<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MEB &#8211; &Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</title>
	<atom:link href="https://ozguregitimsen.org.tr/tag/meb/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ozguregitimsen.org.tr</link>
	<description>Özgür Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası</description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 Aug 2025 08:55:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.2.5</generator>

<image>
	<url>https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2019/02/cropped-Basliksiz-1-2-32x32.png</url>
	<title>MEB &#8211; &Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</title>
	<link>https://ozguregitimsen.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hükümet Çalışanı Yoksulluğa, Emekliyi Açlığa Mahkûm Etti</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/hukumet-calisani-yoksulluga-emekliyi-acliga-mahkum-etti/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/hukumet-calisani-yoksulluga-emekliyi-acliga-mahkum-etti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 08:55:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Toplu Sözleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6540</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kamu çalışanları ve emeklilerinin 2026-27 yıllarında alacağı maaşı belirleyecek olan 8. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmeleri, hükümetin pervasız biçimde dayattığı aşağılayıcı oranların Hakem Kurulu tarafından onaylanmasıyla sona erdi. Herhangi bir sürpriz yaşanmadı, zira adım adım neler olacağı belliydi; herkes rolünü oynadı ve tatsız gösteri sona erdi. Geriye 4 milyon memura, 2,5 milyon memur emeklisine, önümüzdeki iki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/hukumet-calisani-yoksulluga-emekliyi-acliga-mahkum-etti/">Hükümet Çalışanı Yoksulluğa, Emekliyi Açlığa Mahkûm Etti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kamu çalışanları ve emeklilerinin 2026-27 yıllarında alacağı maaşı belirleyecek olan 8. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmeleri, hükümetin pervasız biçimde dayattığı aşağılayıcı oranların Hakem Kurulu tarafından onaylanmasıyla sona erdi. Herhangi bir sürpriz yaşanmadı, zira adım adım neler olacağı belliydi; herkes rolünü oynadı ve tatsız gösteri sona erdi. Geriye 4 milyon memura, 2,5 milyon memur emeklisine, önümüzdeki iki yıl için verilen yüzde 27’lik artışla nasıl geçineceğini düşünmek kaldı.</p>



<p>İktidar kamu çalışanlarına 8 dönemdir hor ve hoyrat davranıyor. Siyasal alan adalet ve hakkaniyete hiç ihtiyaç duymuyor. Yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizlik artarak devam ederken sorun çözme mevkiinde bulunan hükümetin, zam adı altında verdiği oranların iki yıllık toplamı bir yıllık gerçek enflasyonun yarısına ulaşmıyor.</p>



<p>Hükümet, memura reva gördüğü bu alçaltıcı ve pervasız yaklaşımla ekonomi politikalarını; dar gelirliyi ezme, sermaye sınıfını ihya etme gerçekliği üzerinden sürdüreceğini göstermiş oluyor. Paylaşım ve bölüşümde yapılan adaletsizliklerle çalışanlar ekonomik olarak güçsüzleştirilip itibarsızlaştırılırken patronlar vergi afları, indirimleri ve teşviklerle ihya ediliyor. En zengin yüzde 1’lik kesimin ülkedeki servetin yüzde 40’ını almasına ve Türkiye’nin Avrupa’da servet dağılımı adaletsizliği sıralamasında ilk sırada yer almasına baktığımızda bu çarpık gerçeklik açıkça görülüyor. &nbsp;Uygulanan ekonomi politikaları üst sınıfı ihya ediyor. Üst gelir grubu semirirken alt ve orta gelir grubu eriyor, zenginle fakir arasındaki uçurum sürekli büyüyor. Dev şirketlerin affedilen vergi borçları orta gelirli memurdan alınan vergilerle telafi ediliyor.</p>



<p>İktidar, hiçbir zaman tutmayan hedeflenen (uydurulmuş) enflasyon üzerinden artış yapıyor. Bunun adına zam diyor fakat enflasyon farkının zam olmadığını, sıfır zam anlamına geldiğini artık herkes biliyor. Zam ancak, geçmiş dönemdeki kayıp ve erimelerin telafisi amacıyla seyyanen yapılacak bir artışın ardından enflasyon oranı ve refah payı verilmesi ile olur. O yüzden memur ve emeklisi yıllardır zam almıyor, sadece TÜİK’in açıkladığı gerçeği yansıtmayan rakamlar üzerinden enflasyon farkı ile idare ediyor. Zannedildiği gibi enflasyon farkını da tam olarak alamıyor. Keza 6 ay boyunca enflasyona ezildikten sonra verilen enflasyon farkı maaşlardaki erimenin yarısını bile telafi etmiyor.</p>



<p>Hükümet, kendisi için ayrı vatandaş için ayrı enflasyon oranları uyguluyor. Mesela yeniden değerleme oranını yüzde 43,93 olarak belirliyor. Bu, ekonomi yönetiminin yıl boyunca motorlu taşıtlar vergisine, trafik cezalarına, yol ve köprü ücretlerine, damga vergisi, pasaport vb. tüm harçlara minimum yüzde 43,93 oranında zam yapması anlamına geliyor. Ev kiraları %41 oranında artar elektrik ve doğalgaza bir hamlede yüzde 25’er zam yapılırken memur ve emeklisine iki yıl için sadece yüzde 27 reva görülüyor. Tüm toplu sözleşmelerde alçaltıcı oranlarla çırak çıkarılan sabit gelirli kıyıcı zamlar ve ağır vergilerle bilinçli bir yoksullaşmaya tabi tutuluyor.</p>



<p>Açlık sınırı Ağustos ayında 28 bin 444 liraya, yoksulluk sınırı ise 87 bin 910 liraya tırmandı. Asgari ücret hâlâ 22.100 lira ve 2026 yılının Ocak ayına kadar bu şekilde devam edecek. En düşük emekli memur aylığını 22.670 lira olarak ödeyen hükümet, ülke nüfusunun yüzde 70’lik bir bölümünü açlık sınırının altında yaşam savaşı vermeye zorluyor. 2002 yılında yüzde 36,6 olan çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı Aralık 2024’te yüzde 65,7’ye yükselmiş durumda. Bugün 18 bin liraya tekabül eden seyyanen zammı, seçim öncesi söz verilmesine rağmen emekli maaşlarına yansıtmayan hükümet, emekliye hiç merhamet göstermiyor.</p>



<p>8. dönem Toplu Sözleşme, sadece oransal zam anlamında değil, kamu çalışanlarının can yakıcı devasa sorunlarının hiçbirinin masaya gelmemesi, ciddiye alınmaması anlamında da facia niteliğinde geçti. Ne anlamsız hale gelen ek ders ücretleri konuşuldu ne de artan oranlı vergi dilimi uygulamasına son verilmesi gündeme geldi. Muhatabı olan sendikaların niteliksizliğinin ve yandaşlığının gayet farkında olan Hükümet, sözleşmenin mali ayağında da özlük hakları ayağında da memur ve memur emeklisi milyonlara “Çok da umurumda değilsiniz!” mesajı verdi. İktidar, sendikalı kamu çalışanlarının dörtte üçünün kendi yandaşı sendikalara üye olduğunun bilinciyle hareket ediyor, üzerinde en ufak baskı hissetmeksizin çalışanlar hakkında ezici hükümler verebiliyor, pervasızca adaletsizlikler yapabiliyor, kamu çalışanlarının devasa sorunlarına karşı duyarsız kalabiliyor. O yüzden ekonomi yönetimi hiçbir şekilde bütçe harcamalarında kısıtlamaya yanaşmıyor, korkunç boyutlara ulaşmış olan yolsuzlukları ve kontrolden çıkmış bulunan israfı önlemiyor, büyük şirketlerden vergi almıyor. O yüzden eşitsizliğe ve adaletsiz paylaşıma rahatlıkla alan açabilen kötü ekonomi yönetimi, tüm yükü sabit gelirlinin omuzlarına yükleyebiliyor.</p>



<p>Nihayetinde çalışanların daha iyi yaşam koşullarına erişimi için bir imkân olan toplu sözleşme süreci maalesef elbirliğiyle fırsat olmaktan çıkarıldı. Çalışanlar aleyhine işleyen eski düzen ayakta tutuldu ve Türkiye açlığa, yoksulluğa, yoksunluğa mahkûm edildi. Bu düzen için çalışan herkes vebal altındadır. İlişkinin, işleyişin, düzenin sorgulanmadığı, değişmediği yerde bu yaşananlar kaçınılmazdır.</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/hukumet-calisani-yoksulluga-emekliyi-acliga-mahkum-etti/">Hükümet Çalışanı Yoksulluğa, Emekliyi Açlığa Mahkûm Etti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/hukumet-calisani-yoksulluga-emekliyi-acliga-mahkum-etti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evet, vodvil devam ediyor!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/evet-vodvil-devam-ediyor/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/evet-vodvil-devam-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 11:46:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[A4]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulbaki Değer]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Toplu Sözleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6535</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026-2027 dönemlerini kapsayan Toplu Sözleşme görüşmeleri sürerken memur ve memur emeklileri için ümit var olmayı gerektirecek bir şeyin olmayacağı görülüyor. Toplu Sözleşme görüşmelerine gelinen sürece kadar ki ilişki zaten sözleşme sürecinin ne olacağına, neyin ne kadar olabileceğine için yeterli fikir veriyor. Düzenin, ilişkinin değişmediği yerde sonuç nasıl değişsin, niçin değişsin? &#160;Mevzuyu laf kalabalığına indirgeyen, bağı/bağlantısı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/evet-vodvil-devam-ediyor/">Evet, vodvil devam ediyor!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>2026-2027 dönemlerini kapsayan Toplu Sözleşme görüşmeleri sürerken memur ve memur emeklileri için ümit var olmayı gerektirecek bir şeyin olmayacağı görülüyor. Toplu Sözleşme görüşmelerine gelinen sürece kadar ki ilişki zaten sözleşme sürecinin ne olacağına, neyin ne kadar olabileceğine için yeterli fikir veriyor. Düzenin, ilişkinin değişmediği yerde sonuç nasıl değişsin, niçin değişsin?</p>



<p>&nbsp;Mevzuyu laf kalabalığına indirgeyen, bağı/bağlantısı belirsiz bir retoriğe boğan yaklaşım toplu sözleşme görüşmelerinin teatral sunumuna dikkat edilen steril bir efelenmeyle biteceği anlaşılıyor. Hükümetin teklifi de yetkili sendikanın talebi de çalışanların dünyasını, koşullarını görünmez kılmaya çabalayan bir hassasiyetle ayarlanmış. Enflasyonist ortamda alım gücünün sürekli düştüğü, enflasyon rakamları ile alenen oynandığı bir yerde yürütülen süreç zaten ciddiyetsizlikle malul.</p>



<p>Toplu sözleşmeden anlamlı bir sonucun çıkması ciddiyetle mümkün. Ancak anlamlı sonucu temin edecek ciddiyet maalesef ne hükümet kanadında ne de yetkili sendikada mevcut.</p>



<p>Türkiye’de insanın onurunu zedelemeyecek bir ücret politikasının geçerli olmadığı ortada.</p>



<p>Türkiye’de adil bir bölüşümün yapılmadığı ortada.</p>



<p>İnsanların sistematik şekilde yoksulluğa mahkûm edildiği, bir takım küçük destek mekanizmalarıyla bağımlılaştırıldığı ortada.</p>



<p>Gelir adaletsizliğin gittikçe derinleştiği ortada.</p>



<p>Vergi adaletsizliğinin yaşandığı ortada.</p>



<p>Bırakın ücretlere zam yapılmasını ve yaşanan kayıpların telafi edilmesini oluşan kayıpların tespitinin bile yapılmadığı ortada.</p>



<p>Vergi aflarıyla, teşvik mekanizmalarıyla kimlerin desteklendiği, kayırıldığı ortada.</p>



<p>Servet transferlerinin nasıl sistemik bir şekilde hayata geçirildiği ortada vs.</p>



<p>Bütün bu şartları ısrarlı bir şekilde görmezden gelen ve ücret meselesini adil, özgür bir yaşamın en temel bileşeni olarak konumlandırmayan bir bakışın küresel ekonomi-politiğin en hoyrat işleyişlerinden birisine çalışanları kurban ettiği yerde çözüm üretmesi mümkün olabilir mi?</p>



<p>Sorunun doğrudan müsebbipleri ve parçası olanlar kendi varlıkalrını ve işleyişlerini tartışma dışı tutarak nasıl bir çözüm üretecekler?</p>



<p>Özgür Eğitim-Sen olarak daha önceki yıllarda yaşanan süreci &#8216;vodvil&#8217; olarak tanımlamıştık. Bugün de değişen bir şey yok! Değişen bir şey yok, çünkü açık konuşmak gerekirse güzel bir haber alacağı beklentisi içinde olan yüz binlerce memur bir şeylerin değişmesi için üzerlerine düşen görevi yerine getirmedi. Onlar kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah da başlarına geleni değiştirmiyor.</p>



<p class="has-text-align-right">Abdulbaki DEĞER</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/evet-vodvil-devam-ediyor/">Evet, vodvil devam ediyor!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/evet-vodvil-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>13 Ocak’ta İş Bırakıyoruz!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/13-ocakta-is-birakiyoruz/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/13-ocakta-is-birakiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jan 2025 21:51:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6412</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de sistemin işleyişi yoksulluk üretiyor. Yoksulluğu yapısallaştırıyor, kuşaklar arası transfer edilecek şekilde tahkim ediyor. Elbette fatura tüm Türkiye’nin. Ancak sabit gelirliler mağduriyet üreten düzenin en büyük mağdurları. Emekliler, asgari ücretliler ve kamu çalışanları düzenin zencilerine dönüştürülm üş durumdalar. Bu kesimlerin tümü yoksulluk sınırın altında bir yaşama mahkûm edilmiş. Büyük kısmı açlık sınırında hayatta kalmaya çalışıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/13-ocakta-is-birakiyoruz/">13 Ocak’ta İş Bırakıyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye’de sistemin işleyişi yoksulluk üretiyor.</p>



<p>Yoksulluğu yapısallaştırıyor, kuşaklar arası transfer edilecek şekilde tahkim ediyor.</p>



<p>Elbette fatura tüm Türkiye’nin. Ancak sabit gelirliler mağduriyet üreten düzenin en büyük mağdurları.</p>



<p>Emekliler, asgari ücretliler ve kamu çalışanları düzenin zencilerine dönüştürülm üş durumdalar.</p>



<p>Bu kesimlerin tümü yoksulluk sınırın altında bir yaşama mahkûm edilmiş.</p>



<p>Büyük kısmı açlık sınırında hayatta kalmaya çalışıyor.</p>



<p>Hükümet TÜİK verileri üzerinden yaşadığımız büyük hadiseyi başka türlü göstermeye çalışıyor.</p>



<p>Ortada bir sorun yokmuş gibi “enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz!” ifadelerini kullanıyor yetkililer.</p>



<p>Gerçeği saptırıyorlar, başka türlü göstermeye çalışıyorlar.</p>



<p>Açlık ve yoksulluk; insanların insan olma hüviyetlerine saldırıdır.</p>



<p>Açlık ve yoksulluk; insanların ihmal ve istismar edilmesidir.</p>



<p>Açlık ve yoksulluk; insanların kula kul edilmesidir.</p>



<p>Açlık ve yoksulluk; insanların namerde muhtaç edilmesidir.</p>



<p>Milyonlarca insanın insanca yaşama hakkı için,</p>



<p>Adil bir paylaşım için,</p>



<p>Hakça bir düzen için,</p>



<p>Açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilen kamu çalışanlarının,</p>



<p>Kamu emeklilerinin,</p>



<p>Asgari ücretlilerin,</p>



<p>Emeklilerin,</p>



<p>Düzenin mağdurlarının, mazlumlarının, tutunamayanlarının,</p>



<p>İnsanca, onurluca yaşaması için;</p>



<p>Özgür Eğitim-Sen olarak 13 Ocak’ta İş Bırakıyoruz!</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/13-ocakta-is-birakiyoruz/">13 Ocak’ta İş Bırakıyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/13-ocakta-is-birakiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülakat; adaletsizlik, istismar ve iltimas demektir!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-adaletsizlik-istismar-ve-iltimas-demektir/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-adaletsizlik-istismar-ve-iltimas-demektir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2024 11:39:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulbaki Değer]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[mülakat adaletsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6378</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer: Mülakat, ne nitelikli öğretmen ihtiyacımızın karşılanmasına ne KPSS alan testinde görülen düşük başarının giderilmesine katkı sunacak. Şaibeli bir enstrümanla kendi geleceğimizi hedef aldık. Sonuçlar tamamen iptal edilerek yok sayılmalı ve KPSS puanına göre oluşan sıralama üzerinden atamalar yapılmalıdır. Yaşlılığında iyice karamsar hale gelen Horkheimer “Avrupa tarihi nihayete ermiştir ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-adaletsizlik-istismar-ve-iltimas-demektir/">Mülakat; adaletsizlik, istismar ve iltimas demektir!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer: Mülakat, ne nitelikli öğretmen ihtiyacımızın karşılanmasına ne KPSS alan testinde görülen düşük başarının giderilmesine katkı sunacak. Şaibeli bir enstrümanla kendi geleceğimizi hedef aldık. Sonuçlar tamamen iptal edilerek yok sayılmalı ve KPSS puanına göre oluşan sıralama üzerinden atamalar yapılmalıdır.</h2>



<p>Yaşlılığında iyice karamsar hale gelen Horkheimer “Avrupa tarihi nihayete ermiştir ve bundan böyle pozitivizm haklıdır” demişti. Yaşadığı koşullar dikkate alındığında Horkheimer’a hak vermemek elde değil. Bizim mevcut durumumuz da farklı değil. Benzer bir karamsarlığın toplumu iyice sarmaladığı bir düzlemdeyiz. Bizim de adeta tarihimiz nihayete ermiş ve devletimiz, bürokrasimiz her halükarda haklı çıkıyor. Yüzbinlerce öğretmen adayının atama başvurusunda bulunacağı bugünlerde bu alanda yaşadıklarımız neden yapısal bir karamsarlığın girdabında sürüklendiğimiz göstermeye yetiyor.<br>Nobel ödülünü alan Daron Acemoğlu basına yansıyan Türkiye değerlendirmelerinde iki çarpıcı tespitte bulundu kanaatimce. Birincisi “Türkiye’de kalsaydım Nobel ödülünü alamazdım” ifadesi ikincisi de “Türkiye’nin önünde bir fırsat penceresi kaldı. Türkiye 15-20 yıl içinde çok daha yaşlanacak ve çağın gerisinde kalma riski ile karşı karşıya kalacak. Bu nedenle hızlı bir şekilde teknoloji ve beşeri sermayeye yatırım yapılması şart” vurgusuydu. Esasında bakıldığında ikisi de temelde insan kaynağının iyi yönetilmesi ile bağlantılı hususlar. İnsan kaynağı yönetimiz de Türkiye’nin nasıl yönetilmesiyle doğrudan ilintili.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>ÜÇ TEMEL MEVZU</strong></h3>



<p>Bu yıl eğitim gündemimizde üç temel mevzu öne çıktı. Müfredat, Öğretmenlik Mesleği Kanunu ve önümüzdeki günler atamaların yapılmasıyla tamamlanacak öğretmen alımı. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile hayata geçirilen müfredatı ve Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nu değişik vesilelerle gündem ettik, önümüzdeki süreçte etmeye devam edeceğiz. Bu yazı özelinde öğretmen alımlarına ilişkin bir değerlendirme yapma gereğini duyuyorum. Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun gerekçesinde de ifade edilen stratejik bir mesleğin yönetim sürecinde nasıl anlamsızlaştırıldığını ve Horkheimer’in ifadesiyle pozitivizmin nasıl hep haklı çıktığını, adeta göz göre göre anlamsız bir ısrarın çıkardığı yüksek maliyete nasıl sürüklendiğimizi göstermesi açısından öğretmen alımına odaklanmakta yarar var.<br>Bilindiği üzere Türkiye öğretmen ihtiyacını, üniversitelerin eğitim fakültelerini bitirmiş ve diğer fakültelerin ilgili bölümlerinden mezun olup pedagojik formasyon almış adaylardan karşılıyor. İhtiyaç duyduğumuz sayıdan çok fazla öğretmen adayı yetiştirdiğimiz için atanacak adayları nesnel, geçerliliği, güvenilirliği ve toplumsal meşruiyeti sağlanmış KPSS sınavı üzerinden gerçekleştiriyoruz.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>İZAHI OLMAYAN DURUM</strong></h3>



<p>Daha önce de ülkemizde başvurulan bir yöntem olan mülakat, subjektifliği ve toplumsal hafızadaki olumsuzluğu nedeniyle yürürlükten kaldırıldı daha sonra ise 15 Temmuz’un ardından yeniden hayata geçirildi. Ancak de jure olarak hayatımıza geri dönse de fiilen etkisi sıfırlandı. Öğretmen adaylarına mülakatlarda, KPSS sınavında aldıklarının aynısı verildi. Örneğin KPSS sınavı 75,5 ise ya 75’e veya 76’ya yuvarlandı. Bir de örtük bir şekilde güvenlik soruşturması olumsuz olduğu iddia edilen adaylara puanı kaç olursa olsun mülakatta 60’ın altı not verilerek tercih yapmaları engellendi. Mülakat bir nevi güvenlik soruşturmasının kamuflajına dönüştürüldü. KPSS puanının aynısını vermek veya güvenlik soruşturmasının kamuflajı olarak mülakatı kullanmak izahı mümkün olmayan bir durumdur. Etkisiz, işlevsiz veya örtük, operasyonel bir aygıtı tesis etmenin insan kaynağı yönetimi açısından anlamsızlığı ortadadır. Bu hem kamusal işleyişin vaziyeti açısından hem de değerlendirme sürecindeki insan kaynağının itibarsızlaştırılması, değersizleştirilmesi açısından ibretliktir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>TOPLUMSAL HASSASİYET</strong></h3>



<p>Geçtiğimiz yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kamuda mülakatları kaldıracağız” vaadinde bulunmuştu. Seçimlerin ardından kabinede Milli Eğitim Bakanı olarak görevlendirilen Yusuf Tekin, öğretmenlerin seçiminde en iyi ve en donanımlı adayların belirlenmesinin önemli olduğunu ve mülakatın doğru bir yöntem olduğunu belirterek mülakatı mülakat gibi uygulayacaklarını belirtti. Tüm eleştirilere rağmen geri adım atılmadı ve 2 Temmuz 2024 ile 10 Ağustos 2024 tarihleri arasında mülakatlar gerçekleştirildi. Ekim ayında Meclisten geçerek yasalaşan Öğretmenlik Mesleği Kanunu ile Öğretmenlik Akademisi kuruldu ve bundan sonraki süreçte öğretmen istihdamında mülakata başvurulmayacak. Dolayısıyla Türkiye’nin infial halinde karşı çıktığı ve MEB’e geri adım attıramadığı düzenleme bu yıl uygulandıktan sonra rafa kaldırılacak. Toplumsal hassasiyet ve talepler karşısında bu dirençli duyarsızlık üzerinde şüphesiz ciddiyetle durulmalıdır. Çok önemli husus daha var bu uygulama üzerinden konuşulması gereken. Birincisi MEB’in mülakat dolayımında gösterdiği performans ve resmi anlatı var ki “case study” olarak üzerinde durulmalı. MEB, nitelikli öğretmen ihtiyacını ve KPSS alan testi sonuçlarının düşüklüğünü ileri sürerek mülakatı meşrulaştırmaya çalıştı. Oysa mülakat içeriği, yapılandırılması, uygulayıcıları ve uygulanması sadece stratejik önemdeki bir insan kaynağının bu ülkeye olan düşünsel-duygusal aidiyetlerinin aşınmasına yol verdi. Ne nitelikli öğretmen ihtiyacımızın karşılanmasına ne KPSS alan testinde görülen düşük başarının giderilmesine katkı sunacak. Şaibeli bir enstrümanla kendi varlığımızı, geleceğimizi hedef aldık.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>İLK DÜĞME YANLIŞ İLİKLENDİ</strong></h3>



<p>Nitekim meşruiyeti son derece düşük bu enstrümanın kullanımının ardından geçen uzun süre boyunca MEB, mülakat sonuçlarını devam eden yargı sürecini gerekçe göstererek açıklamadı. Yükselen itirazların, eleştirilerin ardından sonuçları duyurdu ancak bu kez de atama sürecinin en hayati boyutunu oluşturan adayların sıralama verilerini paylaşmadı. Zaten bir seçme-eleme yöntemi olan mülakatın tıpkı KPSS gibi en temel niteliği adayları yeniden sıralama özelliğidir. Bu açıklanmadığında mülakat puanının kendi başına ne anlamı ne de önemi söz konusu olabilir. MEB yaptığı basın açıklamasında; adayların oluşan yeni sıralamasını niçin açıklamadığını belirtmek yerine mülakatı nasıl titiz bir şekilde yürüttüğünü ispatlamaya çalışmış. Öğretmen adaylarının paylaştığı veriler dikkate alındığında mülakat komisyonlarının Türkiye genelinde farklı farklı puanlamalara gittiği bazı komisyonlarda adayların KPSS puanları verilmiş bazı komisyonlarda ise KPSS puanı ile mülakat puanı arasında çok önemli farklılık oluşmuş. Çok küçük puanların bile sıralamayı etkilediği ve adayların hayatlarına doğrudan tesir ettiği düşünüldüğünde nasıl vahim ve savunulamaz bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. İlk düğmeyi yanlış iliklediğinizde ardından işlerin düzgün gitmesini bekleyemezsiniz.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>GÜVENİLİRLİĞİ YOK</strong></h3>



<p>14-20 Kasım tarihleri arasında adaylar atama için tercihte bulunacak. Unutulmamalıdır ki; KPSS her türlü iltimas, kayırmacılık ve şaibenin önüne geçebilecek nesnel, meşru bir seçme-eleme-yerleştirme imkânı sunduğu için getirilmişti. İddia edildiği gibi ne KPSS ne de mülakat nitelik açığını gideren bir enstrüman. Nitelik açığının nasıl giderileceği bambaşka bir konudur. Mülakat; adaletsizliği, istismarı ve iltiması üst seviyeye çıkarıp büyük mağduriyetlere sebebiyet veren, nesnelliği ve güvenilirliği olmayan bir uygulamadır. O yüzden yapılması gereken çok açıktır. Mülakat sonuçları tamamen iptal edilerek yok sayılmalı ve KPSS puanına göre oluşan sıralama üzerinden atamalar yapılmalıdır. Yanlışta ısrarın ne Türkiye’ye ne de MEB’e faydası olur.</p>



<p>Horkheimer, demokratik eşitliğin despotik saltanatında özgürlüğün hayat bulamaması nedeniyle karamsardı. Bizim vaziyetimizin kasveti, özgürlükten yoksun kalışımızdan kaynaklandığı gibi aynı zamanda demokratik bir eşitlikten de muaf oluşumuzdan kaynaklanıyor.</p>



<ul>
<li><a href="https://www.karar.com/gorusler/mulakat-ogretmen-atamalari-veya-firsat-pencerelerini-kapatmak-1909979">https://www.karar.com/gorusler/mulakat-ogretmen-atamalari-veya-firsat-pencerelerini-kapatmak-1909979</a></li>
</ul>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="664" height="1024" src="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/WhatsApp-Image-2024-11-19-at-14.37.12-664x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-6379" srcset="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/WhatsApp-Image-2024-11-19-at-14.37.12-664x1024.jpeg 664w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/WhatsApp-Image-2024-11-19-at-14.37.12-195x300.jpeg 195w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/WhatsApp-Image-2024-11-19-at-14.37.12-768x1184.jpeg 768w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/WhatsApp-Image-2024-11-19-at-14.37.12.jpeg 958w" sizes="(max-width: 664px) 100vw, 664px" /></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-adaletsizlik-istismar-ve-iltimas-demektir/">Mülakat; adaletsizlik, istismar ve iltimas demektir!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-adaletsizlik-istismar-ve-iltimas-demektir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adalet Ne Olcak?</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/adalet-ne-olcak/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/adalet-ne-olcak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Nov 2024 13:35:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6369</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mahkemelerin iş yükünü hafifletmek için, vatandaş ile devlet kurumları arasında arabuluculuk yapan Kamu denetçiliği Kurumu başta olmak üzere, yerel mahkemeler de, mağdur olan vatandaştan ziyade, devlet kurumlarını yanlış yönetenlerin avukatlığını yapar hale geldiler. Evet, hak arama yerleri gittikçe amacından uzaklaşma yolunda ilerliyor. Kamu Denetçiliği Kurumu, kendisine yapılan başvuruları detaylı incelemeden –uğraşmamak adına-&#160; “GÖNDERME” kararı vermektedir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/adalet-ne-olcak/">Adalet Ne Olcak?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mahkemelerin iş yükünü hafifletmek için, vatandaş ile devlet kurumları arasında arabuluculuk yapan Kamu denetçiliği Kurumu başta olmak üzere, yerel mahkemeler de, mağdur olan vatandaştan ziyade, devlet kurumlarını yanlış yönetenlerin avukatlığını yapar hale geldiler.</p>



<p>Evet, hak arama yerleri gittikçe amacından uzaklaşma yolunda ilerliyor. Kamu Denetçiliği Kurumu, kendisine yapılan başvuruları detaylı incelemeden –uğraşmamak adına-&nbsp; “GÖNDERME” kararı vermektedir. Başvuruda sunulan üst yargı kararlarını görmezden gelerek RED kararı vermektedir. Hâlbuki benzer konuyla ilgili yıllar önceki başvurularda, üst yargı kararlarını da dikkate alarak, hukuka uygun kararlar verebilmekteydi.</p>



<p>TBMM adına karar verme yeri olan Kamu Denetçiliği Kurumuna yapılan başvurular, yasal süre olan idari yargı başvuru süresini durdurmaktadır. Bu ilke bilinen bir kuraldır. Son dönemde, yerel İdare Mahkemelerin Kamu Denetçiliğine yapılan başvuruları görmezden gelip, idari dava başvurularını “süre aşımı”ndan RED ettikleri bilgileri gelmeye başladı. Sözde iyi yönetim ilkeleriyle vatandaşın haklarını koruması gereken kişi/kurumların, amacından uzaklaşmaları sadece adaletin yitimi değil aynı zamanda güven duygusunu da zedelemektedir. .</p>



<p>İYUK’un 5. Maddesi gereğince birbiriyle bağlantılı olan işlemler için tek dilekçeyle dava açılabilirken, gelinen son noktada, yerel mahkemelerin bu şekildeki başvuruları RED etmesi düşündürücü ve üzüntü vericidir. Vatandaş maddi olarak güç durumda bırakılarak üst yargı kurumlarına başvurmak zorunda bırakıyorlar. Hukuk kuralları iyileştirilecekse, öncelikle var olan hukuk kurallarının uygulanması ve hukuktan gerçek anlamda anlayan kişilerin görevlendirilmesiyle başlanması büyük önem taşımaktadır. Örnek verilen konularda RED kararı veren Hâkimler hakkında işlem yapılmadığı sürece, adalete olan güven tamamen yok olmaya devam edecektir.</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/adalet-ne-olcak/">Adalet Ne Olcak?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/adalet-ne-olcak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülakat iptal edilsin!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-iptal-edilsin/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-iptal-edilsin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 19:02:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Birbiçer]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Devletten sadır olabilecek kötülükleri denetleyecek, kontrol edecek, dengeleyecek sivil organizasyonların yetersizliği yetki verilen kişilere cesaret veriyor. Bunun en çıplak örneğini, aylardır bir türlü tamamlanamayan öğretmen atama sürecinde MEB’de yaşıyoruz. Tek bir kişinin mülakat konusundaki bireysel inadı, atanma umuduyla aylardır bekleyiş içinde olan binlerce öğretmeni hayattan ve devletten soğutuyor. Öğretmenlerin yarısından fazlasının üye olduğu iki yandaş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-iptal-edilsin/">Mülakat iptal edilsin!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Devletten sadır olabilecek kötülükleri denetleyecek, kontrol edecek, dengeleyecek sivil organizasyonların yetersizliği yetki verilen kişilere cesaret veriyor. Bunun en çıplak örneğini, aylardır bir türlü tamamlanamayan öğretmen atama sürecinde MEB’de yaşıyoruz. Tek bir kişinin mülakat konusundaki bireysel inadı, atanma umuduyla aylardır bekleyiş içinde olan binlerce öğretmeni hayattan ve devletten soğutuyor. Öğretmenlerin yarısından fazlasının üye olduğu iki yandaş sendika üç maymunu oynuyor, havaya bakarak ıslık çalıyor. Adaletsizliğin aparatı olmuş, söyleyecek sözleri kalmamış bu yapıların güç verdiği Milli Eğitim Bakanlığı mesnetsiz ve keyfi kararlarla on binlerce gencin gelecek hayallerini karartıyor.</p>



<p>Seçim öncesinde en yüksek makamdan “Mülakatı kaldıracağız.” sözü verilmesine rağmen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin “Mülakatı mülakat gibi yapacağız.” diyerek uygulamada inat etti. “Ben adaleti tesis etmeye çalışıyorum. Kul hakkından korkarım.” diyerek adaletsizlik, mağduriyet, haksızlık, kul hakkı gibi kavramlarla özdeş hale gelmiş mülakat uygulamasında ısrarcı oldu.</p>



<p>Gelinen noktada MEB, aylar sonra açıklanan mülakat sonuçlarını, facianın boyutları gözükmesin diye sıralamaları gizleyerek açıklamak zorunda kaldı. Çünkü mülakat komisyonlarının her ilde farklı bir puanlama sistemi uygulaması nedeniyle müthiş bir adaletsizliğe imza atıldığını fark etti. İstanbul, Bursa, Mersin’de komisyonlar KPSS puanını yuvarlayarak atamanın kaderine müdahale etmemeyi tercih ederken İzmir, Diyarbakır, Ankara, Konya gibi kentlerdeki komisyonlar KPSS puanına +5,+10 etki edecek puanları bol keseden dağıttılar. O kadar ki, KPSS puanı 79,04 olan adaya 100 puan verip atama puanını 89,52’ye yükselten komisyonlar oldu. 0,1 puanın sıralamaları etkilediği hassas bir atamada mülakat komisyonları sıralama katliamı gerçekleştirdi.</p>



<p>Dolayısıyla adaletli bir ölçme değerlendirme için tüm komisyonlarda standart bir uygulamaya gidilmemesi nedeniyle mülakata girilen il, öğretmenlerin kaderi oldu. İstanbul ve Bursa’da mülakata giren kontenjan içindeki binlerce öğretmen kontenjan dışında kaldı.</p>



<p>Çok büyük ve ağır bir vebale girildi, aylarca büyük emek vererek hazırlanılan KPSS anlamsızlaştı. 45 dakika süreceği söylenen mülakatlar 5-10 dakikalık sürelerle geçiştirildi. Oysa Bakan Tekin, mülakatın gerekçesi olarak öğretmenlerin ÖABT netlerinin düşük olmasını öne sürmüştü. Mülakatlarda sözümona en liyakatli öğretmeni tespit edip atayacaklar, kimseye haksızlık yapmayacaklardı. Ancak laf ola beri gele kabilinden yapılan mülakatlarda belirleyici tek şey mülakata girilen şehir oldu.</p>



<p>Tüm bu açık rezalete rağmen MEB yönetimi hâlâ mülakatların adaletli, hakkaniyete uygun ve objektif ölçme-değerlendirme ile yapıldığını iddia ediyorsa; adayların KPSS puanları ve mülakat puanlarını değişen sıralamaları ile birlikte il il, komisyon komisyon net bir şekilde açıklamalıdır.</p>



<p>En son, bu boyutta bir mülakat kıyımı 2016’da yine Yusuf Tekin’in müsteşarlığı zamanında yaşanmış, mülakat puanının KPSS puanını tamamen yok saydığı bir uygulama ile on binlerce öğretmen kontenjan dışı bırakılmıştı. 526 bin 947 öğretmenin, atanacak 20 bin kişi arasına girebilmek için ter döktüğü KPSS’nin puanı 2024 yılında yine Yusuf Tekin marifetiyle buharlaştırıldı, bu sınav için harcanan emekler çöpe atıldı.</p>



<p>Adil bir mülakat yapamayan MEB, süreci beceriksizce yöneterek eline yüzüne bulaştırdı. Şu aşamada yapılması gereken çok açıktır. Bakan Tekin kameralar önüne çıkmalı ve <strong>“Farklı illerde farklı komisyonların farklı kriterler uygulaması nedeniyle ciddi mağduriyetler oluşmuş, adaletli bir puanlama yapılamamıştır. Bu nedenle mülakat sonuçlarını değerlendirme dışı bırakıp KPSS puanlarını baz alarak atamaları yapıyoruz.”</strong> demelidir. Bu onu küçültmeyecek aksine büyütecek, binlerce öğretmenin vebaline girmekten kurtaracaktır.</p>



<p>Unutulmamalıdır ki; KPSS her türlü iltimas, kayırmacılık ve şaibenin önüne geçebilecek adaletli bir seçme-yerleştirme imkânı sunduğu için getirilmişti. Sonuç itibariyle KPSS de mülakat da nitelik açığını gideren bir enstrüman değildir. Nitelik açığının nasıl giderileceği bambaşka bir konudur. Mülakat; adaletsizliği, istismarı ve iltiması üst seviyeye çıkarıp büyük  mağduriyetlere sebebiyet veren, nesnelliği ve güvenilirliği olmayan bir uygulamadır. O yüzden <strong>yapılması gereken çok açıktır.</strong> Mülakat sonuçları tamamen iptal edilerek yok sayılmalı ve KPSS puanına göre sıralama ile atamalar yapılmalıdır.</p>



<p class="has-text-align-right">Bekir BİRBİÇER</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-iptal-edilsin/">Mülakat iptal edilsin!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/mulakat-iptal-edilsin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Eskisi Gibi!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/6344-2/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/6344-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 12:21:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulbaki Değer]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Karar Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer, eğitim öğretim sisteminin sorunları üzerine değerlendirmelerde bulunuyor. Bizim için en büyük tuzak, Sosyolog Alfred Schuetz’un özlü ifadesinde dile geldiği gibi “dünyayı olduğu gibi” kabul etmektir sanırım. İçine doğduğumuz dünyayı doğal görmemizde bir tuhaflık yok elbette. Aksi taktirde aşırı septik bir konumlanış içinde hem toplumun varlığı hem de işleyişi zeminini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/6344-2/">Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Eskisi Gibi!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer, eğitim öğretim sisteminin sorunları üzerine değerlendirmelerde bulunuyor.</h2>



<p>Bizim için en büyük tuzak, Sosyolog Alfred Schuetz’un özlü ifadesinde dile geldiği gibi “dünyayı olduğu gibi” kabul etmektir sanırım. İçine doğduğumuz dünyayı doğal görmemizde bir tuhaflık yok elbette. Aksi taktirde aşırı septik bir konumlanış içinde hem toplumun varlığı hem de işleyişi zeminini yitirirdi. Dolayısıyla anlamlı bir kültürel süreklilik ve dengeli bir sosyal varlık, varlığını bu “olduğu gibi” kabul etmeye borçlu. Teferruatlı mevzunun bir yüzeyinde bu var ve maalesef mevzu bu yüzeyde bitmiyor. Diğer yüzey ise “olduğu gibi” kabul edilen bir dünyanın nasıl bir tuzağa, bir kapana, işlevsiz bir döngüye, bitmek bilmeyen bir tekrara dönüşmeyi barındırıyor. Gerçeklikten kopuşa, onunla kavgaya ve taşınması gittikçe güçleşen hatta karikatürleşen kaskatı muhafazakâr bünyeye götüren bir çıkmaza bizi sürüklüyor.</p>



<p>***</p>



<p>Kendimiz için bir dünya var etmek öncekilerden devraldığımız dolayısıyla içine doğduğumuz dünyayla mümkün. Bunun ötesine geçmeyi düşünmek ancak radikal siyasal bir mühendisliğe tutulmakla mümkün ve bunun da ne kadar sağlıksız olduğunu acı tecrübelerden biliyoruz. Yeni bir dünyayı bize bırakılan dünyayla yapmak ile yapılan dünyayla yetinmek, onu bugüne ve yarına taşımak arasında ölçüye gelmez bir fark var. Bu mevzu, basit bir tercih meselesi gibi anlaşılmasın. “Dünyayı olduğu gibi” kabul etmek veya etmemek, önümüze konulan ve farkında olduğumuz bir tercih neticesinde gerçekleşmez. İçine doğduğumuz dünya bize doğal gelir ve toplumsal formasyon bu doğal dünyanın ihtiyaçlar doğrultusunda dönüşümüne uygun değilse bize doğal gelen dünya ile gerçek dünya arasındaki mesafe açılır hatta bazen büsbütün kopuş yaşanır. Mesele nitelikli bir oryantasyon olmaktan çıkar, tevarüs edegelen bir formun muhafızlığına dönüşür. Özellikle bizim gibi ülkelerde yaşandığı üzere radikal politik müdahalelere maruz kalmışsa form, korunması gereken bir kimliğe dönüşerek hayatla ilişkisi hastalıklı bir hüviyete evrilir. Sayısız komplikasyona yol açan bu duruma ilişkin teferruatlı tartışmalar yapıldı, yapılıyor.</p>



<p>***</p>



<p>Yeni açılacak eğitim-öğretim yılı münasebetiyle alana bu pencereden yaklaşmakta yarar görüyorum. Dünyanın doğal gelmesi gibi bize doğal gelen bir eğitim-öğretim anlatısı ve pratiği içindeyiz. Alana ilişkin konuşmalarımız, tartışmalarımız, sorunsallaştırmalarımız, çözüm arayışımız ve çözümlerimiz bize doğal gelen bu anlatı ve pratik tarafından bloke edilmiş durumda. Nasıl ki modernleşme sürecimizin başlangıcından bu yana kronik meselelerimizde bir çözüm oluşturamıyorsak aynı şekilde bunun bir yansıması olarak eğitim-öğretim alanında da anlamlı bir mesafe alamıyoruz. LGS, YKS verileri yaz boyu tartışıldı. Mülakat, atanmayan öğretmenler tartışması özelinde yükseköğretim sistemimizin yaşadığı derin krizin içindeyiz. Bu krizleri yapa geldiğimiz gibi kimi teknik aksaklıklar, talihsizlikler olarak değerlendirerek çözüme kavuşturmaya çalışmamız “dünyayı olduğu gibi” kabul etmeye devam ettiğimizin bir yansıması olarak görmemiz gerekiyor. Oysa en acil konular başta olmak üzere yapmamız gereken ilk iş; bizi bloke eden bu “dünyayı olduğu gibi” görme durumumuzun farkına varma ve aramıza biraz mesafe koymaktır. Türkiye’nin çözüm olarak uygulamaya koyduğu en radikal reformlar dahil tüm çözüm hamleleri, bu temel gerçeği göz ardı ettikleri için beyhude birer çabaya dönüşmüşlerdir. Türkiye’nin mevcut alan kavrayışıyla yapısal sorunlarını çözmesi mümkün olmadığı gibi bu sorunları anlamlı bir şekilde tespit etmesi de mümkün değildir. Tespiti/teşhisi anlamlı bir şekilde yapılmamış meselelere, konjonktürün rengine göre uygun çözümün iliştirildiği bir sahte yaşam atılımı yaşıyoruz.</p>



<p>Alana ilişkin analitik bir bakıştan, mevcuda mesafe koyarak anlamaya çalışan sahici bir kavrayıştan yoksunuz maalesef. Eğitim-öğretim sistemimizin neden düzgün çalışmadığını bilmiyoruz. Çokça tartıştığımız öğretmenin nitelik probleminin neye karşılık geldiğini anlamlı bir şekilde bilmiyoruz. Yürüttüğümüz faaliyeti bugünün koşullarda neden bu şekilde yürüttüğümüzü, niçin bu şekilde yürütmemiz gerektiğini bilmiyoruz. Yeni müfredat değişikliğinde olduğu gibi, eğitim sistemimizde temel sorunlarımızdan birisinin müfredat meselesi olduğu ve çözümün de bu şekilde olması gerektiğine ilişkin ne pedagojik ne de makuliyeti yerinde bir gerekçeye sahibiz. Neden 12 yıl zorunlu eğitim-öğretim sürdürdüğümüzün birtakım klişeler dışında anlamlı bir cevabını bilmiyoruz. Seçtiğimiz dersleri niye seçtiğimizi, niye bu şekilde yapılandırdığımızı bilmiyoruz. Neden zaman planlamasını bu şekilde yaptığımızı bilmiyoruz. Mekân tasarımının bu şekilde olmasının çok yerinde olduğuna ilişkin hiçbir ikna edici kanıtımız yok. Ders saatlerimizin sürelerinin neye göre belirlendiği meçhul. Yükseköğretim sistemimizin bu şekilde işlemesinin hangi rasyonel gerekçeye dayandığı da izaha muhtaç. Uzatmak mümkün ancak meseleyi somutlaştırmak açısından bunlar yeterli.</p>



<p>Bu hususlar alan içindeki duruma ilişkin yapacağımız tartışmanın koordinatlarını sunmaları açısından önem ve aciliyet arz ediyorlar. Diğer taraftan Türkiye’de bir türlü kabul edilmek istenmeyen eğitim-öğretim faaliyetinin içerisinde yapıldığı ve kaderinin doğrudan tayin edildiği genel sosyal-siyasal ekosistemin vaziyeti ve işleyişi. Gerçek, samimi ve ahlaki zemini olan bir tartışmanın buradan başlaması olmazsa olmazdır. Aksi taktirde eğitim-öğretim alanında olduğu gibi hayatımızın tüm alanlarında bilfiil gözlemlediğimiz üzere yapılan iş ve işlemler “mış gibi yapmak”, çevrilen dolaba razı gelmek olur.</p>



<p>***</p>



<p>Eğitim-öğretim faaliyeti okul lokasyonunda tüketilebilir mi? Teknik, mekanik bir faaliyetten mi bahsediyoruz? Eğitim-öğretim, MEB marifetiyle emir komuta edilecek bir balmumu faaliyeti mi? Uygun karışımın devlet eliyle tasdik edilip hiyerarşik bir silsile üzerinden öğrencilere zerk edildiği fordist bir düzen mi düşünüyoruz? Devlet-toplum ilişkisini gözetmeksizin, bu ilişkinin niteliğini problem edinmeksizin bir eğitim-öğretim tartışması yapmak mümkün mü? Anadilde eğitim, zorunlu din dersi, din öğretimi, öğrenim özgürlüğü gibi pek çok başlık bu faslın cüzleri değil mi? Sosyo-ekonomik gerçeklik ile eğitim-öğretim arasında mutlak surette kurulması gereken bağlantıyı gündem etmeden bir başarı-başarısızlık tartışması yapılabilir mi? Asgari ücret ile eğitimin niteliği arasında bir bağlantı olup olmadığı Türkiye’de maalesef sorun edilen bir başlık olmadı, olmuyor. Ekonomik kriz derinleşirken, çalışanların neredeyse yarısından fazlası asgari ücretle yaşamaya adeta mahkûm edilmişken bu yapısal şiddeti ve aynı zamanda kalıcı terbiye sürecini görmezden gelerek sınıf içindeki düzenlemelere indirgenmiş bir eğitim-öğretim konuşması yapmak gerçekçi olmadığı gibi ahlaki ve vicdani de değil. Çalışanların mali, özlük hakları gündem edilmeden, çalışma koşullarına bakılmadan, otoriter ve hiyerarşik ilişki, mülakat vs. gibi ifsat edici süreçleri konuşmadan ve bunların ile eğitim-öğretim alanına çıkardığı maliyetle yüzleşmeden mesafe alınabilir mi? Topçu’nun ifadesiyle bir otorite merkezi olmaktan çıkıp devletin itibarsız bir memuruna dönüştürülmüş öğretmeni abartılı bir retorikle gizleyen işleyiş bütün kasvetiyle yaşanmaya devam ediyor. Kitlesel, zorunlu, tekçi, güvenlikçi dil ve yapı tahkim edilirken eğitim-öğretimin eleştirel, sorgulayıcı, özgüvenli, dünyaya açık insanlar yetiştirmesi beklenebilir mi? Akademinin, yargının, kültür-sanat dünyasının, sivil toplumun, siyasetin, yukarıda değindiğim üzere devletin işleyişinin görülmediği, sorun edilmediği yerde bir eğitim-öğretim tartışması yapmak ancak gerçeklikle teması yitirmekle, derin bir yabancılaşmayla mümkün.</p>



<p>***</p>



<p>Yeni eğitim-öğretim sezonunun açıldığı yerde sıraladığım hususları içeren geniş ölçekli bir konuşmaya taşımadığımız sürece geride bıraktığımız sayısız eğitim-öğretim sezonlarından birisini yaşayacağız demektir. Kendimizi değiştirmeden, iş görme biçimimizi, sorun tanılama ve çözüm üretme sistematiğimizi muhafaza ederek farklı sonuçların çıkacağını düşünmeye devam ediyoruz. Yazının başında belirttiğim gibi içinde doğduğumuz dünya tarafından bloke edilmiş durumdayız. Daha da kötüsü bizi öldürmekten beter eden zehri elimizdeki yegâne ilaç zannediyoruz. O yüzden hayat değişiyor, insanlar değişiyor, mevcut eğitim-öğretimi mümkün kılan tüm dinamikler başkalaşım geçiriyor ancak bizim alana ilişkin ne inancımız ne de pratiğimiz değişiyor. Sisyphos’un laneti gibi aşağıya yuvarlanacağı kesin olan bir taşı kan ter içinde zirveye taşımaya devam ediyoruz. Sisyphos için bu varoluşsal bir duruşun yansıması olarak elbette görülebilir. Bizim alandaki sıkışmışlığımız ve ısrarımız ise ancak varoluşsal bir konumdan mahrum oluşumuz ile ilişkilendirilebilir. Zaten “dünyayı olduğu gibi” kabul ettiğimizde başka bir şeyle karşılaşmamız da mümkün olmaz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" loading="lazy" width="502" height="1024" data-id="6345"  src="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/10/KARAR_20240913_11-502x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-6345" srcset="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/10/KARAR_20240913_11-502x1024.jpeg 502w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/10/KARAR_20240913_11-147x300.jpeg 147w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/10/KARAR_20240913_11-768x1567.jpeg 768w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/10/KARAR_20240913_11-753x1536.jpeg 753w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/10/KARAR_20240913_11-1004x2048.jpeg 1004w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/10/KARAR_20240913_11.jpeg 1472w" sizes="(max-width: 502px) 100vw, 502px" /></figure>
</figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/6344-2/">Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Eskisi Gibi!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/6344-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MEB Çözüm Değil Sorun Üretiyor!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/meb-cozum-degil-sorun-uretiyor/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/meb-cozum-degil-sorun-uretiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2024 07:52:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulbaki Değer]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Birbiçer]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6258</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı, Yusuf Tekin göreve geldiğinden beri yoğun bir telaş içerisinde her gün yeni bir konuyla gündem oluyor, öğretmenlerin mesleki ve sosyal yaşamını temelden etkileyecek kararlara imza atıyor.&#160; Tekin’in, “Öğretmenlerin okullarda ‘bir eğitimciye yakışır şekilde’ giyinmesini beklediklerini”&#160;söyleyip valilikleri bu konuda göreve çağırarak beyaz önlük dayatması ile fitilini ateşlediği tartışmalar hiç hız kesmiyor. Eğitim sisteminin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/meb-cozum-degil-sorun-uretiyor/">MEB Çözüm Değil Sorun Üretiyor!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Milli Eğitim Bakanlığı, Yusuf Tekin göreve geldiğinden beri yoğun bir telaş içerisinde her gün yeni bir konuyla gündem oluyor, öğretmenlerin mesleki ve sosyal yaşamını temelden etkileyecek kararlara imza atıyor.&nbsp;</p>



<p>Tekin’in, “Öğretmenlerin okullarda ‘bir eğitimciye yakışır şekilde’ giyinmesini beklediklerini”&nbsp;söyleyip valilikleri bu konuda göreve çağırarak beyaz önlük dayatması ile fitilini ateşlediği tartışmalar hiç hız kesmiyor. Eğitim sisteminin hayati önemde olan sayısız sorun alanı atıl biçimde dururken eğitim kamuoyu son derece gereksiz, faydasız tartışmalarla yoruluyor. İşin kötüsü ise, tartışmalara neden olan kararlar tamamıyla öğretmen camiasının arzusu hilafına gerçekleşiyor, öğretmenin hayatını daha da zorlaştırıyor. Yani MEB, eğitim sisteminin sorunlarına çözüm olmaktan çok sorunları içinden çıkılmaz hale getiren bir mantıkla iş görülüyor. Son bir yılda tartıştığımız konuların sadece başlıklarına bakıldığında bile eğitim mücadelemize dair umutları kıran ahvalimiz görülecektir.</p>



<p>-Eğitimi ideolojik bir aygıt olarak gören yapı içerisinde ideolojik-politik arzularla yenilenen<strong> müfredat </strong>konusundakitartışmalar henüz devam ederken öğretmen atamalarında adaletsizliği ayyuka çıkaracak <strong>mülakat</strong> düzenlemesi inatla dayatıldı.<br><strong>-Eğitimciye yönelen şiddete</strong> dair bir çalışmaya şahitlik edilemezken yeni atanan öğretmenin <strong>Milli Eğitim Akademisi</strong> adlı paralel bir eğitim düzeneğinden geçirilip asgari ücretle çalıştırılması yasalaşma aşamasına getirildi.<br>-Bir yandan neye yarayacağını kimsenin izah edemediği, sadece öğretmenin iş yükünü artıran bir işlev gören ucube <strong>ortak sınav</strong> uygulaması apar topar hayata geçirilirken diğer yandan <strong>atanmayan 500 bin öğretmenin</strong> beklediği gerçeklikte bundan sonra yılda sadece 6-8 bin aralığında öğretmen alınacağı açıklandı.<br>-Öğretmenlik mesleğini küçük düşüren ve itibarsızlaştıran <strong>Kariyer Belirleme Sınavı</strong> hali hazırda devam ederken parça parça maddeleri sızdırarak kamuoyunu alıştırmaya çalıştıkları yeni <strong>ÖMK taslağı</strong> eğitim kamuoyundan saklanarak meclise gönderildi.<br><strong>-Uzman ve başöğretmenlik</strong> bekleme sürelerinin beş yıla düşürüleceği sözleri verilmesine rağmen yeni süreçte bu sürenin önce sekize sonra tekrar on yıla çıkarıldığını, anlamsızlaşmak üzere olan ek ders ücretlerinin artırılması teklifinin reddedildiğini öğreniyoruz.<br>-Bir tanesi bile öğretmenin hayrına olmayan bunca gündemin başına şimdi de hiçbir yaraya merhem olmayacak <strong>rotasyon</strong> meselesi yerleştirildi.</p>



<p>MEB tarafından tüm bu kararlar alınırken şeffaf davranılmadı, oldubitti anlayışıyla hareket edildi, muhataplara “ben yaptım oldu” pervasızlığı ile dayatma yapıldı.</p>



<p>En hazin kısmı da şu ki; tüm bu tepeden dayatma kararlar, yoksulluk sınırının 59 bin 353 lira olduğu bir vasatta öğretmenin 34 bin liraya çalıştığı hazin bir gerçeklikte alındı. Belki de tüm bu anlamdan ve faydadan yoksun hengâme, öğretmene yoksulluğunu-yoksunluğunu unutturmak için yaratıldı, suni gündemlerle acıtıcı gerçeklerin üzeri örtülmek istendi.</p>



<p class="has-text-align-right">Bekir BİRBİÇER</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/meb-cozum-degil-sorun-uretiyor/">MEB Çözüm Değil Sorun Üretiyor!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/meb-cozum-degil-sorun-uretiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kamuda Tasarrufun Sadece Adı Var!</title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/kamuda-tasarrufun-sadece-adi-var/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/kamuda-tasarrufun-sadece-adi-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2024 13:02:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6243</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kamuda Tasarruf Dönemi Başlıyor” manşetleriyle sunulan tasarruf paketi Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından açıklandı. Büyük bir beklentiyle açıklanan tasarruf tedbirlerinin tek tek maddelerine baktığımızda göz boyamaya yönelik, dostlar alışverişte görsün kabilinden tedbirler olduğu açıkça görülüyor. Hükümetin 2024 yılı merkezi yönetim bütçe açığı tahmini 2.7 trilyon TL iken, Bakan’ın açıkladığı tasarruf tedbirlerinden 100 milyar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/kamuda-tasarrufun-sadece-adi-var/">Kamuda Tasarrufun Sadece Adı Var!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Kamuda Tasarruf Dönemi Başlıyor” manşetleriyle sunulan tasarruf paketi Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından açıklandı. Büyük bir beklentiyle açıklanan tasarruf tedbirlerinin tek tek maddelerine baktığımızda göz boyamaya yönelik, dostlar alışverişte görsün kabilinden tedbirler olduğu açıkça görülüyor.</p>



<p>Hükümetin 2024 yılı merkezi yönetim bütçe açığı tahmini 2.7 trilyon TL iken, Bakan’ın açıkladığı tasarruf tedbirlerinden 100 milyar TL tasarruf edilmesi hedefleniyor. 100 milyar liranın yaklaşık 3 milyar dolara tekabül ettiği düşünüldüğünde açıklanan paketin ne kadar göstermelik ve halka kesilen ve daha da kesilecek olan &nbsp;acı reçetenin yanında “Bakın biz de elimizi taşın altına koyuyoruz.” mesajı vermeye yönelik olduğu anlaşılacaktır.</p>



<p>Tasarruf edileceği belirtilen kalemlere baktığımızda Mehmet Şimşek’in beş yıl önce devasa bütçenin içinde çerez parası dediği kalemlerin ötesine geçilemediğini görüyoruz. Öyle gözüküyor ki devlet çerez parasına muhtaç hale düşürülmüş.</p>



<p>Bu muhtaçlık hali aşikar olmakla birlikte maliye yönetiminin, bütçenin kara deliği olan ana konulara hiç girmediğini görüyoruz.</p>



<p>Yap-işlet-devret modeli ile geçiş garantisi verilen köprü, otoyol, havalimanları ve hasta garantili hastaneler için 2024 yılı bütçesinden 73 milyar 830 milyon TL ödenmesi öngörülüyor. Yani sadece düpedüz soyguna dönüşen garanti ödemeler yeniden düzenlense üç yılda yapılacak tasarrufa yakın para çıkmayacak devlet kasasından.</p>



<p>Devletin yüzde 49 payı olduğu için Sayıştay denetiminden muaf tutulan bütçenin kara deliği mahiyetindeki <strong>kamu-özel işbirliği projeleri</strong> ile ilgili tek cümle kurulmuyor. Oysa milyar dolarlar bu yolla denetim dışı tutuluyor.</p>



<p>Tasarruf paketinde, yolsuzluk ve israfın ana kaynağı olan davet usulüyle yapılan ihaleye dair de Kamu İhale Yasası’nda bir değişikliğe gidileceğine dair de herhangi bir şey belirtilmiyor.</p>



<p>Mehmet Şimşek’in &#8220;Ak Parti hükümetlerinin en önemli özelliği mali disiplindir.&#8221; gibi trajikomik bir cümleyle başlayarak yaptığı sunumda; yıllardır yağmalanan, yandaşlara peşkeş çekilen kamu kaynaklarından, dev şirketlerin elli yıl ertelenen veya komple affedilen vergi borçlarından söz edilmiyor. &nbsp;</p>



<p>Aynı şekilde bir memur kadar dahi vergi ödemeyen holdinglerden, paralel hazine uygulaması olan Varlık Fonu harcamalarından veya özel hesap, özel ödenek, fon gibi denetimsiz harcamalardan kesinlikle bahsedilmiyor.</p>



<p>Kurumlar vergisini kademeli olarak düşürerek şirketleri, holdingleri rahatlatırken, dolaylı vergileri artırarak veya gelir vergisini artırımlı alarak çalışanı vergi yükü altında ezen maliye yönetiminden bu başlıkları gündemine almasını beklemek safdillik olacaktır.</p>



<p>Garibanın parasıyla zengini fonlayan ekonomi yönetimi, devlet bütçesini kemiren yüzlerce kara deliği görmezden gelerek çarenin çalışanların servisini kaldırmakta olduğunu söylüyor.<br>Zülfü yâre dokunması muhtemel tüm konuları “zorunlu haller dışında” ibaresiyle kapsam dışı bırakan paket, kamuya yeni personel alımını emekli olan kamu görevlisi sayısı ile sınırlandırıyor.</p>



<p>Bütçe açığını da enflasyonu da memura verilen enflasyon farkı mahiyetindeki maaş artışına bağlayan, kamu çalışanına ve emekliye fazla artış yapmamak için enflasyonu kasıtlı olarak yanlış açıklayan bir yönetim anlayışından ancak bu düzeyde bir tasarruf tedbiri beklenebilirdi.</p>



<p>Sözün özü, göstermelik bir tasarruf paketi açıklanmıştır. Hükümetin ve ekonomi yönetiminin israfla da yolsuzlukla da mücadele etme gibi bir derdi olmadığı anlaşılmıştır. Bu paket temmuz ayı itibariyle gelecek asıl acı reçeteler öncesi halkın gözünü boyamak amaçlı hazırlanmıştır. Esas fatura yine sabit gelirli çalışana, memura ve emekliye kesilecek, kötü ekonomi yönetiminin vebali krizden en çok etkilenenlere ödetilecektir.&nbsp;</p>



<p class="has-text-align-right">Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/kamuda-tasarrufun-sadece-adi-var/">Kamuda Tasarrufun Sadece Adı Var!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/kamuda-tasarrufun-sadece-adi-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title></title>
		<link>https://ozguregitimsen.org.tr/6203-2/</link>
					<comments>https://ozguregitimsen.org.tr/6203-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 May 2024 14:41:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulbaki Değer]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eğitim-Sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozguregitimsen.org.tr/?p=6203</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer müfredat tartışmasını Karar Gazetesi&#8217;nde değerlendirdi. Ayşe Kadıoğlu “…Cumhuriyet Türkiye’sinin en ideal öğrencileri soruların cevaplarını bilen ancak kendileri soru sorma alışkanlığı edinmemiş kişiler olarak yetişmişlerdir” tespitinde bulunur. Tespitin devamı çok daha çarpıcıdır: “Nitekim “…çıplak bir düşünme anını simgeleyen …Düşünen Adam (heykelinin) Türkiye’de bilinen en popüler kopyası bir akıl hastanesinin bahçesinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/6203-2/"></a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer müfredat tartışmasını Karar Gazetesi&#8217;nde değerlendirdi. </h2>



<p>Ayşe Kadıoğlu “…Cumhuriyet Türkiye’sinin en ideal öğrencileri soruların cevaplarını bilen ancak kendileri soru sorma alışkanlığı edinmemiş kişiler olarak yetişmişlerdir” tespitinde bulunur. Tespitin devamı çok daha çarpıcıdır: “Nitekim “…çıplak bir düşünme anını simgeleyen …Düşünen Adam (heykelinin) Türkiye’de bilinen en popüler kopyası bir akıl hastanesinin bahçesinde bulunmaktadır.” Müfredat tartışmalarının yapıldığı bu süreçte hem tartışmanın biçimi hem de içeriği paylaştığım tespitin nasıl da isabetli olduğunu teyit ediyor. Tartışmanın koordinatları mevzuyu ne tür bir düzlemde tartıştığımızı veya tartışmadığımızı doğrudan belirliyor. Türkiye’yi normal bir tarihsel arka plan, kendi doğallığı içinde seyreden bir devlet-toplum ilişkisi üzerinden alırsanız daha doğrusu bu boyutları tartışma dışı tutarsanız pekâlâ bir müfredat tartışması yapabilirsiniz, teferruatlı bir düzenlemeye de girişebilirsiniz. Ancak meselenin bağlantılı olduğu esas alanı ve dinamikleri göz ardı eden her okuma tabiatı icabı atıl kalmaya mahkûmdur. Tıpkı uzun bir süredir ülkemizde bin bir emekle verdiğimiz eğitim mücadelesinin memnun olmadığımız düzeyde kalması gibi.</p>



<p>***</p>



<p>Hayatımızın çeşitli alanlarında giriştiğimiz düzenlemelerin, eğitimde olduğu gibi, bekleneni vermemesi sadece hayatın kompleks, öngörülemez niteliğinin karşımıza çıkardığı engellere bağlayamayız. Elbette insan hayatı her türlü planı, mühendislik faaliyetini hele hele bu hayatın doğal ritmine uymayan ideolojik-politik arzuları çökertecek hesaba gelmeyen unsurları içinde daima barındırır. Zaten insanın bir tarihinin olmasının, bir uyum aparatı olmaktan öte bir varlık olmasının anlamı ve önemi de buradan gelir. O halde bu tartışma bağlamında yapmamız gereken temel tespit; yürüttüğümüz eğitim faaliyetini etkisiz, işlevsiz kılan hususun hayatın kendi doğal değişim dinamiğinin olmadığı gerçeğidir. Şüphesiz büyük bir değişim-dönüşüm dalgası içindeyiz ve yürüttüğümüz faaliyetin kaderine etki eden bu dalgayı inkâr edemeyiz. Ancak müfredat tartışmasında MEB tarafından meşrulaştırıcı bir gerekçe olarak ileri sürülen değişim-dönüşüm dalgası hem meseleyi kendi asli ve geniş bağlamından kopartıyor hem de teknik ve kaçınılmaz bir bugüne adaptasyon sorununa indirgeyerek olanı biteni manipüle ediyor.</p>



<p>***</p>



<p>O halde kimsenin itiraz etmeyeceği, edemeyeceği meşrulaştırıcı gerekçeyle bağlamından koparılan ve manipüle edilen şeye odaklanmamızda zaruret var. Şu an yürüttüğümüz şekliyle tartışma tam da sınırları çizilmiş bir alanda beklenen şekilde, içerikte ve düzeyde yürütülen bir tartışmadır. Bu sadece bir iktidar odağının stratejik müdahalesi olarak değerlendirilmemelidir. Onu da içeren daha geniş ve kapsamlı bir durumla karşı karşıyayız. Türkiye’nin tabiri caizse dünyayla oryantasyonuna rengini, ruhunu veren varoluş biçimi var. Bu varoluş biçimi hayatla, toplumla, sorun tanılama ve çözüm üretme sistematiği ile belirli şekilde davranmayı, belirli şekilde bir ilişki tesis etmeyi normalleştiriyor. Bunu sadece iktidarın davranışlarına yön veren müesses nizam olarak düşünmeyelim. Aynı zamanda iktidarın uygulamalarına karşı çıkanları da içeren çok daha geniş bir düzlem var karşımızda ve tam da bu geniş düzlemi düzenleme, belirleme kapasitesi nedeniyle müesses nizamdan bahsettiğimizde esaslı bir şey söylemiş oluruz. Bu yüzden zannedilenin aksine iktidar odağında hangi aktörlerin olduğundan, onların ideolojik-politik aidiyetlerinin ne olduğundan daha öte bir şeye vurgu yapar müesses nizam. İktidarın her türlü tasarrufuna karşı muhalefet ederken bile sizi yönlendiren, ufkunuzu belirleyen dokunun, iklimin ayırdına varmamız gerekiyor. Çünkü nihayetinde bir noktadan sonra iktidarın ve muhalefetin de belirli hatta kalmasını ve hareket etmesini sağlayan bir şeyden bahsediyoruz.</p>



<p>***</p>



<p>Tartışmayı taşıyan zemini dikkate alarak hareket etme zaruretimizin altını çizerek başlamalıyım. Tartışmanın yapıldığı alan, alanın içinde yer aldığı bağlam dikkate alınarak ancak değerlendirilebilir.</p>



<p>Çünkü alan hem varlığını ve meşruluğunu hem de anlamını ve olası işlevini bağlantılı olduğu bu geniş bağlamdan alıyor. O halde bakanlığın paylaştığı son müfredata ilişkin bir şey söyleyebilmek için ancak devam ede gelen uygulamayla birlikte ele alındığında mümkündür. Türkiye’nin modernleşme sürecinden bu yana modern eğitimin konumlandırıldığı bir yer var. Bu yerin temel motivasyonunun makbul vatandaş olduğu bugün neredeyse tartışma dışı bir veri olarak önümüzdedir. Makbul vatandaşa odaklı bir düzeneği sorgulamak ile makbul vatandaşın içeriğinin nasıl olacağını tartışmak arasında çok temel bir fark var.</p>



<p>Türkiye’de başından bu yana makbul vatandaşın kimliğinin ne olacağına ilişkin ideolojik-politik bir çatışma, bir mücadele var ve maalesef bu mücadele bugün de yürürlüktedir. Bu mücadelenin niteliği ayrı bir tartışma olmakla birlikte devlet tekelinde yürütülecek bir mühendislik faaliyeti ile mamul edilecek vatandaşın hangi donanımda olacağı bir egemenlik meselesidir ve aynı zamanda gösterisi ve göstergesidir. Nitekim müfredat meselesi esas itibariyle epistemik otoritenin kim olduğunu söylemesi itibariyle önemlidir ve hararetli tartışmaya konu olması da bir yönüyle bu yüzdendir.</p>



<p>***</p>



<p>Önce müfredat bağlamında MEB’in tarihsel süreklilik içerisinde devam ettirdiklerine bakalım. Ardından da varsa ayrıştığı hususları inceleyelim kısaca. MEB, esas itibariyle kendi tarihsel sürekliliğini çok fazla bozmadan sürdüren dirençli bir yapı. Mevcut bakanın müsteşar iken belirttiği gibi “MEB’de Cumhuriyet’in başından bu yana paradigmatik bir değişim yaşanmamıştır, teknik-tali konularda minimal değişikliklere gidilmiştir.” Yeni müfredatın paylaşıldığı bugünlerde de durum aynıdır. MEB’in yasal dayanaklarında hiçbir değişikliğe gidilmemiş, yapı, işleyiş ve ilişki olduğu biçimiyle yürürlükte tutulmuştur. Ne ideolojik-politik kimlik, ne otoriter-merkeziyetçi-hiyerarşik yapı ve ilişki hedef alınmıştır. Tersine bu temel noktalar sorun edilmemiş, tartışma dışı bırakılmıştır. Dolayısıyla Tevhid-i Tedrisat’tan 1739 Sayılı MTK’ya kadar mevzuatın aynıyla kaldığı, eğitimin içinde yer aldığı genel ekonomi-politik düzenin tüm mantık ve kurgusunu devam ettirdiği dolayısıyla eğitimin makbul vatandaş üretim tezgâhı olarak görüldüğü ve kullanıldığı bir yerde yapısal, paradigmatik, köklü bir değişimden bahsetmek anlamsızdır. Durum böyle olduğu halde MEB’in müfredat açıklamasını sistemin dinamikleri ile oynayan köklü bir girişim olarak sunumu da hangi muhalif kesimden ve hangi saikle gelirse gelsin gerçeği manipüle eden ve statüko lehine çalışan bir hamle olarak kaydedilmelidir.</p>



<p>***</p>



<p>Gelelim MEB’in yeni müfredatla getirdiği ayrışan hususlara. Kamuoyundaki tartışmanın odaklandığı nokta da burası zaten. Cumhurbaşkanının zaman zaman dile getirdiği “dindar nesil” vurgusunda somutlaşan talep yeni müfredatın esas itibariyle örtük amaçlılığını oluşturuyor. Açıklanan müfredatın başlığına seçilen “maarif” kelimesinden tutun yerli, milli, medeniyet vurgularının tümü bu amaçlılığın göstergeleri olarak okunabilir. Ancak anlamlı ve bütünlüklü bir sembolik dilden ziyade derme çatma bir retorikten öte olmayan bu tasarımın açıklayanların da tecrübeyle görecekleri üzere yeni bir reform söylencesinin hedefi olmak üzere sırasını beklemekten öte bir anlamı olmayacaktır. Vaveyla ile açıklanan 2023 Vizyon Belgesi de benzer bir dil üzerinden kamuoyuyla paylaşılmış ancak 2024’e eriştiğimiz bu günlerde Vizyon Belgesi’nin adı bile kalmamışken biz on yıllardır yaptığımız şeyi aynı şekilde yapmaya devam ediyoruz. MEB’in bir şeyler değiştiriyormuş havası yaratarak müesses düzeni sürdürme gibi sıra dışı bir tecrübesi var. Aslında bu tecrübe bir Türkiye tecrübesidir ve öylesine baskın ve kalıcıdır ki her toplumsal kesimde, her iktidar adayında metamorfoz oluşturabilecek kudrettedir.</p>



<p>***</p>



<p>Bugüne kadar yaptığımızı benzer şekilde yapmaya devam ettiğimiz bugünlerde açık açık konuşmakta zaruret görüyorum. Operasyonel bir sürecin içindeyiz. Operasyonu iki türlü anlamamızda yarar var.</p>



<p>Hedef aldığınız toplumu belirli yöne yönlendirme amaçlı operasyon olduğu gibi bakışı kaydıran, bakışa ayar veren başka türlü operasyon da olabilir. Bunları doğrudan iktidar hamleleri olarak görmemiz gerekmiyor. Bir komplodan bahsetmiyorum. Daha büyük bir iktidardan, onun yönlendirmesinden, gündelik hayatımızın akışına normuna, normaline yön veren kodifikasyona bakmamız gerekiyor çünkü başımıza gelenler hatta iktidarda olduğunu zannedenlerin de başına gelenlerin bundan bağımsız olduğunu söylemek aşırı saflık olur. Matruşka gibi. İktidar içinde iktidar, onun içinde başka bir iktidar.</p>



<p>İktidar ilişkilerinden bağımsız steril bir alandan söz etmiyorum, böyle bir şey beklemiyorum. Ancak güç ilişkilerinin ve müdahalelerinin olabildiğince açığa çıkarıldığı bir düzlem en azından kaba saba müdahalelerin, manipülasyonların ve işlevsiz uygulamaların sınırlanması açısından önemli işlev görecektir.</p>



<p>***</p>



<p>Müfredat tartışmasının zemini de bu açıdan dikkate alınmalıdır. Aktarılacak şeyin, aktarılma şeklinin şüphesiz eğitim faslında önemli bir yeri var. Ancak bunun nerede, hangi düzlemde, hangi ortamda, hangi gerçeklikte ve ilişki zemininde olduğu çok daha önemli. Doğallaştırılan, gözden kaçırılan, tartılma dışı bırakılan yerleri not etmemiz gerektiğini, bunları göz önünde bulundurmayan tartışmanın yürürlükteki kandırmacayı sürdürmeye yaradığını belirtmemiz gerekiyor. Cumhuriyet’in ideal öğrencileri olarak verilen cevapları ne kadar bildiğimiz tartışmaya açık ancak sorulması icap eden soruları sormaz hale getirildiğimiz aşikâr. Müfredat dediğimiz düzenlemenin ideolojik, otoriter, merkeziyetçi, katılıma açık olmayan, Türkiye’nin kronik hastalıkları ile malul ve eğitimi ideolojik bir aygıt olarak gören yapı içerisinde anlamsızlaşacağı izahtan varestedir. Tam da bu anlamsızlık yüzünden manipülatif olarak görülmeli ve bizi gerçekten dolayısıyla anlamlı bir çözümden uzak tuttuğu için eleştirilmelidir. Modern eğitimin temel parametrelerini görmezden gelerek bir takım teknik düzenlemelerle ideolojik-politik tahayyülleri devlete yaslanarak gerçekleştirme beklentisi toplumu şahsiyetsizleştirmek, kimliğinden, aidiyetinden soyundurmak ve istenilen için bir ameliyat alanına çevirmektir. Yukarıda da değindiğim üzere Türkiye’de temel ve genel mesele; devletin belirleyeceği bir makbul vatandaşın renginin ne olacağı meselesi olmaktan çıkarılmadığı müddetçe yanlış zeminde enerji tüketmeye devam edeceğiz. Türkiye’de ve dolayısıyla eğitim alanında mesele; makbul vatandaş düzeneğini sorgulamak, onu atıl hale getirmektir.</p>



<p>Zannedildiği gibi bu düzenek bir çözüm mekanizması değil tam tersine sorun odağıdır ve bir tecrübenin, bir pratiğin, bir zihniyetin dışavurumudur. Müfredat bizi düzenekle hesaplaşmaya değil düzenek içinde pozisyon kapmaya çağırıyor. Bu da hem gerçeği görmekten ve anlamlı bir çözüm üretmekten bizi alıkoyuyor hem de bu şekilde statükonun devamını sağlıyor. Anlamlı sorular yerine güzel cevaplarımız olduğunda bunlar maalesef kaçınılmaz oluyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" loading="lazy" width="496" height="1024" data-id="6204"  src="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/KARAR_20240505_11-496x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-6204" srcset="https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/KARAR_20240505_11-496x1024.jpeg 496w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/KARAR_20240505_11-145x300.jpeg 145w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/KARAR_20240505_11-768x1587.jpeg 768w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/KARAR_20240505_11-743x1536.jpeg 743w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/KARAR_20240505_11-991x2048.jpeg 991w, https://ozguregitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/KARAR_20240505_11.jpeg 1435w" sizes="(max-width: 496px) 100vw, 496px" /></figure>
</figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr/6203-2/"></a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://ozguregitimsen.org.tr">&Ouml;zg&uuml;r Eğitim-Sen</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozguregitimsen.org.tr/6203-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
