Üç ülke, üç okul ve ciddiyet

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
31.10.2018
A+
A-

‘2023 Eğitim Vizyonu’ belgesi açıklandı. Belgeye ilişkin değerlendirmeyi sonraya bırakarak yine eğitimle ilintili bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Geçen gün internet haber sitelerinde eğitimle ilgili üç haber vardı. Birincisi ‘öğretmenin başına silah dayadı’ haberiydi. Fransa’da bir lise öğrencisinin yoklamada kendisini yok yazan öğretmenin kafasına silah dayadığı, arkadaşının da bunu kameraya çekerek sosyal medyada kullandığını içeriyordu haber. İkincisi ‘bu okulda teneffüste konuşmak yasak’ haberiydi. Habere göre İngiltere’de bir okul, velilere gönderdiği mektupta öğrencilerin 5 Kasımdan itibaren bina içinde hareket ederken herhangi bir ses çıkarmayacaklarını belirtmiş. Ses çıkaran öğrencilerin 20 dakika alıkonulacağı belirtilirken bir velinin de öğrencisinin bu karar dolayısıyla artık okula gitmek istemediğini belirtmekteydi. Üçüncüsü ise Diyarbakır’daki bir liseden. ‘Öğrencilerin bıçaklı kavgasında kan aktı: 4 yaralı’ başlıklı haberde öğrencilerin bilinmeyen bir nedenle kavga ettiklerini ve 4 kişinin yaralandığını belirtiyordu.

Aynı gün ajanslarca servis edilen bu haberlerin eğitimin gerçekliğine ilişkin ne tür okumalara yol verebileceğini konuşmak için şüphesiz daha uzun araştırmalara, verilere ihtiyacımız var. Lakin bu üç habere odaklanmanın zarureti de ortada. Zira bugünlerde ‘Andımız’ üzerinde konuştuğumuz eğitimin militer niteliği bu haberlerin içinde mündemiç. En hassas olanlarımızın bile duyarsızlaştığı ‘yoklama’ örneğin. ‘Yoklama’ eğitim pratiğimizin giriş ritüellerinden ve fiili uygulaması ve sembolik niteliğiyle üzerinde durulmayı bekliyor. Yine öğretmenin kafasına silahın dayanması, kahkahalar eşliğinde sosyal medyada sunumu. Silah, okul, öğretmen, öğrenci tüm bunlar bir arada aynı cümle içerisinde. Diğeri insanın temel ayırt edici özelliği olan ‘konuşmanın’ yasaklanması ile ilgili. Aksi halde öğrencilerin ‘alıkonulmasından’ bahsediliyor. Veli, öğrencisinin böyle bir okula gitmek istemediğini söylüyor. ‘Yasak, alıkonulma, alıkoyan öğretmen, okula gitmek istemeyen öğrenci. Bir diğeri okul, öğrenci, bıçak, yaralama.

Haberler bir bölgeden, bir kültürden, bir ülkeden değil. Her biri bir ülkeden ve ‘Aman Allah’ım! Bunu da mı görecektik’ diyeceğimiz haberler değil. Eğitim denilen küresel pratiğin asli parçaları. Egemen kültür bakışımızı piramidin üst kısmını yönlendirir. Birinciler, rekor kıranlar, mucize gerçekleştirenler görürüz. Diğer geride kalan çoğunluğa karartma uygulanır veya incelikli bir stratejiyle onlar suçlu ilan edilir. ‘İsteseydin sen de yapabilirdin!’ Yapmadın ve suç senin! Sartre’nın varoluşçuluğa ilişkin örneği geliyor aklıma: ‘Bir çocuk sakat olarak dünyaya geliyorsa ve kahraman olamıyorsa suç o çocuğundur!’ Sartre’ın varoluşçu okuması üzerinden gidersek haklı görebileceğimiz bu okuma maalesef egemen kültürde yukarıda belirttiğim gibi stratejik bir hamle olarak düşünülüyor. Haksız, hukuksuz, adaletsiz bir şekilde işleyen yapının temize çıkarılması için bir manivelaya dönüştürülüyor adeta. Sistemi, onun işleyişini, yapılanmasını irdeleyecek bir veri olmak yerine bizatihi ilgili aktörlerin yanlışı, eksiği, problemine indirgeniyor. Bazı doğru şeyler sıralanarak yanlışa yol veriliyor. Oysa bir soruna ilişkin kimi haklı itirazları dile getirmek, kabul etmek ayrı bir şey o sorunu makul şekilde çözmek bambaşka bir şey!

Eğitim haberinde kullanılan kelimelere tekrar dikkatlerinizi çekiyorum: ‘Yoklama, başına silah dayama, bunu gülerek kayıt etme ve yayınlama, sessizlik, konuşma yasağı, alıkonulma, kavga, bıçak, yaralama vs. Ne oluyoruz? Burası neresi? Burada nasıl bir ilişki var? Bunca farklı yerde neden bu kadar benzer durum var? Acaba kültür, bölge ülke farklılığını anlamsız kılan bir durum mu var? Varsa nedir? Sosyolog Beck’in ifadesiyle ‘sistemik sorunlara biyografik çözümlerin önerildiği’ dönemlerdeyiz. Egemen okuma ve çözümleme dilinin bir kapan olduğunu hatırda tutarak alana bakmamız gerekiyor. Her suç topluma yöneltilmiş sorudur ve klişe cevaplarla geçiştirilmemesi için ciddiye alınması gerekir. Ve açık konuşmamız gerekirse Türkiye’de ziyadesiyle ihtiyacını duyduğumuz şey de ciddiyettir. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.