Özgür Eğitim-Sen

Hak ve Emek Mücadelesini Selamlıyoruz

08.03.2019
A+
A-
Hak ve Emek Mücadelesini Selamlıyoruz

26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde düzenlenen bir toplantıda Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin 8 Mart tarihini gündeme getirdi. Zetkin’in amacı 8 Mart 1857 tarihinde tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçileri anmaktı. Zetkin’in 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisi toplantıda kabul edildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, yıllar sonra 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.

Zetkin’in önerisi 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisinin daha insani çalışma koşulları için bir tekstil fabrikasında yaptıkları greve dayanır.

Bu grev esnasında polis işçilere saldırır ve onları fabrikaya kilitler. İşçilerin fabrikaya kilitlenmesinin ardından çıkan yangında, işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verir.

Uzun çalışma saatleri ve insanlık-dışı koşullarda, katı talimatlarla çalıştırılan işçilerin daha insani koşullar için başlattıkları grev insan olmalarının ve insan gibi muamele görmek istemelerinin bir sonucuydu. Ne var ki bu en masum insani talepler bile çok sert biçimde cezalandırıldı. Polisler grev yapan işçilere saldırdı. Trajik hadisesinin meydana gelmesine de bu acımasız saldırı neden oldu.

Triangle Gömlek Fabrikası

Buna benzer bir facia 1911 yılında yine ABD’de New York Triangle gömlek fabrikasında çıkan yangında yaşandı. Çoğu çocuk yaşta 148 kadın işçi öldü. Bu olay  daha sonra Amerika’da çalışma kurallarını büyük ölçüde etkiledi.  Bu yangında fabrikada haftada 60 ile 72 saatlik mesai karşısında aldıkları 6-7 dolar ücret karşılığında çalışan, çoğunlukla çocuk sayılabilecek yaştaki yaklaşık beş yüz kadın işçinin üçte bire yakını hayatını kaybetti.

Yangın söndürme hortumunun çalışmaması, itfaiyeye zamanında haber verilmemesi, yangın çıkışının kilitli olması, fabrika binası içinde ulaşımın daha çok asansöre bağımlı olması ve asansörün ilk seferinden sonra halatlarının yangın sebebiyle koparak yangın katına ulaşımın sağlanamaması gibi daha çok ihmalden kaynaklanan sebeple içeride sıkışıp kalan işçilerin kurtulmak için hiç bir şansı yoktu.

Ölen işçi kadınların 62’si alevlerin karşısında dayanamayarak pencerelerden atlamayı tercih etti. Yüz kadar işçi de bina içinde yanarak can verdi. Bu acı olay da kurbanları kadın işçiler olan unutulmaz bir trajedi olarak tarihe geçti.

Fabrika, Hapishane ve Okul

Sanayi Devrimi’nin şafağında yükselen fabrikaları, eş zamanlı olarak yükselişte olan diğer bir kurum olan hapishanelerden ayırmak o günlerde neredeyse imkânsızdı. Michel Foucault birbirine benzerliklerine de dikkat çekerek üç kurumun tarihine odaklanır. Foucault üç kuruma özellikle dikkat çeker; fabrika, hapishane ve okul…

Michel Foucault ‘Hapishanenin Doğuşu’ isimli eserinde bir talimatnameden söz eder. Talimatname bir mekânda topluca bulunan kişilerin nasıl davranacakları, hangi kurallara uyacakları, zamanı nasıl kullanacakları ile ilgili detaylı ve son derece katı bir yönergedir. Talimatnamenin fabrika işçilerine yönelik hazırlandığını öğrenir ve şaşırırız. Talimatnamedeki katılık insanı ürpertiyor çünkü. Ama dahası var! Asıl şaşırtıcı olan ise şu:  Fabrika işçileri için hazırlanan ve okuduğumuzda bizleri ürperten bu talimatnamenin modern hapishane talimatnameleri için kaynak teşkil ederek neredeyse birebir kopyalanıp uygulanması. Hapishanedeki mahkûmlar yönelik disipline edici uygulamalar için fabrikaların örnek alınması, dönemin koşullarını anlamamız açısından önemli.

Bu ikilinin yanına eklenen diğer bir kurum ise okul. Okulun bu üçlü içinde tuttuğu yeri anlamadan okulu konuşmak “Türkiye’de eğitimi konuşmak” gibi bir şey olur. “Türkiye’de eğitimi konuşmak!” müstakbelbirdeyiştir bu arada!

Manası ise şudur: Eğitimi, eğitimi konuşmadan konuşmak!

***

İnsanların bugün nereden geldiğini çok da bilmeden tabir yerindeyse tepe tepe kullandıkları ve “hakkım” diyerek sahiplendikleri ne varsa; esasında hepsi uzun mücadeleler sonucunda elde edilmiş ve nice cana mal olmuş kazanımlardan ibarettir. ‘Hak’ bildiğimiz hiçbir şey kendiliğinden gelmedi. Tepe tepe “hakkı” kullanıp mücadeleyi tahfif edenler bilmese de bizler vefanın gereği olarak canı ve kanı pahasına insana yaraşır olanı talep edenleri unutmadık!

Hatıralarını saygı ve minnetle selamlıyoruz!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

Ali AYDIN

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.