Özgür Eğitim-Sen

Yeni Yıl Eski Düzen!

16.09.2026
A+
A-
Yeni Yıl Eski Düzen!

MEB’in genelgesi, bakanlığın eğitim tasavvurunu açık ediyor. Bu açıdan bakıldığında geride bıraktığımız ile başlayacak eğitim-öğretim yılının ne kadar farklı olabileceğini kestirme imkânına sahibiz: Batı cephesinde yeni bir şey yok.

Yeni eğitim-öğretim yılımız başladı. Merkezi sınavlar (LGS, YKS, KPSS…) üzerinden giden rutin gündemi saymazsak alanla ilgili çok da bir arayışımız, tartışmamız, konuşmamız söz konusu değil. Nitekim Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) kamuoyuyla paylaştığı 2026/70 sayılı genelge, içeriği ve kamuoyundaki yansımaları ile bakanlığın ve Türkiye’nin eğitim tasavvurunu açık ediyor. Bu açıdan bakıldığında geride bıraktığımız ile başlayacak eğitim-öğretim yılının ne kadar farklı olabileceğini kestirme imkânına sahibiz: Batı cephesinde yeni bir şey yok! 

Bu vesileyle iyi ve güzel temennilerin ötesine geçerek alana ilişkin bazı hususların altını yeniden çizmekte fayda görüyorum. 

Öncelikle dünyada olduğu gibi bizde de eğitim-öğretim sistemi ideolojik-politik bir enstrüman. “Makbul vatandaş”ın üretimine hasredilmiş geniş bir planlamanın parçası. Şüphesiz ana omurgasını “makbul vatandaş” oluştursa da tüm hikâyenin bununla sınırlı olduğu söyleyemeyiz. Bir hayat tasarımıyla karşı karşıyayız. Mekânın, zamanın, ilişkilerin, pozisyonların vs. planlı bir şekilde organize edildiği bir tasarım bu. Modern devletin, ekonominin, teknolojinin, iletişim ve ulaşımın belirleyici olduğu Foucaultcu ifadeyle nüfusun üretken ve yönetilebilir kılındığı biyopolitik karşımızdaki. Bu açıdan bakıldığında eğitim-öğretim sisteminin ideolojik-politik mahiyeti üzerinde önemle durmakta fayda var ki bu mesele Türkiye’de ancak göze batan bir hâl aldığında tartışma konusu edilir. Andımız, Millî Güvenlik dersi gibi militer uygulamalar bunun çarpıcı örnekleridir. Fakat ideolojik-politik mevcudiyet, bu tip militer uygulamaların çok ötesinde. Göze batan, ideolojik nitelikleri belirgin uygulamaları aştığımızda problemsiz bir alana çıkmış olmuyoruz. Ondan sonra da mayınlı arazi devam ediyor. Yasal dayanaklar problemli, zihniyet sıkıntılı, yapı otoriter ve hiyerarşik, tekçi, katılıma, farklılığa, çoğulculuğa imkân tanımaktan uzak. Açık ve örtük müfredatın tüm koordinatları ötekiler oluşturan bir şekilde ayarlanmış.

Genelde eğitim-öğretim, iktidarın meşru müdahale zemini olarak algılanıyor. Hatta belirli düzeyde “makbul vatandaş” arayışında bir tuhaflık da görülmüyor. Bu yöndeki eleştirilerin kendisinin örtük bir ideolojik itiraz olduğu da söylenir. Bunun belirli düzeyde haklı bir tespit olduğunu belirtelim. Ancak alanın, bütün ideolojik-politik arzulardan sıyrılmış, steril, hümanist bir kaygıyla halelense ve sadece egemenlik alanındaki nüfusun birlikte yaşamasını mümkün ve zengin kılan bir motivasyonla yürütülse bile üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir boyutu var. 

Asıl Mesele Ne?

Illich, modern toplum okumasında çok önemli bir kavramsallaştırma yapar: Radikal tekel. Özerkliğe kasteden ve büyük kurumların sağlayabileceği standart bir ürünün tüketilmesini dayatmak yoluyla, zorla uygulanan özel bir denetim biçimi olarak radikal tekelin bir örneği de modern eğitim uygulamasıdır. Meseleyi bu şekliyle hedefe yerleştirmek, ideolojik-politik çekişmelerin gölgesinde hayatiyetine devam eden müesses yapının karakterine ışık tutacaktır. Esas mesele sistemin hangi ideolojik-politik makyajla hayat bulduğu veya bulacağı değil bizatihi bu sistem ve bu sistemin içinde yer aldığı genel ekosistemin radikal tekel sarmalına dikkat kesilmektir. Çünkü hayatın döngüsüne ayar verilen yer burasıdır. 

Ak Parti sistemin ideolojik-politik karakterini hedef alan bir pratikle başladı. Andımız, millî güvenlik dersi, kıyafet yasağı, katsayı adaletsizliği gibi uygulamaların kaldırılması için mücadele verdi uzun süre. 15 Temmuz’la sistem yeni bir formatlamaya alındı ve bunun yansımalarını eğitim-öğretim alanında da görüyoruz. Eğitim-öğretimin ideolojik-politik kısmı bu formatlamaya denk geliyor. Formatlamanın niyeti, içeriği vs. ikincil önemde olup esas itibariyle formatlamanın kendisi üzerinde düşünmek gerekiyor. 

Formatlamanın kendisi yapılabilir olarak kodlandığında sorun formatlamanın kim ve hangi motivasyonla yapıldığına dönüşüyor. Türkiye’de tartışmanın açığa erdirilemediği nokta burası. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi başlıklar formatlamanın içeriği üzerinde duruyor. “Devlet iradesine uygun hareket etmek” şeklinde genelgede yer alan ifadeyle birlikte düşünüldüğünde nasıl mayınlı bir alanda tutulduğumuzu fark edebiliriz. “Radikal tekel” kavramsallaştırması da zaten çağrışımlarıyla dikkate alındığında eğitim tartışmamızda projeksiyonu nereye çevirmemiz gerektiğini gösteriyor.

Türkiye’de eleştirilerimizin radikal tekel boyuta kaydırıldığını belirtmek güç. Israrla eğitim-öğretim faaliyetini konuşmanın modern devleti, modern hayatı, devlet-toplum ilişkisini konuşmak anlamına geldiğini, yalnızca ders, müfredat, sınav, öğretmen, öğrenci ve birtakım teknik iş ve işlemlerden ibaret mekanik bir faaliyet alanı gibi görmenin meseleyi esasından uzaklaştırdığını dile getirdik, getiriyoruz. Eğitim, devletin toplumla kurduğu ilişkinin görünür hâle geldiği alanlardan biridir; dolayısıyla burada hangi kavramların kullanıldığı, hangi hassasiyetlerin öne çıkarıldığı, hangi davranışların makbul kabul edildiği ve hangi hedeflerin tartışma dışı bırakıldığı, eğitim politikası hakkında olduğu kadar siyasal-toplumsal düzen hakkında da bize önemli şeyler söylüyor. 

Genelge bu hususu tercih ettiği kavramlar ve yaptığı vurgular üzerinden iyice belirginleştiriyor. Kardeşlik, millî birlik, millî duruş, devletimizin hedefleri, devlet iradesine uygun hareket etmek gibi ideolojik-politik niteliği son derece belirgin hususlar, yalnızca bir değerler seti şeklinde değil, aynı zamanda bir sadakat talebi üzerinden ifade ediliyor. Ana koordinatlar böyle çizildikten sonra eleştirel düşünce, sorgulama, farklılıklara saygı gibi tüm vurgular anlamsızlaşıyor, fiilen engelleniyor. Metnin mimarisi, alt metni, oluşturulan kavram hiyerarşisi zaten başlı başına politik-pedagojik bir süreç olup alan düzenlemesinin ne olduğunu gösteriyor. 

Türkiye, yeni bir düzen ayarlaması yapmaktadır. Ancak yenilik kendi başına bir anlam ifade etmez. Mesele, bu düzenin nasıl, ne şekilde, hangi parametreler, hangi hassasiyetler ve hangi amaçlılıklar doğrultusunda elden geçirildiğidir. Aksi takdirde ideolojik-politik makyajdaki yenilenmeyi yeni bir düzen olarak konumlandırmak “yeni”yi çarpıtmaktır. İlişkinin biçimini, aktörlerin konumunu, mantığı, kurguyu, döngüyü, zihniyeti de değiştirmeksizin yeniden bahsetmek imkân dışıdır.

Türkiye’de de dünyada da eğitimin ideolojik-politik hüviyetinde ve araçsallığında bir değişiklik yok, tersine bu noktadaki kesafet giderek artıyor. Eğitimin ideolojik-politik hüviyeti belirli sınırların ötesine geçtiğinde zehirlenmeye yol açıyor. Suyun, toprağın, havanın zehirlenmesi gibi insanların, özellikle de henüz kendisini ve dünyayla ilişkisini kurmakta olan körpe beyinlerin zehirlenmesinden bahsediyoruz. İnsanı belirli ideolojik-politik ürüne dönüştürmeyi bir iktidar arzusu ve pratiği olarak hedefleyen tüm girişimler insanı kendi imkânlarından uzaklaştıran, onu bir uyum ve düzen aparatına indirgeyen gayri ahlâkî ve gayri insanî bir müdahaleye dönüşüyor.

 Önlük Neyin İşareti?

Bu niteliğiyle sistemimizin esaslı bir değişiklik taşımadığı ortadadır; genelge de bunu teyit eder niteliktedir. Nitekim genelgede uzun uzun değinilen teknik mevzuları bir kenara bıraktığınızda geriye, yukarıda değindiğim ideolojik vurgular ve öğretmenlerin önlüğü gibi, ilk bakışta birbirinden farklı görünen fakat aynı zihniyetin içerisinde anlam kazanan müdahaleler kalıyor. Bir tarafta millî birlik, kardeşlik, millî duruş ve devlet iradesine uygun hareket etme üzerinden bir ideolojik çerçeve kurulurken, diğer tarafta öğretmenin mesleki itibarının tektipçi bir zihniyetin dışavurumu olan önlük ile ilişkilendirilmesi, eğitim alanındaki yapısal sorunların nasıl kavrandığına ilişkin çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor.

Baudrillard, yürürlükteki etkisiz uygulamaları ve işlevsiz düzenlemeleri adeta radikalleştirerek sürdürmek, düzeni tahkim etmek yerine onu kendi çöküşüne doğru taşıyan bir paradoks yaratabileceği üzerinden tanımlar çaresiz stratejileri. Bizimkilerin düzeni çöküşe götürmek gibi bir okuması yok; daha vahimi, bu çaresiz stratejilerin hayat bulacağına, düzeni yaşatacağına ilişkin bir inanç ve beklenti üzerinden yol alıyorlar. Sorun da tam burada başlıyor. Çünkü bir düzenin araçlarının etkisizleştiğini kabul etmek, o düzenin araçlarından daha fazlasını istemekten önce, düzenin kendisini sorgulamayı gerektirir. 

Öğretmenin ekonomik vaziyeti, özerkliği, ağırlaşan çalışma koşulları, artan bürokratik yükü ve MEB hiyerarşisi içerisindeki yeri bir problem olarak ele alınmazken, ağdalı bir retorikle ileri sürülen saygınlık önlük giymenin gerekçesine dönüştürülüyor. Sen çok saygınsın, mesleğin çok kutsal o halde önlük giyeceksin! Öğretmenlik mesleğinin saygınlığını gösterecek başka iş ve işlemlerden yoksun olduğumuz için ancak bu tip kifayetsiz işlemlere, keyfe keder mantık yürütmelere yer kalıyor. Sistemi sorun etmeyeceksin, hayat tasarımını konuşmayacaksın, buradaki işleyişe ve paylaşıma dokunmayacaksın…. Kutsal bir meslek ve bu mesleğin sıra dışı aktörü varmış da önlükle itibarını, saygınlığını arttıracaksın! Önlüğü konuşmak zaten itiraf etmektir. Önlüğü bu şekilde konuşmak içinde bulunduğumuz içler acısı hâli teyit etmektir. 

Önlük mevcudu nasıl gördüğümüzün sembolüdür. Önlük egemen zihniyeti, mantığı işaretliyor. Zaten bu düzenleme ve bu düzenlemeyi mümkün kılan anlayış, eğitim kavrayışının sakat olduğunun delilidir ve modern eğitim formunun bütün halinde hayatta olduğunun da göstergesidir. 

Türkiye ve Türkiye gibi ülkeler, sosyal insicamlarını önemli ölçüde yitirdikleri ve maruz kaldıkları bitmek bilmeyen sosyal-siyasal mühendislik faaliyetleri nedeniyle adeta çığırından çıkmış durumdalar. Bir yerde toplumsal hayatın kendiliğindenliği, farklılığı ve çoğulluğu sürekli olarak yukarıdan tasarlanması gereken bir probleme dönüştürülüyorsa bizi büyük bir tehlikenin beklediğini görmek durumundayız. Radikal tekelde anlamlı bir toplumsal yapıya kavuşmamızın imkânı olamaz. Radikal tekelin varlığı da böyle bir ihtimalin, imkânın önüne set çekmek içindir.

Değişen Ne?

Genelge de bu temel handikabı görünmez kılarak adeta mevcut düzenin değişmemesi için çabalamaktadır. Fakat bunu klasik anlamda değişime açıkça direnerek yapmak yerine; çok daha incelikli bir biçimde, değişimi mevcut düzenin devamlılığının imkânı haline getirerek yapıyor. Bir düzen değişmesin diye değişim retoriği var, değişiklikler var. Genelgenin satır aralarına, söylenmeyenlere, özellikle de hiç sorulmayan sorulara dikkat kesildiğimizde bunu görmemek mümkün değil. 

Yeni yılı başlıyor eğitimde. Zorunlu eğitimi konuşmuyoruz, devlet tekelini konuşmuyoruz, öğrenim özgürlüğünü konuşmuyoruz, zorunlu din dersini, din öğretiminde özgürlüğü, anadilde eğitimi, okulun mevcudiyetini, bu şekildeki işleyişini tartışmıyoruz, radikal tekel kıskacında özel bir denetim aygıtına dönüştürülen sistematiği konuşmuyoruz, derinleşen yoksulluğun ürettiği maliyeti konuşmuyoruz, siyasetin, hukukun, ekonominin, teknolojinin vs. belirleyiciliğinde istikrar sütunları baltalanan toplumsal-kültürel mevcudiyetin çözülüşünü konuşmuyoruz. Bu anafor içinde Topçu’nun ifadesiyle MEB hiyerarşisinde en altta yer alan öğretmenin önlüğünde veya öğretmenlerin kıyafetinde eğitim konuştuğumuzu düşünüyoruz. 

Varlığımıza kasteden bir sistemin içinde savrulmaktayız. Eğitim sistemimiz bir enkaza dönüşmüş durumdadır ve enkazın altında öğretmenler, öğrenciler ve nihayetinde eğitim aracılığıyla geleceğini kurmaya çalışan toplumun kendisi can çekişmektedir. İster okulun işleyişine bakalım, ister merkezi sınav istatistiklerine, ister öğrencilerin öğrenme düzeylerine, ister öğretmenlerin çalışma koşullarına, ister eğitim ile istihdam arasındaki kopuşa, isterse de en büyük gösterge olan hayatımızın niteliğine bakalım; karşımıza aynı yapısal sorunun farklı görünümleri çıkıyor. Önlüğün/kıyafetin devlet iradesine uygun hareket etmek buyruğuyla önümüze getirildiği bu eşik, saygınlık söylencesiyle meşrulaştırılsa da esas itibariyle bize, bizi çağıran iradeye uygun hizalanmamız karşılığında hayat bulacağımızı söylüyor. Varlık kazanmamız bu iradeye tabi olmakla bağlantılandırılmış durumda. 

Ne diyelim, yeni eğitim-öğretim yılımız hayırlı olsun!

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Whatsapp Destek
1
Whatsapp Destek Hattı
Üyelik işlemleri için Whatsapp iletişim hattımız