Özgür Eğitim-Sen

Öğretmen Açığı Ücretli Öğretmen Sömürüsü Üzerinden Kapatılıyor!

03.07.2021
A+
A-
Öğretmen Açığı Ücretli Öğretmen Sömürüsü Üzerinden Kapatılıyor!

Birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ile atanamayan birkaç öğretmen arasında şöyle bir diyalog gelişti:

“Sayın Cumhurbaşkanım yalvarıyoruz size lütfen, ek 40 bin atama! Umudumuz sizsiniz!”

En son 20 bin dedik, 20 bin atadık. İhtiyacımız neyse ihtiyacımız kadar.

“Ama açık var Sayın Cumhurbaşkanım!

Hiç alakası yok. Tam aksine fazlalık var.

Yaklaşım bu şekilde ve durum gerçekten vahim. “Açığın farkındayız lakin bütçemiz ancak 20 bin atama yapabilmeyi kaldırabiliyor.” denmiyor dikkat ederseniz. Net olarak “açık yok, fazlamız var” deniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitim danışmanları tarafından yanlış bilgilendiriliyor olsa gerek, zira bu inanılması güç açıklamanın başka türlü izahı mümkün gözükmüyor.

Gerçek rakamlar şu şekilde;

Türkiye’nin öğretmen ihtiyacı MEB raporlarına göre 97 bin, son Sayıştay raporuna göre ise 138.393 olarak belirtiliyor. Bu yıl 20 bin öğretmenin ataması yapan MEB’in 2020 faaliyet raporuna göre, 2020 yılında 13 bin 389 öğretmen emekli oldu, 1632 öğretmen ise ölüm, istifa ve benzeri nedenlerle bakanlıktan ayrıldı. Yani 20 bin atamaya karşılık 15 binden fazla öğretmen eksildi.  
Bu hesaba göre 100 bin civarındaki öğretmen açığının sadece 5 bini kapatılmış oluyor.
Bu arada ÖSYM’nin 2020 verilerine göre Türkiye’de 460 bin civarında atanamayan öğretmen bulunduğunun altını çizelim.

Peki MEB yüz bini aşkın öğretmen açığını nasıl kapatıyor?

Tabii ki asgari ücretin altında bir ücretle çalıştırılan ücretli öğretmenlerle kapatıyor. 2020-2021 yılında MEB okullarında 80 bin 583 Ücretli Öğretmen görev aldı. Yani kadrolu öğretmenlerin yüzde 7.7’sine tekabül eden bir sayı ücretli öğretmen olarak istihdam ediliyor.

Burada iki ana sorun söz konusu. Birincisi, ücretli öğretmenliğin eğitimin niteliğine zarar veren boyutu.
İkincisi ise, MEB’in ‘’ücretli’’ statüsüyle görev verdiği öğretmenlere reva gördüğü çalışma şartlarının ve ücret politikasının bir sömürü mekanizmasına dönüşmüş olması.

Birinci sorunla başlayalım:
Tespit edilebildiği kadarıyla ücretli öğretmenlerin mezuniyetlere göre dağılımı şu şekilde:
37 bin 208 Eğitim fakültesi mezunu,
33 bin 280 Lisans mezunu,
8 bin 268 Ön lisans mezunu.

MEB, öğretmen atamalarında başvuru yapamayacak durumda olan yani öğretmen olma yeterliliğine sahip olmayan 10 bine yakın iki yıllık ön lisans mezununu ücretli öğretmen olarak kullanıyor. Keza ücretli öğretmen olmak için KPSS puanı ve pedagojik formasyon şartları hatta herhangi bir branş şartı söz konusu edilmeyerek ön lisans mezunları alanlarına en yakın branşlara ücretli öğretmen olarak yönlendiriliyor.

Eğitimin niteliğine dair boyutu bu minvalde olmakla birlikte ücretli öğretmenliğin sömürü boyutu daha bir içler acısı durumda. Devlet, kapıda 460 bin öğretmen adayının çaresizce beklemesini fırsata çevirerek bu ülkenin gençlerini insanlık dışı muameleye tabi tutuyor, çaresizliğini istismar ettiği bu gençlerin üç kuruş karşılığında emeklerini sömürüyor. Daha da vahimi, bu gençler ucuz iş gücü olabilmek için referans bulmak, torpil aramak zorunda bırakılıyor.

Sayın Cumhurbaşkanı öğretmen fazlamız var diyedursun, 80 bin öğretmen adayına MEB tarafından şu koşullarda ücretli öğretmenlik yaptırılıyor:

Aynı işi yapmalarına rağmen ücret olarak sadece, kadrolu öğretmenin maaşının dışındaki ek ders ücretini alabiliyorlar.

Vasıfsız bir çalışan 2 bin 825 TL. asgari ücret alırken haftada 30 saat derse giren ücretli öğretmen 2 bin TL alabilirse kendini şanslı addediyor. Döviz cinsinden söylersek en fazla 230 dolar kazanıyor. Yani devlet ücretli öğretmeni yasalara aykırı şekilde asgari ücretin altında çalıştırıyor.

Okulundaki, İŞKUR’un görevlendirdiği ilkokul mezunu hizmetli minimum 2 bin 825 TL ücret alırken devlet, öğretmenlere içler acısı bir ücret layık görüyor.

Ücretli öğretmen 30 saat derse girse dahi SGK’sı yarım yapılıyor, üzerini kendisi tamamlamak zorunda kalıyor.

Yönetmeliğe göre ücretli öğretmenin nöbet tutmaması gerekir fakat çoğu okulda nöbet tutarlar fakat kadrolu öğretmenin aldığı nöbet ücretini alamazlar.

Kurs görevi verilmez, verilirse de kadrolu öğretmenin yarı ücretini alabilir.

Yarıyıl tatili, yaz tatili, kar tatili ve sair tatillerde veya sevk, izin, rapor durumunda derse giremedikleri için ücretlerini alamazlar. Haziran’ın 15’inden Eylül’ün 15’ine kadar işsizdirler.

Sınıf rehber öğretmenliği veya kulüp görevi verilirse yine kadrolunun aldığı ücreti alamazlar. Kadrolu öğretmenler bu tür işlerin ücretini ayrıca alırken ücretli öğretmen fahri olarak yapmak zorundadır.

Verilen ek ders ücreti de kadrolunun aynı değildir. Kesintilerle onu bile tam alamazlar.

Çalıştıkları okullarda eğreti dururlar, acemi olarak görülerek güvenilmezler. Çoğu zaman kadrolu öğretmenlerin yapması gereken angaryaları yüklenirler.

Boş kadronun dolması ihtimali ve her an işsiz kalma riski nedeniyle çalıştıkları okula aidiyet geliştiremezler.

Ücretli öğretmenler işte bu koşullarda emekleri sömürülerek, bir çeşit ücretli köleliğe tabii tutularak çalıştırılıyorlar. Eşit işe eşit ücret ödemeyen ve açıkça emek sömürüsü yapan Devlet istese tüm boş kadroları kadrolu öğretmenler atayarak doldurabilir. Ancak bunun yerine “ihtiyaç yok diyerek var olan açığı utanç verici, aşağılayıcı bir ücret karşılığı öğretmen çalıştırarak dolduruyor. Üstelik 100 günlük eylem planlarında ücretli öğretmenlerin ücretinin %100 artırılmasından dem vurmasına rağmen bu insanların mali ve özlük haklarında insani ve kabul edilebilir herhangi bir iyileştirme yapma gereği bile duymuyor.

Ayıptır, Yazıktır, Günahtır!

Bekir Birbiçer / Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.