Özgür Eğitim-Sen

Toplu Sözleşme Bir Kandırmacadan mı İbaret ?

24.07.2019
A+
A-
Toplu Sözleşme Bir Kandırmacadan mı İbaret ?

Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi Bekir Birbiçer :

Toplu Sözleşme görüşmeleri en iyi ihtimalle şu şekilde gerçekleşiyor;
Belirlediği zammı uzun müzakereler sonucu yarım puan kadar artıran hükümetin kararına itiraz eden sendika heyeti, Hakem Kuruluna gidiyor, o da çoğunluğu hükümet tarafından oluşturulduğu için hükümetin kararını onaylıyor ve itiraz hakkı olmayan yetkili konfederasyona, ne kadar büyük kazanımlar elde ettiklerini üyelerine anlatabilmek için boy boy afişlerle tevil ve tefsir yapmak kalıyor. Gerçi son dönemde Memur Sen’in sonucu Hakem Heyetine bırakmadan hükümetin verdiği miktarın daha azına razı olup sözleşme imzalamasına alıştığımız için Hakem Heyeti faslını irdelemeye dahi gerek kalmıyor.

Memur ve memur emeklileri için 2020-2021 yıllarını kapsayacak Toplu Sözleşme görüşmeleri 1 Ağustos 2019 tarihinde başlıyor. 3.2 milyon memur ve 1.9 milyon emekli memurun mali, özlük ve sosyal haklarında ne tür iyileştirmelerin yapılacağının belirleneceği toplu sözleşme görüşmeleri öncesinde sendika ve konfederasyonlar taleplerini açıklama ve sözleşme gündemini sıcak tutma gereği bile duymuyorlar. Çünkü sözleşme masasına oturulmasa da hükümetin vereceklerinin değişmeyeceği, yetkili sendikanın sadece görüntüsel bir etkisinin olduğu artık herkes tarafından kanıksandı.  2017 sözleşmesi üzerine görüşlerimizi belirtmeye geçmeden doğduğu gün devrim olarak sunulan ancak büyümeden öldürülen toplu sözleşmenin neliğini, içeriğini ve işleyiş usulünü hatırlamakta fayda var.

2010 Anayasa değişikliği referandumu öncesinde hükümetle memurlar arasında ‘’Toplu Görüşme’’ler yapılıyordu. 2002’den 2011 yılına kadar uygulanan toplu görüşmelerde uzlaşılan konular doğrudan değil, TBMM tarafından yasal veya yönetsel düzenleme yapılması suretiyle uygulamaya geçilebiliyordu. Toplu Görüşme sürecinin işlevsel açıdan yetersiz ve kararlarının tam anlamıyla bağlayıcı nitelikte olmaması, görüşmeler sonucunda alınan kararların, gerekli yasal düzenlemeler yapılmamasına bağlı olarak kazanıma dönüşmemesi gibi bir sonucu doğuruyordu. 

2010 referandumu sonucunda 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında 2012’de yapılan değişiklik sonrası memurlara Toplu Sözleşme hakkı getirildi. Referandum öncesi devrim yasaları gibi sunulan değişiklikler memura Toplu Sözleşme yapabilme hakkı ve sendikal haklarda bir takım iyileştirilmeler getirmekle birlikte ‘’dağ fare doğurdu’’ deyimini hak eden bir hayal kırıklığı yarattı. Düzenleme ile sendikalara grev hakkı verilmediği gibi getirilen sözleşme yetkisinin temsili de ciddi adaletsizliklerle malüldü. Ne demek istediğimizi açarsak;

Birincisi; Sendika, tanımı gereği toplu sözleşme ve grev hakkını içerir. Fakat düzenleme ile getirilen Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun verdiği kararın kesin ve toplu sözleşme hükmünde olması yani zorunlu tahkim uygulaması grev hakkının önüne baraj koyan bir işlev görüyor. Yani Anayasanın 53. Maddesinde yapılan değişiklik grev hakkı vermediği gibi yapılan Toplu Sözleşme’de son ve kesin sözü Hakem Kurulu’na vererek sendikaların yaptırımını sıfırlıyor. Dolayısıyla sözleşme göstermelik hale gelmiş oluyor. Sözleşmede uzlaşmazlık olursa greve değil tahkime gidiliyor, bu da grev yolunun tamamen kapatılması anlamına geliyor. Madde aynen şu şekilde; ‘’Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.” Oysa altına imza attığımız ILO ve uluslararası çalışma normlarına göre memurların da işçiler gibi grev hakkı bulunuyor. Dolayısıyla getirilen düzenleme uluslararası hukuku bağlayıcı kabul eden anayasanın 90. maddesine aykırı olmuş oluyor. Ayrıca 11 üyeden oluşan Hakem Kurulu’nun 7 üyesinin ve başkanının Bakanlar Kurulu tarafından seçiliyor olması Hakem Kurulu’nun aldığı kararların hükümetin kontrolünde olduğunun teyididir.

İkincisi; Yapılan değişiklik grevsiz toplu sözleşme gibi bize özgü bir uygulamayı hayata geçirdiği gibi sendika tekelinin önünü de açıyor. En çok üyeye sahip olan konfederasyon dışındaki paydaşların Toplu Sözleşmede hiçbir rolü ve tesiri kalmıyor. Toplu Sözleşme görüşmeleri Kamu İşveren Heyeti ile Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti arasında gerçekleşiyor. Fakat sendika heyetinin belirlenme usulü çoğulculuğa ket vuran ve sendika tekeline neden olacak şekilde düzenlenmiş. Sendika heyeti başkan dâhil yedi üyeden oluşuyor ve en çok üyeye sahip konfederasyonun başkanı heyet başkanı oluyor. Toplu sözleşme imza yetkisi de dâhil bütün yetkiler de heyet başkanına veriliyor. Diğer üyelerin itiraz hakkı ve hakem heyetine gitme imkânı bulunmuyor. ILO normlarına göre her sendikaya toplu sözleşmede üyelerini temsil hakkı verilirken mevcut düzenleme  buna imkân tanımıyor. Yetkiyi bu iktidar döneminde alan ve iktidara yakınlığı sınır tanımayan konfederasyonun tüm temsil ve imza yetkisini elinde bulundurması gerçeği mevcut yasayla da bütünleşince Toplu Sözleşme görüşmelerinin göstermelik hal alması kaçınılmaz oluyor. 

Bu açıdan Toplu Sözleşme görüşmeleri en iyi ihtimalle şu şekilde gerçekleşiyor;
Belirlediği zammı uzun müzakereler sonucu yarım puan kadar artıran hükümetin kararına itiraz eden sendika heyeti, Hakem Kuruluna gidiyor, o da çoğunluğu hükümet tarafından oluşturulduğu için hükümetin kararını onaylıyor ve itiraz hakkı olmayan yetkili konfederasyona, ne kadar büyük kazanımlar elde ettiklerini üyelerine anlatabilmek için boy boy afişlerle tevil ve tefsir yapmak kalıyor. Gerçi son dönemde Memur Sen’in sonucu Hakem Heyetine bırakmadan hükümetin verdiği miktarın daha azına razı olup sözleşme imzalamasına alıştığımız için Hakem Heyeti faslını irdelemeye dahi gerek kalmıyor.

Yukarıda özetlediğimiz içeriğe ve işleyiş usulüne sahip olan Toplu Sözleşme yasasının sendikal örgütlenmenin ana mantığına ters karakteri ve demokratik olmayan yapısı, milyonlarca memur ve memur emeklisinin mali ve sosyal haklarına yönelik iyileştirme umutlarını kıran bir misyon görüyor. Memurların güven vermeyen bir konfederasyon tarafından temsil edilmesi ve grev hakkını kadük bırakan Hakem Heyeti barajı sendika kavramını anlamsızlaştırıyor. Memurların tüm beklentisi hükümetin ağzından çıkacak rakamın insaflı olması temennileriyle sınırlı kalıyor. 

Özgür Eğitim-Sen olarak; grev hakkı olmayan bir Toplu Sözleşme sürecinin kamuoyunu oyalamaya yönelik bir tiyatro oyununun ötesine geçemediğini bir kez daha ilan ediyoruz. Ayrıca yetkili sendikanın belirlenmesinde ve yetkilendirilmesinde yaşanan adaletsizlik ile Hakem Kuruluna üye belirleme kriterleri ve son sözü söyleme yetkisindeki adaletsizlik giderilmediği sürece Toplu Sözleşmelerden bir şey beklemenin anlamsız ve oyalamadan ibaret kalacağını düşünüyoruz.

Bekir Birbiçer – Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.