Özgür Eğitim-Sen

Unutmamanın tek bir yolu var

12.07.2017
A+
A-
Unutmamanın tek bir yolu var

Hain girişimin üstünden tam 1 yıl geçti. Darbe girişiminin ilk saatlerinde sosyal medya hesaplarından darbeye direneceğiz diyen ve üyeleri meydanlara koşan Özgür Eğitim-Sen, 15 Temmuz sonrasında da yaptığı önemli değerlendirmelerle usule, yol ve yönteme ilişkin uyarılarıyla tarihe not düştü.

 

Şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anarken 15 Temmuz’u selamlıyoruz…

 

Bu vesileyle 15 Temmuz münasebetiyle düzenlenen etkinlikler ve anma programlarından yola çıkarak esas meselemize dair tespitlerde bulunan Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Ali Aydın’ın bugün yayımlanan “15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var” başlıklı yazısını paylaşıyoruz.

 

15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var 

 

 

'Çağları aşan bir kararın bir tek takvime, bir tek saate, çoğu kez de yalnızca bir tek dakikaya sıkıştırıldığı trajik ve yazgıyı belirleyici anlara, bireylerin yaşamında ve tarihin akışı içinde çok ender rastlanır. Ben böyle anları İnsanlık Tarihinde Yıldızın Parladığı Anlar diye adlandırdım…'

Sıra dışı bir yazar olan Zweig bireylerin yaşamı içerisinde ender rastlanan, yazgıyı belirleyen ve tarihin akışını değiştiren anları böyle tanımlar: Yıldızın parladığı anlar.

15 Temmuz gecesi de Zweig’in sözünü ettiği işte o anları karşımıza çıkardı. O gece sadece bir ihanet girişimine değil yazgıyı belirleyen trajik anlara da şahit olduk. Ömer Halis Demir ile birlikte yüzlerce şehidimiz ve binlerce gazimiz, gecenin karanlığında belirerek tarih dediğimiz büyük hikâyeye hayatlarını ortaya koyarak dokundular. Gecenin karanlığında onların varlığı hiç şüphesiz yıldızın parladığı anlardı.

15 Temmuz’un yıldönümündeyiz.

Başta devlet ricali olmak üzere herkes bir yıl önce yaşanan bu hadiseyi layıkıyla anmak istiyor. Pek çok programın bu amaçla organize edildiği bilgisini alıyoruz. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlıklar, Belediyeler, STK’lar… Herkes seferber… Bu heyecan ve duygu yüklü seferberlik halinin anlaşılmayacak bir tarafı yok. Bir yıl önce yaşadıklarımız malum. Memleketin sıradan insanları tarafından uçuruma doğru sürüklenmek istenen bir ülkenin nasıl sıra dışı bir biçimde uçurumun kenarından kurtarıldığını hep birlikte gördük.

Bu ülkenin omurgası olan insanlardı onlar. Anadolu insanı denildiğinde hepsini anlatabiliyor, hepsinden bahsetmiş oluyordunuz. Kurumların ele geçirildiği, görkemli yapıların bombalarla yıkıldığı bir anda çıkıverdiler. Üzerlerine yüreklerinden başka muska almadan koştular meydana. İrfan neymiş o gün gördük, anladık, bildik…

 

RUTİNLEŞTİREREK ÖLDÜRMEYİN!

 

15 Temmuz’un yıldönümünde İngiliz bir tarihçinin isabetle kaydettiği şu cümleye dikkat kesilmemiz gerektiğini düşünüyorum:  “her anma töreni bir unutmadır”

Eğer maksadımız unutmamak ve unutturmamak ise sembolik ritüeller ihdas etmekten daha fazlasını borçlu olduğumuzu bilmeliyiz.

Rutinleştirerek öldürmemeliyiz o günü.

Bürokrasinin ya da belediyelerin Kültür AŞ’ler ile çözebilecekleri bir durum değil bu. Bahsettiğim Müslüman olmamızın bizlere yüklediği sorumlukla ilgili.

15 Temmuz’dan bir yıl sonra bugünkü halimiz, ahvalimiz ne durumda? 15 Temmuz’a bizi sürükleyen günlerin, ayların, yılların muhasebesini yapabildik mi?

Yaptıklarımızdan yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan mesul olduğumuz bir hakikatse aldığımız her nefesin hesabının olacağı da muhakkak.

Müslümanlar olarak bizler her gün bir imtihan içerisindeyiz. Bunun ne ölçüde idrakinde olduğumuzu herkesin dönüp kendi nefsine sorması gerektiğini düşünüyorum.

Dünün görkemi ile bugünümüzü muhteşem kılamayız. Canını ortaya koyan aziz şehitlerimiz ve gazilerimizin hatırasına da sahip çıkamayız. Bugün ile ilgili sorumluluğumuzu karartan ve görünmez kılan bir anma pratiği “hatırlama değil unutma” pratiği haline gelmekten kurtulamayacaktır.

İçinde bulunduğumuz anın hakkını vermek en büyük borcumuz. İş görme biçimimiz, ilişkilerimiz, ahlakımız, iddialarımız ile sınanıyoruz. Bunu unutursak hiçbir şeyi hatırlayamayız. Bu sadece geçmiş olan 15 Temmuz için değil tarihte kalan tüm bir mazimiz ile kuracağımız ilişkinin sıhhatiyle de ilgili bir şey.

 

BUGÜNÜ İHYA DÜNE EN GÜZEL VEFADIR

 

Aliya İzzetbegoviç, Müslümanın içinde bulunduğu anın, bugünün ona yüklediği sorumluluğu çarpıcı bir biçimde şöyle ifade eder:  “Tabii ki geçmiş önemlidir. Ancak bugün, eski atalarımızın yaptığı mükemmel güzellikteki camileri saymaktan çok, mahallemizdeki mütevazı camimizin eskimiş çatısını tamir etmek daha önemlidir. Hatıralardan geçmişi yaşamaya sebep olacaksa eğer, bütün o muhteşem tarihi yakmak gerekecek galiba. Eğer, geçmişte yaşanamayacağını ve kendimizin bir şeyler yapmamız gerekeceğini öğrenmemiz şart olacaksa, o muhteşem abideleri yakmak daha iyi olur.”

İki günü eşit olanın ziyanda olduğuna iman ettik.

Yoğunlaşmayan içerikten, artmayan nitelikten, genişlemeyen ufuktan, çoğalmayan iyilikten sorumluyuz.

Unutmayalım:  Bugünü ihya, düne en güzel vefadır!

 

 

Ali Aydın

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

12.07.2017

 

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.