Yeter ki sen “yüksek bir ahlak” üzere ol!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
25.09.2017
A+
A-

Motivasyonlara bakınca 1 Kasım seçimlerinin önceki seçimler gibi bir varlık-yokluk düzlemine oturtulduğunu görüyoruz. Seçim hiç şüphesiz önemli, hatta hayati, tıpkı önceki seçimler gibi. Ancak seçimlerin hayatiliği ile bu aralar sık rastladığım bir yargı birleşince sebep-sonuç zincirini ters kurduğumuzdan ve devamı halinde önümüzdeki süreçte mevcut patinaj halimizin devamına neden olacağından korkuyorum.

Birincisi, seçimin hayatiliği üzerinden kendi gerekliliğini vurgulama çabası kantarın topuzunu kaçıracak şekilde ötekinin “öcüleştirilmesine” varıyor. Hele hele Türkiye gibi siyasetin, toplumsalı kuşatmaya müsait ve mütemayil, ötekini bastırma, kapatma, teslim alma veya diz çöktürme gibi algılandığı bir ülkede. Siyasetin bu tahripkâr genetiğiyle uyumlu, bu sorunlu geleneğiyle barışık olanları anlıyoruz. Çünkü bu tarz-ı siyasetle motive olmak da kitleleri mobilize etmek de kolay. “Cemaat müdafaasına” indirgenmiş bu siyasete, toplumun farklı kesimlerine açılma becerisi olan bir partinin avdet etmesi ise izaha muhtaç. Zira  bu, kendi kitlesine mahkûm bırakan işlevsiz siyaseti stratejik bir tercih olarak içselleştirmek ve büyüme potansiyelini tahrip etmektir.

Türkiye’de siyasetin girdiği girdaptan salimen çıkma koşulu, mevcut siyasal aktörleri muhatap almamayı neredeyse zorunlu kılıyor. Çünkü muhatap aldıkça ona benzeme, onun seviyesine inme riskin artıyor. Seni sen olmaktan çıkaran tuzağa düşüyorsun, senin ve ülkenin muhtaç olduğu başarıdan beri kalıyorsun. Çünkü ana akım siyasetin karakteri ve neden olduğu girdap, tarihsel-toplumsal değişim sürecinin yönetilmesini ötekilerin de katıldığı demokratik bir düzlemden çıkararak ilkesiz bir güç mücadelesine kaydırıyor. Maalesef, Türkiye siyasetinin temel alamet-i farikası hala bu. Mevcut siyasal ambiyansın kolaycılığına kapılan her siyaset, aşınma, parçalanma veyahut kemikleşme ile karşılık buluyor. Tarihsel olarak ötekinin yanlış ve eksikliklerine odaklanmak yerine toplumun bugününe ve yarınına ilişkin kurucu, ikna edici bir dil ile verili siyasetin üstüne çıkabilen bir konumlanış inşa edebilen hareketler bu kısır döngüyü aşabiliyorlar.  Toplumu rahatlatma ve devleti normalleştirmeye doğru baskılama,  söz konusu dilin  ve yeni siyasetin sahiplenme düzeyiyle ilintili olmuştur. Siyasi tarihimiz bu hikâyenin şahidi, AK Parti’nin 13 yıllık serencamı bunun delilidir. Hal bu iken yaşadığı tıkanıklığı ötekilerle aynı kulvara yerleşerek aşmaya çalışmak, tuzağa düşüldüğünün ispatıdır. Ayrıca iç ve dış komplolara aşırı prim verdirten bu tuzak, içe kapanan, cemaati tahkim eden ve kendini sorgulama ihtiyacı hissetmeyen aldatıcı bir pratik üzerinden varlığına kast eden bir hal alıyor. Varlığını koruma ihtiyacı arttıkça tehdide açık hale gelme riski artıyor. Tuzağın fark edildiğini söylemek güç.

Ancak mesele defaatle yazdığımız gibi AK Parti’yi de kuşatan genel bir krizin yansıması ile ilintili. Çekirdek tabanının cephaneyi tüketmiş olmasıyla, ilgi dağınıklığı ile ilintili ve şüphesiz Türkiye’de ehli ilim ve irfanın mevcut seviyesi ile ilintili. Bu ülkenin enerjisi, kaynakları, entelektüel birikimi yıkılmaz bir kütle gibi önümüzde duran sistemin aşındırılmasına odaklı olmasıyla ilintili. Bugün hala aynı aşındırıcı siyasetin terkedilmemiş olması sorunun ne kadar yapısal ve derin olduğunu gösteriyor zaten. 

İkinci yanlışlık, bu aralar sık duyduğum “Türkiye’nin güvenliğini sağlamak istiyorsanız savunma hattını en uzak noktada kuracaksın” değerlendirmesinde açığa çıkıyor. Değerlendirme Türkiye’nin güvenliği için savunma hattının Bosna’da, Kudüs’te, Kahire’de vs. kurulmasını ifade ediyor. Bir taraftan tarihsel-kültürel-coğrafi derinliğe vurgu yaparken veya bu derinlik üzerinden kader birlikteliğini vurgularken diğer taraftan örtük bir şekilde gelecek tasavvurumuza yatırım yapmakta ve önemli bir kısmıyla da hakikate işaret etmektedir.

Lakin güvenlik tesisine ilişkin vurgunun cepheyi uç noktalara kaydırması mantıklı ve cezbedici olmakla birlikte yanıltıcı ve açığa düşürücüdür. Tarihten ve bugünden görmekteyiz ki; güvenlik gereksinimimizin karşılanacağı asıl merkez burasıdır. Buranın açıkları-gedikleri kapatılmadığında uzaklarda hattı kurmanın bir anlamı olmuyor. Zira fireyi içerde, açığı bünyenizde vermiş oluyorsunuz. Kronikleşmiş sorunların cenderesinde olan dolayısıyla dikkat edilip özen gösterilmesi gereken yer burasıdır. Yüzlerce yıldır burada olanlarla-bizden olanlarla helalleşmeden, kabul edilebilir bir vasat, yarınlara taşıyabilecek bir dil, birbirimize muhtaç olduğumuza müdrik müşterek duygu ve bizatihi aidiyetlerimizle varoluşlarımızı sorun etmeyen bir ilişki biçimi tesis etmedikçe, içerde tedirgin ve paranoya halinde kalacağız. Elbette tarihsel-kültürel-coğrafi derinliğin anlamı var, göz ardı etmeye, ihmal etmeye gelmez. Ancak bu tarihsel-kültürel-coğrafi derinliğin çekirdeğinde tesis edilemeyen bir siyaset çevreyi toparlayamaz, kendi çeperine seslenemez. O nedenle çevresini, çeperini ve tarihsel-kültürel-coğrafi derinliğini gözetmek isteyen bir siyasetin evvel emirde yapması, gözetmesi, dikkat ve rikkat göstermesi gereken yer merkezdir, çekirdektir. Yine en somut örnek yakın dönem siyasi tarihimizdir: Ak Parti içerde sorun çözme becerisini yükselttikçe tarihsel-kültürel-coğrafi derinliğiyle buluşma imkânı artmış, etki etme derecesi yükselmiştir. İçerde zaafa düştükçe imkânı ve etkisi azalmıştır. Bu farazi bir tartışma olmadığı gibi el’an bile kendi hinterlandınla ilişkini kesmen anlamına gelmez.

Tarihin bu kritik anı, Ak Partinin içine düştüğü tuzağı ve mücadelesinin basit bir iktidar mücadelesi olmadığını görmesini zorunlu kılıyor. Bir taraftan iktidara gelme diğer taraftan hem kendilerini hem de Türkiye’yi tahrip etme potansiyeli artmış olan kesimleri suhuletle, uhuvvetle taşıma ve Yeni bir Türkiye’nin inşasına katkı verebilecek bir dönüşüm geçirmelerini de rahatlatma görevi var. Çünkü hem Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün, hem de tarihsel-kültürel-coğrafi derinliğin güçlenmesinin ve dolayısıyla etkin ve yapıcı bir iktidar olmanın yolu buradan geçiyor. Dolayısıyla Ak Parti’nin imtihanı kendisiyle, imtihanı kendisini dönüştürebilme becerisinde, hünerinde. Etrafı öcüleştirmenin, düşmanlaştırmanın, komplo ve tuzak aramanın kimseye faydası yok. Millet tuzakları, komploları görüyor. Milletin basireti ve feraseti açık. Yeter ki sen “yüksek bir ahlak” üzere olmayı becer! Yeter ki sen doğru ol, millete, milletin hissiyatına ve hassasiyetine yanlış yapma! O zaman Allah’ın yardımını görecek, milletin desteğini alacaksın, daha önce gördüğün ve aldığın gibi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.