Özgür Eğitim-Sen

TOPLU İŞ SÖZLEŞME GÖRÜŞMESİ TALEPLERİMİZ

26.11.2016
A+
A-
TOPLU İŞ SÖZLEŞME GÖRÜŞMESİ TALEPLERİMİZ
 
 
 2014 ve 2015 yıllarını kapsayacak kararların alınacağı hükümet ve memur konfederasyonları arasında gerçekleşecek toplu sözleşme görüşmeleri başlamış bulunuyor. Yine bir ay boyunca bir tiyatro oyunu sergileyecekler.  Sonunu başından tahmin edebildiğimiz bu oyun o kadar sıkıcı ki bütün süreci tahmin edebildiğimiz gibi karakterlerin repliklerini dahi öncesinden biliyoruz.
 
4688 Sayılı Kanun gereği sözleşmeye en çok üyeye sahip olan üç konfederasyonun yetkilileri ile her bir hizmet kolunda en çok üyesi olan sendika katılabiliyor. Dolayısıyla bu yıl da başkanlığı her geçen yıl biraz daha sararan Memur-sen yapacak ve büyük oranda yetkilere sahip olacak. Sırtını iktidara dayamışlığın özgüveni ve hatta şımarıklığı ile bir yandan mangalda kül bırakmayan üst perdeden açıklamalar yaparak tribünlere oynayacak bir yandan da hükümet temsilcileriyle oturup al takke ver külah misali anlaşacak, diğer konfederasyonları yine geçen yıl olduğu gibi yarı yolda bırakıp masa başında satışa getirecektir. Bir de üstüne ‘toplu sözleşme masasında KESK’in varlığı sembolik, Kamu-Sen’in konumu seyircilikti’ gibi seviyesiz sözler edebilecektir.
 
Öncelikle toplu iş sözleşmesinin yapısal sorunlarına kısaca değinmek gerektiğini düşünüyoruz. Geçtiğimiz yıllarda adı toplu görüşme olan bu sürecin adının sözleşmeye evirilmesiyle özde bir değişiklik olmadığını, hükümetin yine esas söz sahibi konumda olduğunu ve memurun elini güçlendirecek hiçbir enstrümana sahip olmadığını gözlemliyoruz. Grev hakkının anayasal güvenceye alınmadığı bir toplu sözleşme sürecinde son sözü söyleyecek olan hakem heyetinin üyelerinin çoğunluğunun hükümet tarafından belirleniyor olması olayın tiyatro boyunu gözler önüne sermektedir. Bunlara bir de görüşmelerde temsil görevini yetkili  11 hizmet kolunun 10’unun, diğer bir ifadeyle 15 kişilik heyetin 12 sinin hükümetin beslemesi bir konfederasyonun yapacak olması söz konusu tiyatro oyununun türünü zenginleştirerek trajik hikayeye komedi sosu katmaktadır. Görüşmelerde milyonlarca emeklinin temsil edilememesi ise oyunun dram boyutunu oluşturmaktadır.  Dolayısıyla toplu iş sözleşmesi hükümetin kendi çalıp kendi söyleyeceği, dilediği gibi tek taraflı at oynatabileceği, etkisiz ve yetkisiz sendikaların niteliksizliği nedeniyle de kolayca savuşturacağı bir şekilde gerçekleşecek.
 
4688 sayılı Kanun’un Toplu Sözleşmenin Kapsamı salt katsayı, gösterge, zam ve tazminatlar, ödenekler vs. gibi mali konuları içermektedir.  Çok cüzi olarak da sosyal konuları kapsamaktadır. Oysa toplu sözleşmelerde ekonomik konuların yanı sıra çalışanların her türlü sosyal siyasal talepleri, özgürlükleri, çalışma şartları, sorunları ile atama, yer değiştirme, disiplin gibi özlük hakları ile ilgili konular masaya yatırılmalı ve detaylı çözümler üretilmeli, sistemik değişiklikler burada konuşulmalı ve karara bağlanmalıdır. 
 
Bu bağlamda Özgür Eğitim Sen olarak önceliğin haklar ve özgürlüklere verilmesi gerektiğini düşünüyor en başta da utanç verici bir dayatma olan başörtüsü yasağı gibi bir zulüm uygulamasının kaldırılmasını, yasakçı kıyafet yönetmeliğinin değiştirilerek başörtüsüne her kademede ve her yerde özgürlük verilmesini talep ediyoruz. 10 yıldır devrim niteliğinde pek çok değişikliğin altına imza atan AK PARTİ iktidarının hem insan onurunu çiğneyen hem de evrensel hukuk kurallarına aykırı olan söz konusu yasağı halen kaldırmamış olmasını hiçbir gerekçenin arkasına sığınarak mazur gösteremeyeceğinin bilinmesini istiyoruz. 
 
Yine aynı şekilde bir eğitim çalışanları sendikası olarak son yıllarda gerek Başbakan gerek önceki Milli Eğitim Bakanları düzeyinde bilinçli şekilde uygulanan öğretmenlerin itibarsızlaştırılması sorununun gündeme getirilmesi gerekliliğini olmazsa olmaz mesabesinde görüyoruz. Veli ve öğrenci nezdinde hiçbir ağırlığı kalmayan, sık sık şiddete maruz kalan, bir yılda 80 bin şikayetin bildirildiği bu nedenle de yüzlerce öğretmen ve eğitim yöneticisinin soruşturmaya maruz bırakıldığı Alo 147 öğretmen ihbar hattı gibi abukluklarla öğrenci karşısında palyaçoya çevrilen, ekonomik sorunlarla geçim sıkıntısıyla boğuşmak zorunda bırakılan, özgüven kaybına uğratılan bir meslek gurubunun onurunu, saygınlığını tekrar kazandıracak kararların alınması elzemdir. Öğretmenler gününde ikiyüzlü, yapış yapış güzellemelerle yere göğe sığdırılamayan öğretmenlerin, okulların birer işletmeye, öğrenci ve velilerin birer işveren konumuna getirildiği bir ortamda, ders dışında eğitimle ilgisiz bir sürü angarya işe koşturulan sıradan bir emir eri mesabesine indirgenmesini kabul edilemez bir çirkinlik olarak görüyoruz.
 
Özür grubu atamalarında aile bütünlüğüne ket vuran geçmişe göre kısıtlayıcı uygulamalar, ‘eşler bir  yıl ayrı kalsınlar ne olacak ki’ gibi seviyesiz açıklamalarla sürekli sabır ve fedakarlık beklenen eğitim çalışanlarının sayısız sorunundan burada sadece bir kaçını belirterek bizim açımızdan toplu iş sözleşmesinde hükümetin neleri göz önünde bulundurması gerektiği noktasında uyarılarımızı belirtmek istiyoruz. 
 
4+4+4 sistemine geçişle birlikte norm fazlası duruma düşen 60 binden fazla öğretmen mağdur edilmiştir. Bu fazlalığı eritebilmek adına branş değişikliği uygulaması ile bu mağduriyete yeni mağduriyetler eklendiği gibi eğitimin kalitesine darbe vurulmuştur. Planlamalar yapılırken sayısı 700 bini aşan bir meslek grubunun görmezden gelinerek yokmuş gibi davranılması ve hesaba katılmaması da sorunları katlayarak biriktirmektedir.
 
Meselenin ekonomik boyutuna gelince öncelikle şunların belirtilmesi önem arz etmektedir;
 
Eşit işe eşit ücret kanununda kapsam dışı bırakılan öğretmenler, bu adaletsizliğin sonucunda en düşük maaş alan meslek gurubu haline getirilmesine neden olmuştur. Bu adaletsizliği birkaç istatistik vererek daha net olarak gözler önüne sermek gerekirse;
 
OECD ülkelerinde öğretmenlerin yıllık çalışma saatleri 1652 saat, Türkiye’de 1840 saat iken öğretmenlerinin maaşı OECD ortalamasında 51 bin dolar iken Türkiye’de satın alma gücü paritesine göre 21 bin dolarda kalıyor.
 
2002 ile 2012 yıllarını kıyaslarsak; 2002’de öğretmen maaşı en düşük memur maaşından iki kat fazla iken bugün ancak aynı miktardadır. 2002’de lise mezunu hemşireden yaklaşık 2 kat fazla maaş alan öğretmen şu an daha az almakta, lise mezunu polisten %4 daha az maaş almakta iken bugün bu oran % 20’nin üzerine çıkmıştır. 
 
MEB sınavlarında sınavın tüm sorumluluğunun ve risklerinin yüklendiği öğretmenlere polis ve hizmetliden yaklaşık 2 kat daha az ücret verilmesi örneğini verirsek sanıyoruz durumun vahameti daha net anlaşılır.
 
Yukarıda kısmen irdelediğimiz sistem gereği ve mevcut sendikaların anlayışı gereği dikkat çektiğimiz konuların hiç birisinde elle tutulur gelişme kaydedilmeyeceğini görüyor olmamıza rağmen meslek gurubumuzu ilgilendiren toplu iş sözleşmesi taleplerimizi sorunlara dikkat çekme amaçlı olarak belirtme gereği duyuyoruz;
 
Başörtüsü yasağı başta olmak üzere kılık kıyafet yönetmeliğindeki tüm yasakçı maddelerin değiştirilerek özgürlüklerin tam anlamıyla sağlanması.
 
Anayasal ve yasal düzenlemelerde; grev hakkı anayasal güvenceye alınmalıdır.
 
Taban maaşlara yıllık yüzdelik artışın dışında en yüksek memur maaşı ile en düşük memur maaşı arasındaki uçurumu azaltacak oranda sabit bir zam yapılması. Bunun yanı sıra 2014 ve 2015’in her iki dönemi için de en az ’arlık artışa gidilmesi.
 
Memur maaşını oluşturan bütün kalemler ile ek ödeme, döner sermaye, ek ders, fazla mesai, ikramiye gibi tüm ödemelerin emekli keseneğine dâhil edilerek, emekli olacak memurların yaşadığı mağduriyetler giderilmelidir. 
 
Kamu çalışanlarının emekli ikramiyesi hesaplamalarında 30 yıl sınırının kaldırılması.
 
Ek gösterge adaletsizliğinin giderilmesi, çalışanlar arasında çalışma barışını bozmaktadır. Eşit işe eşit ücret anlayışına ters düşmektedir. Yan ödeme katsayısı ve gösterge rakamları yüzde 50 arttırılmalı
 
Ek ödeme sorunları giderilmelidir -Ek ödemeleri düzenleyen 666 Sayılı KHK ile yaratılan ücret adaletsizliği ve mağduriyetler giderilerek, aynı unvanda farklı kamu kurumlarında çalışan tüm kamu emekçilerine eşit ücret ödenmelidir. Öğretmenlerin ek ödeme uygulamasının dışında bırakılması kabul edilebilir bir durum değil. Başta öğretmen olmak üzere, profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi gibi ek ödeme artışından faydalanamayan kamu görevlilerinin ek ödeme oranları artırılmalıdır. 
 
Tüm ek ödemelerin emekliliğe ve emekli aylığına yansıtılmalı.
 
Tüm öğretmenlerin ek göstergeleri 3600'e çıkarılmalı.
 
Refah kayıpları telafi edilmeli, enflasyon ve cari dönemin ekonomik büyümesinden adil pay verilmeli.
 
Yılda iki kez dini bayramlar öncesinde tüm kamu görevlilerine “Bayram İkramiyesi” ödenmelidir. 
 
Sosyal devlet anlayışı gereği başta aile yardımı ve çocuk parası olmak üzere; giyim, kira, evlenme, ulaşım, doğum, ölüm gibi tüm sosyal yardım ve ödemeler yükseltilmeli.
 
Ek ders ücretleri artırılmalı, nöbet tutan personele nöbet ücreti ödenmeli.
 
Aile birliğinin sağlanması önündeki engeller kaldırılarak, eş durumu, sağlık ve öğrenim özrü dikkate alınmalı.
 
Kalkınmada öncelikli bölgelerde çalışan personelin şartları iyileştirilmeli, ek bir ödenek getirilmeli.
 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.