Türkiye’nin Kalbi Nerede Atmaktadır?

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
06.01.2017
A+
A-

Özgür Eğitim-Sen’in sendikal farklılığını vurgulamak için kullandığı temel sloganlardan birisi “kim olduğunu sen değil, durduğun yer söyler” sloganıdır. Bu slogan üzerinden Türkiye’de son zamanlarda yaşadığımız çalkantılı siyasal süreci okumak işlevsel olabilir. Normal koşullarda farklı siyasal tercihlerde bulunmak, farklı politik argümanları ileri sürmek hayatın tabii akışına uygundur. Ancak hayatın tabii akışının bozulduğu kriz durumlarında alınan konumlanış, önceki süreçte yürüttüğünüz tüm ilkesel ve ahlaki duruşları boşa çıkartacak önemli bir hüviyet arz etmeye başlayabilir. Kriz durumları, basit politik çekişmeleri önemsizleştirip ana hatlarda bir pozisyon alınmasını zorunlu kılmaktadır. Son yaşadığımız hadiselerde taraflar kutuplaşmanın, ayrışmanın ya da cepheleşmenin ekseninin ne olduğuna ilişkin anlaşmasalar da kamuoyu, yaşananların olağanüstü gelişmeler olduğunu kabul ederek düzlemi ona göre tayin etmiştir.

Yolsuzluk-rüşvet ile darbe girişimi söylemleri arasında gidip gelen cepheleşme ekseni, genel itibari ile darbe girişimi noktasına doğru evrilmektedir. Çatışmanın ekseninin darbe girişimine doğru evrilmesi, araçsal bir pozisyonda kullanılan rüşvet ve yolsuzluk iddialarının toplum tarafından önemsenmediği anlamına gelmemelidir. Olağanüstü koşullar geçirdiğimizin bilincinde olan toplum, kriz durumunda öncelik sıralamasında sivil siyasetin korunmasını söz konusu etmiş diğer hususları teferruata indirgemiştir. Kriz koşulları aşıldığında toplum tarafından teferruata dönüştürülen konular (rüşvet-yolsuzluk iddiaları) mercek altına alınıp elbette hesabı sorulacaktır. Toplumu da kendisi gibi görenlerin, rüşvet ve yolsuzluk iddialarının toplumun geniş çoğunluğunun sosyo-kültürel genetiğinde meşrulaştırıldığına ilişkin iddialarının gerçekliği tartışmalıdır. Toplumun genel ekseriyetinin bu tür konulara ilişkin hassasiyet gösterdiği siyasi tarihimizce ortadadır. Üzerlerindeki rüşvet ve yolsuzluk iddialarını bertaraf edemeyen tüm siyasi hareketler, hukuki zeminde hesap vermeseler bile toplum tarafından hesaba çekilip cezaları verilmiştir. Türkiye toplumunun son yaşanan hadiseler üzerinden vermiş olduğu kayıtlı bir tepki bulunmamakla birlikte kamuoyu yoklamaları, genel algısının siyasetin tanzim edilmesi şeklinde olduğunu göstermektedir. Toplumun özellikle kriz durumlarındaki basiret derecesinin yüksekliği, siyasi tarihimizin en net görülebilecek pratiğidir. İster çok partili hayata geçiş sürecinde olsun, isterse darbe süreçlerinin ardından almış olduğu siyasal tavırlarda olsun bunu görmek mümkündür.

Aynı Şeye İnanmak Birlikte Olmaya Yetmez

Özellikle soğuk savaş sonrası süreçte karşımıza bambaşka bir siyasal atmosferin çıktığını görmek durumundayız. İdeolojik-politik aidiyetlerin görece önemlerini yitirdiği bu süreçte meşruiyet düzlemini oluşturan şey, kritik dönemlerde takınılan siyasal pozisyonun kendisi olmaktadır. Neye inandığınız, meşruiyet kaynaklarınızın ne olduğu önemli olmakla birlikte asıl önem kazanan unsurun sosyal-siyasal gelişmeler karşısında hangi cephe içerisinde kimlerle birlikte kendinizi konumlandırdığınız olmaktadır. Benzer inanç dünyaları arasında yaşanan derin çatlaklar ideolojik politik konumlanışları farklı olan kesimlerin ittifakını doğurmaktadır. Bu ittifaklar iddialı bir okuma ile nihai bir amaç eksenindeki bütünleşmeden ziyade sürecin kendisinin nasıl olacağını önceleyen bir yapıyı karşımıza çıkartmaktadır. Bunu gösteren sayısız pratik ile karşı karşıya bulunmaktayız. Türkiye’deki İslami kesim arasında ayrışmalar yaşanırken benzer şekilde Liberal, Sol ve diğer kesimler içerisinde de ayrışmalar yaşanmaktadır. Küresel düzlemde de aynı ayrışmaların hız kesmeden devam ettiği de ileri sürülebilir. 

Yakınlıklar, uzaklıklar ya da karşıtlıklar benzer ülkülerin paylaşılmasından ziyade verili koşullar içerisinde hangi siyasal düzlemin paylaşıldığını öne çıkartmakta ve saflaşmayı belirlemektedir. Örneğin, Türkiye dâhil İslam dünyasının büyük çoğunluğunda İsrail ile girdiği mücadele nedeniyle büyük bir prestije sahip olan Lübnan Hizbullah’ının, Suriye olayları nedeni ile yürüttüğü siyaset, ait olduğu genel inanç dünyasını önemsizleştirerek siyasal tutumunu asli bir noktaya kaydırmıştır. Bu koşullar içerisinde lehine politik tercihte bulunduğu cephe nedeniyle büyük bir meşruiyet yitimine uğradığını görmek mümkündür. Benzer bir okumayı başlı başına bugün “cemaat” üzerinden yürütmek mümkündür. Mevcut siyasal kombinasyon içerisinde, “cemaat”in ait olduğu inanç evreninden ziyade güç dağılımında hangi aktörler ile saf tuttuğu önemli bir hal almıştır. Dolayısıyla, söylemin kendisinin ne olduğu değil nerede durduğunuz, nereden konuştuğunuz ve kimleri yanınıza alarak konuştuğunuz önem kazanmaktadır. Doğruyu söylemenin yetmediği, doğruyu nerede, ne zaman, ne şekilde, ne amaçla ve kimleri yanınıza alarak söylediğiniz birlikte ele alınıp değerlendiriliyorsa dillendirilecek söyleme çok dikkat etmek gerekmektedir. Ayrıca kurulan her söylemin içeriğindeki unsurlar kadar önemli bir diğer hususunda dışarıda bıraktığı, dile getirmediği unsurlar olduğu dikkatten kaçırılmamalıdır. Zira söylemin barındırdığı ile dışladıkları özü itibariyle söylemin mütemmim cüzleridir. Bütün bunların yanında söylemin dile geldiği koşullar, sistemin olağan olmayan bir dönemine denk geliyorsa, bu durum önemini bir kat daha arttırmaktadır.

Bu noktada, ahlaki ve ilkesel bir hüviyete bürünerek siyaseti hesap vermeye çağıran söylemin; savunucuları, yeri, zamanlaması ve diğer destekçileri ile birlikte esasında kayıt dışı bir siyasal söylem olduğu görülmektedir. Sistemin meşru kanallarından akıp gelmek yerine kestirme yollardan iktidar tesis etmeyi amaçlayan bu söylem, iktidarın kaynağını milletten alarak ulusal ve uluslar arası güç merkezlerinin uzlaşı noktalarına dayandırmaya çalışmaktadır. Ancak, malum olduğu üzere “Roma’nın kalbi, sarayın mermer duvarları arasında değil, arenanın kızgın kumları arasında atmaktadır.” Ya da şöyle söyleyelim; Türkiye’nin kalbi, iktidar seçkinlerinin karanlık mahfillerinde değil adı sanı bilinmeyen insanların karanlık hesaplara bulaşmamış vicdanlarında atmaktadır. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.