Özgür Eğitim-Sen

Türkiye Kendi Sorunlarını Çözmeyi Öğrenmeli

26.11.2016
A+
A-
Türkiye Kendi Sorunlarını Çözmeyi Öğrenmeli
 
 
 Genel Sekreterimiz Abdulbaki Değer 'in 04.01.2013 tarihinde Yeni Şafak Gazetesinde yayımlanan yazısı
 
ODTÜ'deki olaylar üzerinden keskin bir biçimde yaşanan tartışmalar karşımıza ilginç bir tablo çıkartmaktadır. Bir taraftan Ak Parti hükümetinin sosyal-ekonomik ve siyasal politikaları karşısında ses getirici bir siyaset üretemeyenler işi Erdoğan'ın üslubu üzerinden tartışmaktan öteye geçememektedirler. Esaslı sosyo-politik muhalefetin üreticisi olamayanlar Erdoğan'ın sert ve buyurgan üslubundan hareketle bir siyasal duruş inşa etmenin çabası içerisinde kendilerini konumlandırıyorlar. Siyasal söylemleri sonuçsuz kaldıkça bu kesimlerin psikolojisi bozulmakta, hem kendilerine hem de başkalarına yönelik tahrip düzeyi yüksek bir söylem ve eylemle ortaya çıkmaktadırlar. Diğer taraftan güçlü bir siyasal alternatif ve muhalefetin belirmediği atmosferde Hükümet kendi pozisyonunun mutlaklığına ilişkin inancı pekiştirmektedir.
 
ÖTEKİNİ GÖRMEME EĞİLİMİ
 
Epistemik bir vasat üzerinden yeşeren hiyerarşik ilişki Cumhuriyet pratiği boyunca tecrübe ettiğimiz gibi bizi, ötekini sürekli baskılama, kapatma hatta gerekli koşullar oluştuğunda yok etme siyasetine mahkûm etmektedir. Tarihsel tecrübe üzerinden bakıldığında hiyerarşik ilişki biçiminin belirli bir düşünme ve zihniyet tarzı olduğunu ve bu itibarla ister Kemalizm, ister liberalizm, ister sağ-sol ve de ister İslamcılık üzerinden dillendirilsin tüm ideolojik-politik yaklaşımların bünyesinde boy gösterdiğini önümüze koymaktadır.
 
Bu anlayışın izdüşümleri ODTÜ protestolarıyla gündeme gelen sol görüşlü öğrencilerin söylem ve tutumları üzerinden açığa çıktığı gibi aynı zamanda Başbakan'ın olaylar üzerinden hem öğrencilere yönelik hem de öğretmen-öğrenci ilişkisi dolayımında akademisyenlere yönelik eleştirisinde belirginleşmektedir. Toplumsal yaşama ilişkin belirleyici unsur olarak epistemolojinin öncelenmesi öteki ile olan ilişkiyi anlamsızlaştırmakta, ötekinin varlığı varoluşsal bir meydan okumaya dönüşmektedir. Hakikatin, gerçekliğin şifrelerinin kendisinde olduğu inancı başkasına olan gereksinimi ortadan kaldırmakta, ötekini, muhatap olduğu söylemi tartışmasız kabul etmeye aksi taktir de yok olmanın dehşeti ile karşı karşıya bırakmaktadır. Kabul edip içinde erime ya da direnip yok olmanın dışında bugün geçmişte olduğu gibi egemen anlayışın belirlediği eş statüde olmayan ikincil bir konuma hiçbir kimse ya da kesim rıza göstermez.
 
ODTÜ'de yaşanan olayların ötesinde Türkiye'nin kronikleşen sorun alanları olan Kürt sorunu, Alevilik sorunu, azınlıklar sorunu vs. gibi sorunlar devlete egemen olan bu anlayış nedeniyle içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Devletin sorun çözme kapasitesinin düşüklüğüne neden olan bu zihniyet tarzı ve siyaset etme biçimi maalesef devlet ile ilişkiye giren mevcut ve muhtemel tüm direnme odaklarına bulaşmıştır. Bu anlayış biçiminin ülkedeki tüm kesimleri nasıl benzer bir eylemlilik içerisinde buluşturduğuna bakmak yeterli olacaktır.
 
EVRENSELLİK Mİ DEDİNİZ
 
Tüm kesimler ele geçirdiklerine inandıkları hakikatin, gerçekliğin şifrelerini sosyo-politik yaşama geçirmenin inancı ile yol almaktadır. Gerçeklik, içerisinde yer alınan kompleks yapıda başkası ile olan eş düzeyli ilişkinin birlikteliğinde ulaşılacak bir uzlaşım olarak değil, tarihten-toplumdan bağımsız 'bilimsellik', 'evrensellik' vs. gibi meşrulaştırıcı unsurlar üzerinden elde edilmiş, paketlenmiş ahistorik bir unsur olarak ele alınmaktadır. Dolayısı ile kim tarafından ele geçirilirse geçirilsin karşımıza çıkacak olan kaba bir sosyal mühendislik pratiği olacağıdır.
 
ODTÜ'de yaşanan olaylar bağlamında karşımıza çıkan ve esaslı bir tartışmayı bekleyen şey öğrencilerin neye inandıkları ya da Başbakan Erdoğan'ın hangi politik görüşlere inandığı değil neye inanırlarsa inansınlar kendisi gibi inanmayanlar ile olan ilişkilerini nasıl kurguladıklarıdır.
 
Türkiye'nin yakın tarihi, sürekli olarak 'doğru' olanı önceleyen epistemik bir tutum alışın belirleyiciliğinde öteki ile olan ilişki, hiyerarşik bir iktidar ilişkisi olarak şekillenmiştir. İktidarı ele geçirdiğine inanan herkes(im) kendi dışındakilere en fazla Platon'un ideal devletinde olduğu gibi, devletin dinine inanmayanların kapatıldıkları bir ıslah ve pişmanlık evi olan 'Sophronistre'ye atmayı layık görmüştür. Toplumsal yaşamın başkaları için sürekli bir 'kapatılma' pozisyonunda çıkartılması ancak hiçbir kimsenin ve kesimin baskılanmadığı, yok sayılmadığı eş düzeyli bir sorumluluk ilişkisi temelinde mümkün olabilir.
 
Başkası ile kurduğumuz ilişki, keskin bir inanç eşliğinde tutunduğumuz hakikatimiz ile olan ilişkimize eleştiriye açılması üzerinden dinamizm kazandıracağı gibi aynı zamanda farkındalığımızın-farklılığımızın belirginleşmesine de katkı sunacaktır. Aksi taktirde tarihsel-toplumsal temele yaslanmayan uyduruk çelişkiler üzerinden dün olduğu gibi bu gün de kendimizi ve ötekini tahrip etmeye devam edeceğiz.
 
 
 
Paylaş    
Diğer BaşlıklarYorumlarTavsiye EtYazdır
ŞAKAYSA KOMİK DEĞİL GERÇEKSE VAHİM!
Kültürel etkinlikler “mucizevi hap” değildir!
”Dil ve Anlatım Dersi Muamması” açıklamamıza MEB'den cevap geldi
ÖSYM’NİN KPSS İLE İMTİHANI
Genel Sekreter Ali Aydın Yusuf Tekin'in Açıklamalarını Değerlendirdi
Okul Yöneticilerinin Ek Ders Ücretleri İyileştirilmelidir!
Okul Yöneticilerinin Ek Ders Ücretleri İyileştirilmelidir!
MEB II.Eğitim Kongresi’nde ne söyledi?
ÖĞRETMEN PERFORMANS SİSTEMİ TEKNİK BİR BAKIŞLA YAPILAMAZ
"DİL VE ANLATIM" DERSİ MUAMMASI
1 2 3 >  Son Sayfa
AnasayfaÖzgür-Eğitim SenTemsilciliklerimizEtkinliklerimizÜyelikZiyaretçi Defteriİletişim
Necatibey Caddesi No: 74/14 Kızılay/ANKARA
Tel : 0 (312) 229 08 22
Fax : 0(312) 229 08 23
Gsm: 0(505) 844 10 81 
E-mail : ozguregitimsen@gmail.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.