Zabıtadan kaçan Hasan ve “ayrıntıda gizlenen şeytan”

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
13.07.2017
A+
A-

“E-5 Karayolu Perpa metrobüs durağında saat 20.30 sıralarında bir kaza meydana geldi. E-5 Karayolu Ankara istikametinde su satan Hasan Kaya (44) zabıtaları görünce kaçmaya başladı. Zabıta ekiplerinden kurtulmak isteyen Kaya, korkulukları geçerek Perpa metrobüs durağına girdi. Bu sırada Beylikdüzü istikametine ilerleyen metrobüs, Kaya’ya çarptı. Ölen Hasan Kaya’nın 5 çocuk babası olduğu öğrenildi.”

***

Makro politikaların, büyük ve iddialı söylemlerin sınır tanımaksızın dile geldiği bir zaman aralığındayız. Rafine hale gelmemiş yaldızlı retoriklere muhatabız. Aklımıza karartma uygulayıp el değmemiş hissiyatlarımızdan kavrayan yönlendirmelerin kuşatmasındayız. Hâsılı kelam zor zamanlardayız.  

“Gündelik hayatınız sizin mabediniz ve dininizdir” diyor Halil Cibran. Belki de herkesin malumu olan “şeytan ayrıntıda gizlidir”sözünün hikmeti buradan geliyordur. Büyük lafların, teorik temellendirmelerin, albenili söylemlerin, karşısındakini susturan retoriklerin nihayetinde sınanacağı yer bu ayrıntıdır. Hayatın olağan akışıdır. Gündelik yaşamın mahremiyetinde, kuytu köşelerinde, anlık gel-gitlerinde kısacası rutinin dokusunda sınanmaktadır. Zira tüm bu soyutlamaların ete kemiğe bürüneceği, kök salacağı ve yaşama değen bir hüviyet kazanacağı nokta burasıdır. Siyaset üzerinden yaşadığımız oburlaşma ve iç-dış gelişmelerin beslediği teyakkuz hali bizi soyut ve genel iddiaların yandaşlığı veyahut karşıtlığına savurmaktadır. Hâlbuki “ahlak, adalet ve özgürlük” temelinde inşa edilecek yarınların tohumlarının atılacağı yer bu toplumsal yaşamın bünyesinde olacak. Hakkı, hukuku, adaleti, yardımlaşma ve dayanışmayı mümkün kılacak şey bu gündelik dünyanın dokusunda yeşertilecek. Buralarda kök salarak siyasete, devlete, devletin yapılanmasına nüfuz edecek, onu dönüştürecek. 

Bölgesel ve küresel gelişmelerin ayartıcılığında tüketilen enerji gündelik akışın insicamını bozuyor, gözetilmesi gereken yüce ilke ve değerlerin katline yol açıyor. Bu ülkede on yıllardır “kula kulluğun olmadığı, namerde muhtaç olunmadığı, asgari yaşam koşullarının her bir ferdi için sağlandığı ve temel insani ihtiyaçlarının giderilmesi için insandışılaştıran ilişki biçimine zorlamayan” koşulların var edilmesi için mücadele kesintisiz verilmeyi beklerken, büyük ve iddialı söylemlerin gölgesine sığınıp sorumluluktan sıyrılıverişimizin hesabı nasıl verilecek? Büyük Peygamber’in “küçük cihattan döndük, büyük cihat bizi bekliyor”daki ikazı neyin nesidir? Kimleri uyarmaktadır, kimleri dikkate ve özene çağırmaktadır?

Gözetilmemiş, dikkat ve rikkat gösterilmemiş, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesi laf ola beri geleye indirgenmişse hatta vicdanı, ahlakı, adaleti gözetmesi gereken yapılar, kurumlar ve şahıslar maşeri vicdana kasteden eden olaylardaki vurdumduymazlıklarından neşet eden “vicdan daralmasını” Hasan Kaya’nın peşinden hiddetle koşuşturmakla mı gidermeye çalışmaktalar?

Yerlerde sürünün yargı, hesabı adaletle görememesinin ve vicdanı ve cüzdanı arasında nefessiz kalmasının hıncını üç dilim baklava çalan çocuklardan mı çıkarmaktadır?

Devlet kimsesizlere, tüyü bitmemiş yetimlere, kentin çeperlerinde hayata tutunmaya çalışanlara ihtimam göstermesi gerekirken hayatın canına kasteden kural kaide tanımaz güçlere geçiremediği ve onulmaz bir yara gibi üstüne yapışan hıncı buralara mı yansıtıyor?

Fanon boşuna demiyordu; “kardeşin kardeşe hıncı acımasızca olur” diye. “Diş geçiremediklerine karşı bir türlü açığa çıkmayan şiddet ve öfke, yanındaki mağdur kardeşine amansız bir yakıcılıkla boca edilir” diye. Toplumumuzdaki bu devlet korkusu nedir, nasıl açıklanır? Zabıta korkusu nasıl derinlere kök salmıştır böyle? Mahkemeye düşme tedirginliği hangi yaşanmışlıktan damıtılmıştır? Hasan Kaya’nın babasız kalan beş çocuk için çırpınışına zabıta korkusundan kaçarken yakalandığı ölüm, “devlet dersinde” mi yoksa “insaniyet sınavında” mı beslenmiştir? Metrobüsün altında biten macera, halden anlamaz “Zabıta” kaynaklı mıdır yoksa geride gözetilmeyi bekleyen aile efradının acil ihtiyaçlarından mı türemiştir? Yaşamak için mücadelesini ölümün sınırında vermek, vermeye mecbur olmak neyin nesidir? Medeniyet iddialarının, Yeni Türkiye vurgularının olduğu bir yerde gündelik hayatımızın bu ahvali içler açısı. 

İstanbul’da göğü delme yarışında kendini kaybeden, kaçak katlar çıkan, bulundukları mekânlardan taşıp kaldırımları işgal eden, vurgundan, ranttan, yağma ve talandan nemalanan, sülük gibi bu toplumun kanını emen çapsızların zabıtadan, kanun ve nizamdan korkup kaçtıklarına şahit olamıyorsak,

Baklava çaldıkları için derdest edilen çocuklar için alelacele kalem kırıp hesap gören mekanizma toplumun ve devletin altını oyan, geleceğine kastedenler için yalpalıyorsa,

Büyük Peygamber’in ikazını tersine çevirip gündelik akışı önemsizleştiriyorsa, 

Ve devlet, tencerelerde kaynatılan taşlardan, kurda yem olan kuzulardan, zabıtadan kaçarken metrobüsün altında can verenlerden bihaberse,

O zaman kimsesizlerin, garibanların, yoksul ve dışlanmışların, tutunamayanların gazabından korkalım. Zabıta korkusundan kaçarken can verenlerin geride bıraktıkları yetimlerin ahı dağlayacak bizi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.