Türkiye’de eğitimi konuşmak keçiboynuzu çiğnemek gibi

05.09.2019
A+
A-

Türkiye’de eğitimi konuşmak keçiboynuzu çiğnemeye benziyor. Bir gram tat alabilmek için kilolarca keçiboynuzu çiğnemeniz gerekiyor. Eğitim bahsinde de anlamlı bir söze denk gelebilmeniz için zihni iğfal eden içeriksiz bir söyleme uzun bir süre katlanmanız gerekiyor. Konuşulan mevzunun içeriği, sınırları belirsiz olduğu için isteyen istediğini söylüyor, söyleyebiliyor. Bozuk saatin günde iki kez doğruyu göstermesi gibi eğitim bahsindeki bu laf kalabalığında da bir iki hakikat kırıntısına rast gelmek mümkün olabiliyor. Ancak mesele şu ki alana ilişkin düzenlemelerin bu kavrayış üzerine oturması sorunları çözmüyor tersine sorunları derinleştiriyor. Daha iki yıl önce apar topar girdiğimiz LGS düzenlemesinin bırakın sorun çözmeyi sorunları daha da derinleştirerek içinden çıkılmaz bir hale sokması gibi. Bugün hâla düzenlemenin getiriliş gerekçelerinden bihaber pek çok kişi düzenlemeyi savunuyor, düzenlemenin yerindeliğine ilişkin bizi ikna etmeye çalışıyor.

Bir düzenlemenin amacını, gerekçelerini dikkate almazsanız şüphesiz paşa gönlünüzün istekleri doğrultusunda her türlü şeyi söylemeniz mümkün oluyor. Lakin makul ve mantıklı bir konuşma ancak içerisinde barındırdığı önermelerin doğruluklarını, geçerliliklerini ve güvenilirliklerini test edebilme imkânı sunabiliyorsa dikkate değerdir. Aksi durumda bir kamu politikasıyla kahvehane sohbeti, bilimsel bir makaleyle ideolojik bir fantezi arasında fark kalmaz. Böyle olduğu için de yukarıda belirttiğim üzere MEB’in bile savunamadığı bir düzenlemeyi, düzenlemenin varlık gerekçesinden bihaber insanlarımız savunabiliyor, yerinde bulabiliyor.

Mevzunun verdiğim LGS ile sınırlı olduğunu düşünmeyelim. Meclise yeni sunulan 11. Kalkınma Planı’nda eğitim bahsine de bakabiliriz. Ondan önce açıklanan 10. Kalkınma Planı’na da bakabiliriz. Veya daha önce yaptığımız ve ‘eğitimde devrim!’ diye sunumunu yaptığımız sayısız düzenlemeye de bakabiliriz. Eğitim alanında gerçeklikle/hayatla girdiğimiz sayısız sınamadan yanlışlanarak çıkmış bir kavrayışa sahibiz. Şartlar ne olursa olsun, gelişmeler neyi gösterirse göstersin şüphe duymadığımız ve vazgeçmeyi aklımızın ucundan geçirmediğimiz bu kavrayışla büyük ve güçlü bir gelecek hayal ediyoruz. Temel ve paradigmatik düzeyde hiçbir şey değiştirmeden sistemde çok şey değiştireceğimize kendimize her seferinde yeniden inandırıyoruz. Yukarıda da belirttiğim gibi geçen gün Meclise gönderilen 11. Kalkınma Planı’nda ‘eğitim’ bu yaklaşımla ele alınmış ve daha önce değişik vesilelerle belirlenmiş bir takım çözümsü düzenlemeler bu plan döneminin ‘politika ve tedbirler’ başlığı altında listelenmiş. Sanırım eğitim ile ilgili tüm bileşenleri ve kademeleri ilgilendiren bu düzenlemelerin gerçekten de söylendiği gibi alana ilişkin bir nitelik artışı gerçekleştireceği düşünülüyor. Ancak alana dair gerçekçi bir bakışınız varsa, alan ile ilgili konuştuğunuzda neden bahsettiğinizin azıcık farkındaysanız muhatap olduğunuz söylemin en hafif ifadeyle bir oyalama olduğunu görmemeniz mümkün değil. Bu söylem sorunları çözemez. Çünkü bu söylemin sorun tespit tarzı ile çözüm sistematiği arasında yapısal bir ilişki yok. Bir problem çözümünde olması ve gözetilmesi gereken asli aşamalardan yoksun.

Örneğin sistemin niteliğine ilişkin bir tespit yapılıyor. Bu tespitin niye yapıldığını, hangi arayış sürecinde, hangi bakış açısıyla ve hangi ölçeklerle tespit edildiğini, getirilen çözümün nasıl getirildiğini bilemiyoruz. ‘Sorun bu, nedeni şu bu da çözümü!’ şeklindeki mekanize okuma bir ‘akıl tutulması’na yol açıyor ve kolektif şekilde bu çözümsü uygulamalar arkasında kendimizi boş yere tüketmemize neden oluyor. ‘Öğretmenin nitelik problemi var, bu problem onun eğitiminin yetersizliğinden kaynaklanıyor, lisansüstü programlarla, hizmetiçi çalışmalarla niteliği arttıracağız.’ İyi de Osmanlı son döneminden beri biz bunu söylüyor, bunu yapıyoruz. Ne söylemin ana kurgusu değişiyor ne de karşılaştığımız ve memnun olmadığımız sonuç değişiyor. Bu kurgu devam ettikçe bundan sonra da değişmeyecek.

11. Kalkınma Planı’nda da hâkim olan aynı mantıksal kurgunun neden sorun çözemeyeceğini kamuoyu olarak irdelemek durumundayız. Kritik dönemlerdeyiz ve bu dönemin nezaketine uygun davranmalıyız. Hiçbir şey yokmuş gibi, esaslı bir değişim geçirmeden asırlık sorunlarımızı çözebilirmişiz gibi kendimize operasyon çekerek geleceğimizi karartmaktan vazgeçmeliyiz. 2023’e kadar bu ülkenin eğitim bahsine ipotek koyacak metinlerden birisi olan Kalkınma Planı üzerinden ‘maarif davamızı’ konuşmaya devam edeceğiz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.