Yaz tatili kısalıyor mu veya cevap bekleyen üç soru?

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
02.11.2018
A+
A-

Geçenlerde MEB Bakanı Ziya Selçuk katıldığı bir programda şu tespitlerde bulundu: “Bizim tatilimiz uzun. Avrupa ortalaması 200 okul günü. Bizde 180 iş günü var. Japonya’da 220 gün. Önce yapısal bir iyileştirmeye gidelim. Ondan sonra 180 iş günü olabilir. Türkiye’nin yüzde 90’ı tarım toplumuyken yazın 3 aylık boşluğu bırakmışlar çünkü tarım yapılıyor. Şimdi iş tersine dönmüş, yüzde 80’i şehirleşmiş ama takvim yine aynı kalmış şekilde, temel çıkmaz bu. Değişebilir. Şu anda 180 iş gününü hemen arttırmak gibi bir derdimiz yok. Önce yapısal olarak bir iyileştirmeye gidelim. Ondan sonra orta vadede 180 iş günü Avrupa’daki gibi 200 gün olabilir.” Kamuoyu açıklamaları ‘Yaz tatili kısalıyor!’ gibi magazinel bir bağlama taşıyarak tartıştı. Oysa açıklamanın satır aralarında daha dikkat etmemiz gereken hususlar var. Meseleyi tatilin uzaması veya kısalmasından ziyade Sayın Bakan’ın analizi ve o analiz üzerinden yaptığı çıkarımlar üzerinden değerlendirebilseydik bir mesafe almamız imkanımız olabilirdi. Yaz tatili kısalsın veya uzasın gibi lakayt bir tartışma açık ki eğitim üzerine düşünme olmadığı gibi eğitimi dert edinen bir çaba da değil.

Gelelim Bakan’ın analizine. Mevcut eğitim yapılanmamızın en azından zaman planlamasının Türkiye’nin bir önceki sosyo-ekonomik yapısına ait olduğunu, gelinen noktada artık bu planlamanın Türkiye gerçekliği ile ilintisinin olmadığını belirtmektedir. Hızlı bir bakış analizin yerindeliğini ortaya koyuyor. Ancak bu analizin ardından kabaca cevap verilmesi gereken birkaç husus var: Birincisi, Türkiye’nin bir önceki dönemine göre zaman planlaması yapılan bu sistem beklenileni karşılamış mıdır? İkincisi, belirtildiği gibi sosyo-ekonomik anlamda köklü bir dönüşüm içinde olan Türkiye için eğitim sisteminin güncellenmesi zaman planlaması gibi teknik uyum çalışmaları ile sınırlı kalabilir mi? Üçüncüsü, temel insani hak ve özgürlükler bağlamında böyle bir sistem (yapılanması, planlaması, yasal dayanakları, ilişki biçimi vs.) savunulabilir mi? Bu üç soruya anlamlı bir cevap verildiği taktirde iş günü artırımının anlamlılığı veya anlamsızlığı netleşebilir. Aksi taktirde kamuoyunun enerjisinin anlamsızca heba edildiği yeni bir çatışma-gerilim başlığı olarak yerini alacak bu tartışma.

Türkiye’nin eğitim sorunu bütüncül kavranmadığı sürece anlamlı bir çıkışın bulunması mümkün görünmüyor. MEB Bakanı’nın belirttiği gibi ‘yapısal iyileştirme’ olmadan bu tarz arayışlar ancak zihin bulandırıcı-dikkat dağıtıcı-oyalayıcı unsurlar olarak işlev görebilirler. O yüzden zaman planlaması bağlamında Türkiye’nin köy-kent dinamiğine ilişkin yapılan atıfta olduğu üzere aceleci çıkarımlar yapmak yerine bu analiz çerçevesini genişletmek ve derinleştirmek durumundayız. Sosyal, kültürel, ekonomik ölçeklerde yaşana köklü dönüşümler, teknolojik gelişmelerin mümkün kıldığı iletişi-ulaşım alanlarındaki artış ve çeşitlilik, düşünsel-felsefi düzlemdeki kırılmalar, devlet-toplum ilişkisinde başkalaşım gibi pek çok husus mevcut eğitim sisteminin dönüşümü üzerinde basınç uyguluyor. Aynı zamanda yukarıda da belirttiğim üzere zorunlu eğitim sisteminin orta çıktığı dönemden itibaren tecrübe ettiğimiz pratik de kendi başına mevcut sistemin dönüşümü için ikna edici bir veri sunuyor. O halde eğitim bahsindeki hoşnutsuzluğumuzu ve arayışımızı teknik-tali mevzularda tüketmek yerine ‘yapısal iyileştirmelere’ imkan verebilecek arayışlarda olmamız icap ediyor. Zorunlu eğitimi tartışmadan, devlet-toplum ilişkisini çözümlemeden, günümüzün gerçekliğini bilmeden giriştiğimiz işlerin ‘dostlar alışverişte görsün’ kabilinden olacağını söylemeye gerek var mı? Eğitim sorunu yaz tatilinin süresi ile ilintili olmadığı gibi yapılacak bir köy-kent analizinin de zaman planlamasıyla mukayyet kalamayacağı bilinmelidir. 01.11.2018

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.