11. Kalkınma Planı ve Eğitim(3)

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
05.09.2019
A+
A-

Geçen iki haftada 11. Kalkınma Planı’nın eğitim faslına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştum. Önemine istinaden tartışmaya, değerlendirmeye devam ediyorum. Bu metin üzerinden yürüteceğim tartışma ve değerlendirme geçen yazılarda ve daha önceki eğitim yazılarında da altını çizdiğim üzere eğitim kavrayışımızın ve dolayısıyla düzenlemelerimizin savruk ve keyfe keder olduğu hususudur. Bu husus görüldüğü zaman anlamlı bir mesafe almamız söz konusu olacak aksi taktirde işlevsiz bir söylemin etkisinde tükenmeye devam edeceğiz. Bu hususu görmesi gerekenin MEB bürokrasisinden ziyade ve önce eğitim kavrayışı derinleşmiş ve netleşmiş bir eğitim kamuoyunun varlığı olduğu açıktır. Bu açıdan eğitim düzenlemelerimizin savruk ve keyfe keder oluşu eğitim bürokrasimizin lakayt tavrından ziyade bürokrasimizin hiçbir engelle, eleştiriyle, tartışmayla karşılaşmadan yapıp ettiklerini sürdürebiliyor olmasıdır.

Bu anlamda bir eğitim kamuoyundan yoksun olmanın bedelini seviyesi, niteliği bu olan metinlerle muhatap olarak ödüyoruz. Metnin seviyesi ve niteliği ile ilgili sevimsiz gerçeğe örneklerle göstermeye devam edelim. Planın 551 numaralı politikasında ‘milli, manevi ve evrensel değerler esas alınarak küresel gelişmelere ve ihtiyaçlara uygun eğitim içerikleri ve öğretim programları hazırlanacaktır’ denilmektedir. Modern eğitim sistemlerinin küresel bir klişesi olan bu politika için ne tür tedbirler alınmış ona bakalım şimdi. 551.1 Öğretim programları esnek, modüler ve uygulamalı yapıya kavuşturulacaktır. 551.2. Tüm eğitim kademelerinde öğrencilerin matematik ve Türkçe yeterlilikleri arttırılacaktır. 551.3. Matematik ve Türkçe öğretim programları güncellenecektir. 551.4. Matematik ve Türkçe öğretmenlerinin yeni öğretim programlarına uyumunun sağlanabilmesi için hizmet içi eğitimler uygulanacaktır. 551.5. Temel eğitim ve ortaöğretim kademesinde ders çizelgeleri yeniden yapılandırılacaktır. 551.6. Eğitim Bilişim Ağı portalının içeriği öğretim programlarıyla uyumlu hale getirilerek zenginleştirilecek ve portalın etkin kullanımı yaygınlaştırılacaktır. 551.7. Teknolojiye erişimin sağlanması amacıyla okullara ağ altyapısı ve etkileşimli tahta kurulacaktır. 551.8. Ortaöğretim kademesindeki öğrencilerin üniversitelerdeki bilimsel etkinliklere katılımları, üniversitelerin araştırma ve laboratuvar imkânlarından faydalanabilmeleri sağlanacaktır. 551.9. Yabancı dil eğitimine ilişkin materyaller zenginleştirilecek, dinleme, konuşma, okuma ve yazma alanlarındaki becerilerin tümünü ölçmeye yönelik sistem geliştirilecektir. Uzun uzun alıntıladığım bu tedbirler muhtemelen ‘bir şeyler yapılıyor’ izlenimini uyandırmak için dile getirildi. Aksi taktirde metni şişiren bu tedbirlerin tümü MEB bürokrasisinin elindeki maymuncuklardan oluşmuş. Eğitimin bu alanında yaşanan her sıkıntıda yer ve zeminden bağımsız olarak bu klişeler dile getirilir. Ancak tekrarlana tekrarlana sıradanlaşan bu tedbirlerin bugüne kadar ne tür bir iyileştirmenin aracı olarak işlev gördüklerinin veya neden ısrarla uygulanmalarına rağmen neden bir iyileşmeye yol açmadıklarının cevabı verilmelidir. Bildiğimiz ve sürekli tekrar ettiğimiz bu tedbirler bugüne kadar neyi çözdüler ki bundan sonrası için bize reçete olarak sunuluyorlar? Bu alanda yaşadığımız memnuniyetsizlik ortadayken ve bu memnuniyetsizliğe ilişkin ileri sürdürdüğümüz tedbirlerin-çözümlerin işlevsizlikleri tecrübeyle sabitken söz konusu sorun tespit etme mekanizmamızı ve bunun üzerine oturttuğumuz çözüm sistematiğimizi alt üst etmek gerekirken hiçbir şey yokmuş gibi, hiçbir şey yaşanmamış gibi aynı mekanizmayı, aynı sistematiği sürdürerek belirlediğimiz amaçların gerçekleşeceğini bekliyoruz.

Rivayet olunduğuna göre ayıya ‘Bu sene armutlar nasıl olacak?’ diye sormuşlar. ‘Çok bol, tatlı ve sulu olacak’ demiş kendinden emin şekilde ayı. Bu kesin ve kendin cevap karşısında şaşıranlar ayıya ‘nereden biliyorsun, neden öyle olacaklar?’ diye merakla tekrar sormuşlar. ‘Nereden bileceğim’ demiş, ‘çünkü canım öyle istiyor.’ Biz de canımızın istediklerini söylemediğimizde tarihin, toplumun ve doğanın bunu gerçekleştirmek için zorunluluk olduğunu düşünüyoruz herhalde. 

Bir şey yapıyormuş gibi yapmak ile bir şey yapmak arasında hiçbir fark yokmuş gibi davranıyoruz. Bu metnin içeriğine ilişkin tartışmayı önümüzdeki yazılarda da sürdüreceğim. 

ETİKETLER:
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.