Özgür Eğitim-Sen

Abdulbaki Değer: İhtiyacımız olan Özgürlükçü Pedagoji

08.11.2016
A+
A-
Abdulbaki Değer: İhtiyacımız olan Özgürlükçü Pedagoji

2016-2017 Eğitim-Öğretim yılı 19 Eylül itibariyle başladı. Yaklaşık 19 milyon öğrenci, 900 bin öğretmen, 10 milyonlarca veli veMEB‘in paydaş olduğu süreç 2017 Haziran ayında sezonu tamamlayacak. Erdoğan‘ın “eğitim ve kültür alanında başarısız” tespiti dikkate alındığında yeni sezonda yeni bir takım atılımların gerçekleştirilmesi beklentisi haklılık kazanıyor. Eleştiri bizatihi devletin en tepe isminden geldiğine ve hükümet kanadında da yerindeliği teyit edildiğine göre kamuoyunun verili sisteminin dönüşümüne ilişkin bir takım beklentiler içinde olması kaçınılmaz bir hal alıyor.

 

Öncelikle bu sistemin 19 yüzyılın zihin dünyasında şekillendiğini ve dönemin politik aktörlerince topluma dönük operasyonel bir araca dönüştürüldüğünü biliyoruz. Toplumun yeniden var edilmesi sürecinde “bahçıvan devletin” temel aparatı olarak işe koşulan bu sistem hem toplumun tarihsel-kültürel müktesebatıyla çatışmalı doğası, hem de belirli yaş aralığındaki tüm nüfusu kapsayan “panoptik” formatı belirgindir. Dolayısıyla hem dönemin teknolojik koşulları hem de siyasal-bilimsel diskurun gölgesinde iki temel işlev için işe koşuldu. Birincisi “makbul vatandaşların”  üretimi ikincisi uygun işgücünün yetiştirilmesi. Bu gerekçeler detaylandırıldığında endoktrinasyon, tavır ve tutum formatlanışı, beğeni ve davranış kodlarının oluşturulması, siyasal talep ve beklentilerin içselleştirilmesi gibi pek çok hedefin gözetildiği biliniyor.

Sistemin varoluş koşullarına ilişkin bu saptamalar önemlidir ve günümüz koşullarında üç açıdan ele alınmak durumundadır. Birincisi, sistemin varlığını borçlu olduğu sanayi döneminin ve ulus devletin geçirmiş olduğu dönüşüm. Bugün artık toplumsal yapı ve ilişki ağı Bauman‘ın ifadesiyle “katı modernlik” döneminin koşullarının ötesine taşmış durumda. Diğer taraftan ulus devlet yapılanması da hem siyasal kültürün dönüşümü hem de uluslararası ilişkiler sistemindeki farklılaşmalar üzerinden başkalaşım geçiriyor. Toplumsal taleplerdeki çeşitlenme ve katılım mekanizmalarının genişlemesi ekonomik, kültürel, ekolojik, etnik vs. gibi bölgesel, ulusal ve küresel ölçekli STK’lar ile ulus üstü yapılanmalar üzerinden klasik ulus devleti baskılamakta ve aşındırmakta. Dolayısıyla varlığını borçlu olduğu iki temel dinamik aşınırken eğitim-öğretim sisteminin bundan etkilenmemesi düşünülemez.

 

Self-kolonyal paradigma işbaşında

 

İkincisi, özellikle Batıdışı toplumlarda eğitim-öğretimin toplumu, toplumun inanç evrenini ve sosyal-kültürel müktesebatını hedef alan self-kolonyal niteliğidir. “Makbul vatandaşların” üretimini hedefleyen sistem, bir taraftan geçmişin tasfiyesini diğer taraftan “istendik” yeninin hayata geçirilmesi için pedagojiyi alabildiğine siyasallaştırmıştır. Eğitim-öğretim, tarihi-kültürü ve muhayyilesi ile mevcut toplumu güçlendirme yerine muhayyel bir gelecek için toplumu yeniden formatlama, beklentiler doğrultusunda şekillendirme istasyonu olarak yapılandırılmıştır. Müfredat planlaması, bürokratik işleyişi ve mevzuat yapısı buna göre dizayn edilmiştir. Devlet ile millet arasındaki bariyerlerin yıkıldığı bugünlerde eğitim-öğretimde hala müfredat, bürokratik işleyiş, yasal mevzuat ve daha da önemlisi temel eğitim paradigması işlerliğini muhafaza etmektedir.

Üçüncüsü; modern eğitim-öğretim sistemini mümkün kılan teknolojik alanın yaşadığı transformasyondur. Özellikle seri basım tekniklerinin yaygınlaşması yani matbaanın etkin kullanımı sistemin varlığını mümkün kılmıştı. Ancak elektronik devrim üzerinden yaşadığımız büyük dönüşüm sadece bilginin dağıtım ve kullanım alanlarını genişletmekle kalmamakta yeni sosyalleşme, öğrenme ve ilişki biçimlerine yol vermektedir. McLuhan’ın “araç mesajdır” aforizması bu durumun en çarpıcı ifadesidir. Sözlü kültürün nasıl kendine özgü bir yaşam dünyası varsa yazılı kültürün de kendine özgü bir yaşam dünyası var. Samuel Mors ile başlayan ve hız kesmeden devam eden dijitalleşme, Lyotard’ın “Postmodern Durumu”da sorunsallaştırdığı “bilgisayarlaştırılmış toplum” gerçeği iletişim-ilişki dünyamızı yapısal dönüşümlere uğratmaktadır. Bu dönüşüm dizginsiz devam ederken diğer taraftan kendisine eşlik etmesi veyahut direnç göstermesi mümkün olmayan pek çok yapıyı enkaza, Gökalp‘in ifadesiyle “sosyal fosile” dönüştürmektedir.

 

İbn’ül vakt olmak

 

Bu üç temel sorun alanı aynı zamanda çözüm için odaklanmamız gereken noktaları da gösteriyor. Mevcut eğitim-öğretim sistemini kök bağlantıları üzerinden ele almak, günümüzün akışkan dünyasına ve tarih-kültür-inanç evrenimizin temel parametrelerine uygun bir şekilde yeniden formüle etmemiz gerekiyor. Kültürel aktarımın imkânsızlaştığı,“toplumsalın sonu” gibi kavramsallaştıraların dolaşıma girdiği bir süreçte anlam ve işlevini yitiren bir yapıyı muhafaza etmemiz düşünülemez. Etnik, dinsel, kültürel kimliklerin radikalleştiği ve eşzamanlı olarak melezleştiği bir süreçte bu çeşitliliğe cevap verecek bir pedagojinin, eğitim paradigmasının ve esnek bir eğitim yapılanmasının inşası zaruridir. Dolayısıyla günümüzün imkânlarının ve açmazlarının ve mevcut eğitim sisteminin tarihsel serencamı ile kısır potansiyelinin farkında olmak, sembolik ayartmalar ve palyatif tedbirler kıskacında boğulmadan yapısal-köklü karayışlara ve çözümlere ihtiyacımız var. Ziraasrın idraki olmak ve zamanın ruhunu oluşturmak iddiası ile hayatı imar etme sorumluluğu, ibn’ül vakt olmayı, sosyal-kültürel ve inanç kodları ile dinamik bir ilişki kurmayı ve bu ilişkiyi taşıyan ve zenginleştiren yapı, içerik ve süreç planlamasını zorunlu kılmaktadır.  

15 Temmuz ile ilintili güncel gelişmeler, Tevhid-i Tedrisat gibi mevzuat konuları, Kut’ül Amare kutlamalarının görünür kıldığı ortak tarih şuuru eksikliği, müfredat problemi,Eğitim Fakülteleri, YÖK gibi kurumsal zafiyetler ve zamanın ve koşulların değişimi ile yeni şeyler söyleme zorunluluğu kesişmiş vaziyette. Bu kritik anın hakkını vermek,özgürlük ve adalet vizyonu üzerinden çoğulcu ve özgürlükçü bir pedagoji arayışını derinleştirmek ertelenmez bir vazife olarak önümüzde duruyor.

 

Abdulbaki DEĞER

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı

 

22.09.2016

ETİKETLER:
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.