Zadig’in gözü, Mahçupyan’ın koalisyonu

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
31.12.2017
A+
A-

Voltaire‘ın Zadig hikayesi var. Babilde halkın gözbebeği Zadig, bir baskında sol gözüne aldığı ok ile yaralanır. Gözü ciddi bir şekilde iltihap kapınca ta Memphis‘ten hekimlerin hekimi büyük bilgin Hermés çağrılır. Büyük hekim azametine uygun bir kortej ile şehre gelir, Zadig‘i muayene eder ve teşhisini geciktirmeden açıklar; göz kurtarılamaz. Zadig şu gün şu saatte kör olacak. “Yara sağ gözde olsaydı onu kurtarabilirdim fakat sol gözün tedavisi mümkün değil” der. Babil bir yandan Zadig‘in yazgısına ağlarken öte yandan Hermés‘in bilgeliğine hayran kalır. Çünkü yara hakkında saatini verecek kadar kesin konuşuyor Hermés. Fakat iki gün sonra Zadig‘in gözündeki şişlik iner ve yara kendiliğinden iyileşir. Bunu duyan HerméZadig‘in Sol Gözününİyileşmemesi Üzerine adlı kalın bir kitap yazar.

“Laik kesimin sıradan insanları, medyası ve partisi direnişe sahip çıkmasaydı, yaölenler öldükleriyle kalır ve iktidar çöker, ya da iç savaşa gidilir ve ülke Suriyeden beter olurdu diyor Etyen Mahçupyan. Darbenin önlenmesinde Ak Partili seçmenin rolünün büyük olduğunu ancak laik kesimin tavır ve tutumu olmadan yeterli olmayacağını belirtiyor. Mahçupyan‘ın Davutoğlu‘nun gidişiyle beraber duygusallıkla malul analizlerine eklemlenen bir yazısı daha deyip geçebiliriz ama iş uzadıkça uzuyor.

Temelde ne diyor MahçupyanTürkiye gibi bir ülkede iktidar olabilirsiniz ancak yönetme imkanınız çok zor olur diyor öncelikle. Bu tespitten hareketle 7 Haziransonrasında çıkan koalisyon ihtimalinin değerlendirilmesi durumunda Türkiye‘nin hem uluslarası arenada hem de içerde rahatlayacağını ve yüksek ihtimalle FETÖkalkışmasının yaşanamayacağını söylüyor. Bu olabilir miydi? Elbette olabilirdi. Ancak olmama ihtimali olma ihtimalinden az değil. Mahçupyan, bugünden bakıldığında koalisyon meselesinin sadece Ak Partinin olumlu cevabıyla olacağı intibaını uyandırıyor. Oysa mesele “istiyorum” veya “istemiyorum” meselesi değil. O dönemki analizlerinde çok yerinde tespit ettiği gibi sürecin pek çok boyutu var. Birincisi muhatabınız yani CHPgerçekten istiyor mu? Diyelim ki gerçekten istiyor. Peki hangi şartlarda istiyor? Hatırlayalım dış politikadan, eğitime uzanan pek çok kırmızı çizgi vardı. Bir de diyelimki şartlarda anlaştınız; tabanlarınız işe nasıl bakıyor? Onlarında meseleye çok sıcak bakmadıklarını biliyoruz. O dönemin koşullarını, atmosferini, söylemlerini hatırlıyoruz. Buna rağmen olabilir miydi? Olabilirdi tabi. Ancak olsaydı şayet; Mahçupyan‘ın bu koalisyondan beklediği sonuçları görebilirmiydik? Bununda çok tatminkar bir cevabı olduğunu zannetmiyorum. Olma ihtimali kadar olmama ihtimali vardı.

Peki biz normatif olarak 2010’lu yıllarında mevcut siyasi ahval dikkate alındığında koalisyon, uzlaşı, Meclis’in özerkleşmesi, etkinleşmesine ihtiyaç duyulduğunu mu söylemek istiyoruz? Bunlara 2000’li yıllarda da 2020’li yıllarda da ihtiyacımız olacağı açık. Bizim işlevsel ve sürdürülebilir, toplumla teması ve toplumu taşıma becerisi yüksek bir siyaset talebimiz olmalı anlamına gelir ki buna zaten her zaman muhtacız. Bu karşılandıkça rahatlama uzaklaşıldıkça gerilime savrulmamızda bir anormallik yok. Tüm bunları da analizlerinde zaten yapıyor Mahçupyan. O halde bir ihtimal uğruna sonu olmayan ben demiştim çıkışmasıyla nereye varmak istiyor Mahçupyan? Kendi ifadesiyle sorumluluk kaçkını trollere olan kızgınlığı yüzünden oruç bozmasının bir anlamı var mı? Yani bir sürü haklı gerekçeyi ileri sürüp başka haklı kanaati çürütmeye niye uğraşıyor?

Darbenin arkasında Amerika var tespitine ilişkin koyduğu tepkide de aynı durum var. Örneğin, “bu tespiti gerekçelendirmek, temellendirmek gerekir” diyor. Ucuz hamaset ve siyasetçilerin söylemlerini tekrarlama şeklinde birşey yapıyormuş edasıyla olamayacağını söylüyor. Derinlikli, yapısal ve stratejik okumalara, analizlere ihtiyacımız olduğunu söylüyor ki bunların hepsi doğru. Ancak yine şu var ki bütün bu doğru tespitleri ve yakınmaları söylemek için darbenin arkasında ABD‘nin olmadığını veya olup olmadığını bilmediğimizi söylemek gerekmez. Zira darbenin arkasında olduğuna ilişkinABD hayli yoğun bir performans gösterdi, gösteriyor. ABD‘nin imtina etmediği bir pozisyon için onun adına bizim titizlik göstermemize ne gerek var? Yeterki bu tespitle meselenin peşini bırakmayalım, Mahçupyan‘ın beklentisiyle okumayı derinleştirme, stratejik bir akılla yürütme becerisini gösterelim. Ancak darbenin arkasında ABD var demek bütün bunların yapılmasına engel değil. Bir takım sorumsuzlar, muhterisler, zafer yağmalayıcıları bununla iktifa edebilirler ancak onlara olan kızgınlık başka bir doğruyu askıya almayı gerektirmez.

Laik kesimin tutumunun darbeyi önlemede ve iç savaşa sürüklenmememizde katkısının olduğu tespiti de bu minvalde nitekim. Bu tutumun önemli ve değerli olduğu aşikar.Mahçupyan‘ın dile getirdiği gibi darbeye karşı tavrı ve duruşu kritik anlarda çok net ve sınıfsal bir hüviyet arzetmese de süreçle beraber şüphesiz önemlidir. Ancak aynı şeyiKürtler, Aleviler, Milliyetçiler için de söylemek doğrudur. O halde buradan hareketle kurulmamış koalisyonun niçin kurulması gerektiğini söylemeye gerek yok. Çünkü koşullar, psikolojiler, beklentiler farklı bir pozisyondaydı. Ama şu sürekli söylenebilir; muhalefetle birlikte iş görme, Meclise asli hüviyetini kazandırma, siyaseti asli ve işlevsel mevcrasına döndürme, onu etkin kılma vs. bütün bunları söyleyebiliriz, söylemeliyiz de.

Zadig sol göz iyileşmez demişti, iyileşti. Mahçupyan koalisyon kurulmalı diyordu kurulmadı. Şimdi yapılacak şey olmamış olanın niçin olması gerektiğini söylemek değil olacak olanın beklenen ve arzulanan şekilde olması için çaba ve gayret göstermektir. Zira geçmişe takılıp kalmak, dünü değiştirmediği gibi bugünü ve yarını da inşa edilebilir olmaktan çıkarıyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.