Tevhid-i Tedrisat neden kaldırılmalı?

Ali Aydın
Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Tüm Yazıları
17.04.2017
A+
A-

Tam 90 sene önce 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) ile tüm eğitim kurumları Maarif Vekâleti’ne bağlandı. Başka bir ifadeyle, eğitimde devlet tekeli başladı. 

Cumartesi günü Tevhid-i Tedrisat’ı tartışmak üzere Mazlumder’in davetlisi olarak İstanbul’da düzenlenen paneldeydim. Mazlumder ve Özgür Eğitim-Sen gibi sivil toplum örgütlerinin konuyu sahiplenmesi son derece önemli. Bu vesileyle Mazlumder’i “Tevhid-i Tedrisat kanunu kaldırılsın” çıkışından ötürü kutluyorum. Tevhid-i Tedrisat’tan 90 sene sonra, TBMM’de kabul edilen son kanun tasarısında ortaya çıktığı gibi yöneticiler hâlâ Tevhid-i Tedrisat’a atıfla bir düzenlemeyi gerekçelendiriyor ve söz konusu kanunun yaslandığı paradigmadan medet umuyorlarsa eğer; daha konuşacağımız çok şey var demektir. 

Türkiye’de ideolojik farklılıkların bir nitelik farkı ortaya çıkarmadığı en önemli alanlardan birisi de eğitim alanıdırEğitim ile ilgili çeşitli toplum kesimlerinin meseleyi tartışma düzeyi, esastan bir farklılığa işaret etmediği gibi; bırakın bugünü kavramayı, dünü bile anlamaktan uzak görünmektedir. Yüz sene önce, Osmanlı’nın son döneminde, dönemin aydınlarının eğitim ile ilgili tartışmalarına baktığımızda, bugün yaşamakta olduğumuz hafıza ve seviye kaybına hayıflanmamak, üzülmemek elde değil. Mesela bir Ziya Gökalp’in ya da Satı Bey’in eğitim üzerine yaptıkları tartışmalara bakılacak olsa, sözünü ettiğimiz hafıza ve seviye kaybının net bir fotoğrafına ulaşılabilir.

Tekçi hakikat anlayışı

Tevhid-i Tedrisat’a ne adına ve niçin “hayır” dendiğinin net bir karşılığının zihinlerde olması gerekir. Modernliğin varsayım ve kabullerini tartışmaya açmaksızın salt ideoloji ve içerik eleştirisi üzerinden tek tipçi eğitime karşı olunamaz. Kemalizm eleştirisi yapmak bir noktaya kadar durumu betimlemenize yardımcı olabilir; lakin siz bu eleştiriyi başka bir ideoloji adına yaparak kendi Tevhid- Tedrisat’ınızın özlemi içerisindeyseniz bunun esastan bir eleştiri olmayacağını fark etmeniz gerekir. Modernliğin ve Pozitivist, Aydınlanmacı zihniyetin epistemolojik kabullerini tartışarak ve onun paradigmasının dışında düşünerek anlamlı bir noktaya gelinebilinir.

Devletin eğitimdeki rakipsiz sahiplik rolü, modern devletin ortaya çıkışıyla başlamıştır. Modern devlet böylece bilginin üretimini ve aktarımını kendi tekeline almıştır. Bunun yaslandığı zihnin kabulleri ise kısaca şudur:

  • Hakikat tektir.
  • Bu hakikat bizim elimizdedir.
  • Bize düşen bu hakikati, bu hakikatten nasibini almamış olanlara aktarmaktır. Bunu istemeseler dahi gerekirse zorla, gerekirse rızayı üreterek bu hakikati onlara benimsetmek vazifemizdir. 

Bu durum karşımıza iktidar-ideoloji ilişkisinden ziyade; Foucault’nun tespit ettiği gibi iktidar-hakikat ilişkisini çıkarır. “İktidar/güç hakikate ihtiyaç duyar, mutlak iktidar/güç mutlak hakikate ihtiyaç duyar.”

Dolayısıyla bilginin tekelini devlet aygıtı üzerinden ele almanın tekçi bir hakikat kavrayışı ile gerçekleştirildiği söylenebilir. Çoğulluğa körleşen, çeşitliliği dışlayan ve homojen bir bütün tasavvuru üzerinden topluma bakan otoriter bir yaklaşımın vücut bulmuş halidir bu. Öte yandan modernliğin iki aslî sacayağı ile yakından bağlantılıdır da. Bu sayacaklarından birisi ulus-devlet kurgusu diğeri ise sanayi toplumunun yeniden üretimi için elzem olan üretici/tüketici personel ihtiyacıdır. 

Sürülecek bir tarla olarak toplum

Modernlik projesinin temelde iki varsayıma dayandığı söylenebilir. Birincisi toplumsal dünyanın kavranabilir olduğu, ikincisi ise şekillendirilebilir olduğudur. Toplum, modern iktidarlar için bitmeyecek bir ödevdir. Toplum sürülmeyi bekleyen bir tarladır adeta. Otoriter bir zihniyet ile girişilen modernleşme projesinde bu tarlanın nefes alabileceği hiçbir gözenek boş bırakılmaz. Devlet, topluma karşı müdanasız bir pozisyonda sürekli kendi duruşunu sabitleyici araçları tahkim ederken, toplum kendini ifade araçlarından mahrum bırakılır. Siyaset ve bilgi üzerinde kurulan tekel toplumu sürekli bir budamanın nesnesi kılarken onu ancak devletçi bir söylemin içine hapsolduğunda kendi bünyesine katar. Bu ise toplumu hiçbir koşulda erişkin kabul etmeyen, toplumun terbiyesini sürekli bir iş edinmiş mürebbiye devlet tavrıdır.

Çaresiz stratejiler tükenirken

Bugünün dünyasında, hem bilginin kendisi hem üretimi ve aktarımına dair esaslı ve köklü değişimler yaşanmakta. Devlet-toplum ilişkisi modernliğin şafağında kodlandığı hâlin çok ötesinde farklı mecraları zorluyor. Otoriter bir kurgu üzerinden yapılandırılan toplumlarda bu süreç daha yakıcı bir biçimde hissedilmekte. Bugünün riskleri, dünün elzem ve zorunlu görülen kontrol mekanizmalarının vidalarını teker teker söküyor. Tevhid-i Tedrisat’tan öte eğitim fikrinin kendisi ciddi bir aşınma içinde ve tıpkı modernliğin diğer formları gibi kanamalı hâlde. Bu şartlarda Tevhid-i Tedrisat’tan medet umanlar bir yana, eğitim ile ilgili teklifi olan herkesin sorgulaması gereken bir eşikteyiz. Ancak tanımadığınız ve tanımlayamadığız bir durumu sorgulayamazsınız, sorgulayamadığınız bir şeye de temas edemezsiniz. Tıpkı Türkiye’de bugün eğitim ile ilgili tartışmaların bize gösterdiği gibi. 

aliaydin505@gmail.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.