Kültür inkılabı

Ali Aydın
Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Tüm Yazıları
27.06.2017
A+
A-

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi‘nin akademik yıl açılış törenine katılan Cumhurbaşkanımız, ismini taşıyan üniversitede çok önemli açıklamalarda bulundu. 

Erdoğan“Kendi helikopterlerimizi yapar hale gelmişiz ama yaptığımız bu helikopterler, bu uçaklar bize bombayı yağdırmaya başlamış ve onlar bizi öldürmeye gelmiş. Mesele ne, fiziki mekânların olmasından öte şu gönülleri halletmek, bu kafa yapısını halletmek, zihinleri halletmek. Onun için kültür inkılabına ihtiyacımız var. Asıl reformu kültürde yapmamız lazım, kültür ihtilaline, kültür devrimine şiddetle ihtiyacımız var.” diye konuştu. 

Sanayi devriminden dijital devrime uzanan bir hikâyenin içindeyiz. Öte yandan devrimlerden herkes eşit pay almıyor. Bir tarafta bencil, zengin Batı ve kuzey; diğer tarafta fakir, yoksul Doğu ve Güney var. Yüzyılın başında Batı’nın ideolojisi ile kültürel müktesebatlarına suikast tertip edilenlerin bugün bütün açıklığı ile bunun farkına vardıklarına şahit oluyoruz. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın Rize’de yaptığı konuşmada “kültür inkılabına ihtiyacımız var!” çıkışını, yüzyılın başında topluma rağmen girişilen ve kültürel imha ile neticelendirilmek istenen bir sürece karşı üretilen bir cevap, atılan bir çığlık olarak okumak durumundayız.

Modernliğin tarihi bir yönüyle “kültürel soykırım” tarihidir. Modernlik bir proje olarak ateşli savunucuları tarafından; kabulleri, öncülleri ve önermeleri ile itikadî olarak da sahiplenilen bir zihniyetti. Kültür, projenin ikâmesi, istenmeyen unsurların tasfiyesi, arzulanan toplumsal düzenin tesisi açısından yüzyılın başında ulus-devletler tarafından “budama”“biçme”  faaliyetlerinin nesnesi haline getirildi. Bu uygulamaları Bauman“bahçıvanlık” olarak tanımlar. Ayrık otları olarak görülenler itinayla ayıklanmak istendi. Çoğu zaman sert tedbirler ile zapturapt altına alınan geleneksel kültür, eğitim-öğretim faaliyetleri ile daha rafine biçimde buharlaşmaya tabi tutuldu. Bizde de erken Cumhuriyet dönemi uygulamaları bu bağlama oturur. Alfabe değişikliğinden kılık-kıyafete, ezandan müziğe kadar mevcut olan üzerinde yapılan pek çok cerrahi müdahalenin temel motivasyonu bu “bahçıvanlık” faaliyetidir. 

Modernliğin akışkan zamanlarındayız. Kültürün köşeli tanımlandığı, küp küp dizilebildiği zamanları geride bıraktık. Şimdi köprünün altından çok sular aktı. Devletlerin kültür politikaları üzerinden toplumu biçimlendirme düşleri, hayat bulacakları bir dünyayı bulmakta zorlanabilir. Devletlerin bu işe ne kadar heveskâr olup olmayacakları da bahsi diğer. Şu şartlarda eldeki araçlar ile böyle bir işe koyulmak kaybedileceği baştan belli olan bir savaşa bile isteye girmek olur.

Araçlarla amaçlarımız arasında korkunç uçurumlar varsa eğer, durup bir daha düşünmek mecburiyetindeyiz. Eldeki tüm araçlar 19.yüzyılda icat edildi. Merkezî bir örgütlenmeyle devlet gücünün refakatinde tüm topluma hükmedilmeye girişildi. Bizim hikâyemizde bu durum tarifi mümkün olmayan bir çölleşme ile sonuçlandı. Şimdi bu süreci tersine çevirecek hamlelere ihtiyacımız var. Cumhurbaşkanımızın çağrısını bu hamlelere davet olarak da okuyabiliriz. 

Soru ve sorunumuz şu: Eldeki araçlarla böyle bir hamleyi gerçekleştirebilir miyiz? Geçmişte, toplum olarak bize karşı kullanılmış usul ve yöntemlerle biz maksadımız ne ise onun hâsıl olacağını düşünebilir miyiz?

Türkiye’de canlılığına şahit olunacak bir fikir ortamının ve üretiminin olduğu söylenemez. Eserleriyle aklımızı başımızdan alan sanatsal faaliyetlere de rastlamıyoruz. Geriye elimizde bir siyasi taraftarlık kalıyor. Çoğu buradan yürümenin derdinde!

Eğitim-öğretim kurumlarımız aynı hamamda aynı tası kullanarak farklı bir hijyen sunacaklarını düşünen yönetsel bir aklın kontrolünde. Çeşitlilik yaratabilecek böylece neyin bizim için daha cazip ve yararlı olduğunu görebileceğimiz, özgün örnekler ile karşılaşabileceğimiz bir yelpazeden yoksunuz. Şu anki örgütlenme modelimiz ile bu örneklerle karşılaşabilmemiz mümkün değil. Farklılığa kapalı, merkezî ve zorunlu yapısı ile muhtaç olduğumuz hamlelerin buradan gelmeyeceğini söyleyebiliriz.

Okullarda kültür yok, kültürel etkinlik var! Öğrenciler, belediyelerin kültür merkezlerine kendi rıza ve hissiyatları dışında yığılarak (en uygun kelime bu!), yetişkinlerin önemli gördüğü faaliyetlerde dublörlük yapıyorlar. Belediyelerin görkemli kültür merkezleri büyük ölçüde vatandaşın düğün salonu ihtiyacına cevap veriyor.

Sivil oluşumlar devlete eklemlenerek güç temerküzünün peşindeler. Kıt imkânlarda ürettikleri hizmetin binde birini devlet desteği ile üretemiyorlar. Çünkü mesele en zor zamanlarda inançla yürütülen bir faaliyetten bürokratik ranta talip şirket olmaya geçmiş durumda.

Bugüne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın açıklamaları aynı günün akşamı televizyonda tartışılması muhtemel bir konu haline gelirdi. Bir istisna oldu! “kültür inkılabı” çıkışını kimse üstüne almadı. Bence Cumhurbaşkanı tüm Türkiye’ye çalışmadığı yerden bir soru sordu. Bu ölüm sessizliğinin başka bir izahı yok!

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.