, etkili ve duygulu konuşmasını yaparken Maruge asil duruşuyla uzaktan izlemektedir.
‘’Hiç okumayı bilmeyen annem derdi ki; ‘Jane eğitimi sevmelisin. Çünkü benden daha iyi olmanı istiyorum.’ Ben de hepinizin annesi olarak eğitimi sevmek zorunda olduğunuzu söylüyorum. Böylece benden ve buradaki tüm öğretmenlerden daha iyi olabilirsiniz.’’

Maruge’den özgürlüğün anlamını ve hakkını aramanın önemini öğrenen çocuklar yeni gelen öğretmeni protesto ederler ve okulun dış kapısını kilitleyip anahtarını fırlatıp atarlar ve ‘Jane öğretmeni istiyoruz’ sloganlarıyla ellerine geçen her şeyi yeni öğretmeni karşılamaya gelen velilerin ve Jane öğretmeni sürgüne gönderen eğitim müdürünün üstüne fırlatırlar. Yeni öğretmene geldiği araca bindiği gibi kaçmak kalır…

Bu arada Maruge, parası olmadığı için dolmuşçuya keçisini vererek gittiği başkent Nairobi’de bir şekilde toplantıda olan devlet başkanının huzuruna çıkar. Yaptığı konuşma başkan ve bakanlarını etkileyecek niteliktedir:
‘’Kurucularımızla birlikte hapishanedeydim. (Duvardaki fotoğraflara bakarak) Bu adamlar neslimiz için her şeylerini feda etti. Onlar olmadan burada olamazdınız. Önceden sadece Kraliçe’nin yüzü vardı. (ceketini ve gömleğini çıkararak işkence izlerini gösterir) Bunu bana İngilizler yaptı. Kafatasımı çatlattılar. Ayak parmaklarımı kestiler. Geçmişimizden ders almak zorundayız. Unutmamalıyız. Ama daha iyisi olmalıyız. İyi öğretmenlere ihtiyacımız var. Çocuklarımıza ne ekersek onu biçeriz. (öğretmen Jane’i kastederek) Onu geri getiriniz.’’

Böylece, Jane öğretmen okuluna ve öğrencilerine tekrar kavuşmuştur. İlk gördükleri anda öğrencilerin çılgınca sevinçlerinin çok güzel yansıtıldığı sahnelerin ardından Maruge, okuyamadığı mektubu getirir ve öğretmene vererek onun okumasını ister. Mektupta gözleri dolduran çarpıcı şeyler yazmaktadır. Mektubu bitiren öğretmen yaşlı adama dönerek ‘’Senin sayende buradayız Maruge’’ diyecektir.

Filmin son diyalogları da ihtiyar adamın azmini, ufkunu ifade etmektedir:
‘’Veteriner olmak istiyorum. Öğrenmek istiyorum.’’
‘’Veteriner olduğunda 100 yaşında olacaksın.’’
‘’Toprak olana kadar öğrenmek istiyorum.’’
‘’Öğreneceksin Maruge! öğreneceksin!’’

Okul görmeden yaşayan fakat sımsıkı sarıldığı değerleriyle bilgece baktığı hayatı, insanlığı ve değerleri okul görmüşlerden çok daha iyi kavrayan Kimani Ng’ang’a Maruge, 2010 yapımı bu film yapılmadan bir yıl önce, toprağa kavuşuncaya kadar öğrenmeyi sürdürdüğü hayata gözlerini yumdu. İlkokula en geç başlayan yaşlı olarak Guinnes rekorunu elinde bulunduran Maruge, en az bağımsızlık için verdiği savaştaki gibi bir azimle verdiği eğitim savaşımının sonunda vatanında eğitim seferberliğinin önünü açarken, eğitimin gücü hakkında uluslar arası liderlere hitap etmek üzere Newyork’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezine davet alacak kadar dünya kamuoyunun gündemine girdi.

Kenyalıların, Batılı efendilerinin gözünde bugün sadece 5 bin-10 bin metre atletizm yarışında kırdığı rekor kadar değeri var ve sömürü düzeni farklı formatta da olsa bir şekilde devam ediyor. Bu gidişatı değiştirmek belli şartlara bağlı olarak Kenyalıların elinde. Kendilerine efendilerinin gözleriyle bakmamaya kararlı bir avuç özgürlük savaşçısı, atalarının yolunda gidebilir, nitelikli nesiller yetiştirebilirlerse ancak sömürülmeye tam olarak son verebilirler.

Batılı köle tüccarlarının ‘ölü taşıyıcıları’ adını verdikleri gemilerle üç asır boyunca Avrupa ve Amerika’ya taşıdığı en gürbüz evlatlarının milyonlarca hayatını kim verecek Afrika’ya, açlıktan ölen çocukların hesabını kim ödeyecek? Avrupa, Afrika’ya borcunu henüz ödemedi. Yağmalanan yüz binlerce ton altın, milyonlarca ton gümüşü geri ödemedi. Ödemediği gibi çalmaya devam ediyor.

Yüzlerce yıl kaynakları kurutulan halklar bugün efendilerinin rahatını kaçırıyor. Açlıktan, kıtlıktan, yokluktan, iş bulamamaktan, otoriter yönetimlerin köleleştirmesinden yani insanlık dışı yaşamdan kaçıp insanca yaşayabileceklerini düşünerek Avrupa’ya sığınıyorlar. Her türlü riski göze alarak yola çıkan büyük kısmı yolda Akdeniz’in soğuk sularına gömülen bu göçmenler Avrupa’nın en çok gurur duyduğu çok kültürlülük, çoğulculuk, demokrasi gibi değerleri temelinden sarsıyor. Bunların sadece Avrupa’nın kendi halkları söz konusu olduğunda geçerli olan değerler olduğunu tüm dünyaya gösteriyorlar. Göçmen akınını varoluşsal bir sorun olarak gören Batılı yönetimler için dünyanın çevrelerinde dönmesinin gürültüsü o kadar yüksek ki kıyıya vuran çocuk cesetleri, vicdanı ölmekte, ruhu taşlaşmakta olan insanlığını harekete geçiremiyor.

 Zihinlere ve kalplere seslenen Maruge, hikayesiyle tüm bu düşünce ve duyguların zihinlerde uçuşmasını sağlar, özgürlük savaşçısı yönüyle bağımsızlık vurgusunu öne çıkarırken öte yandan birlikte okula gittiği yeni nesillerin ve Kenya’yı yönetenlerin eğitim olgusuna nasıl bakmaları gerektiğini imleyen bir misyon görüyor. Eğitimsizlik sömürgeleşmeyi üretirken, vatan bilinci ve özgürlük ihtiyacı büyük bedeller ödeyerek de olsa bağımsızlaşmayı sağlamıştı. Fakat bağımsızlık, esenlik ve güvenliğin korunmasının da, kendi dünyalarını şekillendirecekleri özgür, bilinç ve irade sahibi öncü kuşakların yetiştirilebilmesine bağlı olduğunu öğütlüyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.