11. Kalkınma Planı ve Eğitim (6)

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
05.09.2019
A+
A-

11. Kalkınma Planı ile ilgili yazmaya devam ediyorum. Eğitim bahsinde bir takım yüzeysel ve manipülatif gelişmeler dışında bahse konu olacak bir şey de yok doğrusu. Hoş bahse konu olan bir şey olsa ne olacak sanki! Eğitimin dert edilmediği, konuşulmadığı bir vasatta ancak arkaik dönemlerimizden süzülüp gelen ve bugünümüze bir hayalet gibi yapışan eski alışkanlıklar zihnimize, pratiğimize musallat oluyor. O yüzden sistemik, yapısal bir eğitim tartışması yerine ‘kim geldi, kim gitti’ sarkacında oluşturulan yanılsamaya bu ülkenin yarınları kurban ediliyor. Gelen ne yapmıştı ki arkasından ağlayalım? Ne söyledi, bizi hangi varoluşsal alanla yüzleştirdi? Odaklanmamız, mesai harcamamız gereken, olmazsa olmaz mevzuların hangisine parmak bastı? Kurulduğu günden bu yana hiçbir paradigmatik dönüşüm yaşamayan bir sistemde nerelere el atacağımıza dair neler söyledi? Gelen ne yapmaya geliyor? Giden hangi pürüzleri çıkarmıştı veya neyi gerçekleştiremedi de gelen o pürüzleri giderecek veya onu gerçekleştiremediğini gerçekleştirecek? MEB ne tür bir arayışta, ne tür büyük hamleler içinde ki aktör değişiminde zaruret gördü?
Soru soruyu doğuruyor. Gözümüzün önünde cereyan eden bu gürültü-patırtının birazcık uzağına kendimizi attığımızda açık konuşmak gerekirse özellikle bu ülkenin tarih-kültür-inanç müktesebatının omurgasını oluşturan kesimlerine resmen ve alenen operasyon çekildiğini düşünüyorum. İşin vahim kısmı çekilen bu operasyonda bu kesim ve bu kesimden insanlar rol almaktan, bu operasyona kan ve can pompalamaktan hayli memnun görünüyorlar. Laf aramızda hayli de mahir davranıyorlar. Son olarak TTK Başkanı’nın görevden alınması hususunun tartışılma biçimi, düzeyi bunun apaçık kanıtı hükmündedir. Bağımsız şekilde ele alınması gereken bu mevzuyu şimdilik bir kenara bırakarak en azından eğitim ile ilgili içeriği başlı başına başka bir operasyon olan 11. Kalkınma Planı’na bakmaya devam edelim.
Planın 554 numaralı politikasında ‘etkin ve etkili bir eğitim sisteminin oluşturulabilmesi için politikalar veriye dayalı olarak belirlenecek ve politika uygulamalarının etki analizleri yapılacaktır’ deniliyor. Peki politikalarımızın veriye dayalı olması ve uygulamaların etki analizlerinin yapılması için ne yapacağız? Bir, ‘eğitim sistemine ilişkin veri tabanlarının bütünleştirildiği eğitsel veri ambarı oluşturulacak, veriler yapay zeka teknolojileriyle’ işleyeceğiz. İki, ‘eğitim sistemindeki kurum ve kuruluşların veri analiz kabiliyetleri güçlendirilecek, okul bazında veriye dayalı planlama ve yönetim sistemi hayata’ geçireceğiz. Yani? Cumhuriyet tarihimizden bu yana kendi döneminin teknik imkanları içerisinde yapılıp edilen hususları sanki bugüne değin hiç olmamış gibi, yeni bir keşif yapılmış gibi sunmanın ne alemi var? Kendi kendimizi kandırmanın kime ne faydası olabilir Allah aşkına? 
Devam edelim: 555 numaralı politikada ‘bireylerin kişilik ve kabiliyetlerinin sürekli olarak gelişimini hedefleyen hayat boyu öğrenme anlayışı toplumun tüm kesimlerine yaygınlaştırılacaktır’ deniliyor. Güzel demek ki hayat boyu öğrenme anlayışı ile toplumumuzun bazı kesimlerine ulaşıyoruz, şimdi de ulaşamadığımız diğer kesimlere de ulaşacağız. Peki, ne yapacağız bunun için? Hayat boyu öğrenme programlarının çeşitliliğini ve niteliğini arttırıp, kazanımların belgelendirilmesi sağlayacağız. İkincisi de mükerrerliği önlemeye, belge ve sertifikaların kurumlar arası paylaşımına yönelik ulusal hayat boyu öğrenme ve izleme sistemi kuracağız. İyi de mükerrerliği önleme, belge ve sertifikaların kurumlar arası paylaşımına yönelik ulusal hayat boyu öğrenme ve izleme sistemini oluşturma ile toplumun tüm kesimlerine ‘yaygınlaştırma’ arasında ne tür bir alaka mevcut? Bunları yapınca toplumun tüm kesimlerine hayat boyu öğrenme anlayışı nasıl yaygınlaşıyor? İnsan zihnine kramplar giriyor bu metinle. Yeni bir işkence türü! Bir toplumu zihnen, fikren resmi olarak aşağılamanın belgesi! 
Türkiye devleti ve milletiyle ciddiyetten kendisini azade kılmış. Bu metinleri bunun kanıtı olarak değerlendirebiliriz. Bu ölüm yolculuğundan devleti ve milleti kurtaracak tek şey bu toplumun içinden birilerinin gidişata el koymasıdır. Milleti ve devleti bu düzeyde ve içerikte metinlerle muhatap kılacak olanları gün yüzüne çıkamayacak şekilde ele güne rezil etmedikçe bu savrukluktan kurtulamayız. Dolayısıyla ancak gidişatın el koyulacak aciliyette olduğunu kavrayacak olan o birilerine muhtacız. O birileri var mıydı, var idiyseler nereye gittiler, niçin gittiler,  tekrar gelirler mi, gelseler eski halleri ile mi gelirler? Bunlar da diğer yakıcı sorular. Ya yakıcı sorularla yüzleşeceğiz veya düzey ve içerik yoksunu bu metinlerle düzey ve içerik yitimine uğramaya devam edeceğiz.  

ETİKETLER:
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.