Bu başarısızlık planlansa dahi başarılamaz!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
01.11.2017
A+
A-

Yaşama dair rafine tartışmalara muhtaç olduğumuza ilişkin tespitler yaparken yanı başımızda öyle sevimsiz gerçeklikler boy veriyor ki şaşırıp kalmamak elde değil. Bundan iki-üç yıl önce barış-kardeşlik temelinde adil ve özgür bir geleceğin heyecanı ve umudu ile dolup-taşmış halde olan bizler, bugün yüreğimiz ağzımızda, korku ve endişe içinde şaşkınlık yaşıyoruz. Aşıldığını, geride kaldığını varsaydığımız pek çok şey bugün gündelik hayatımızın bileşeni olarak arz-ı endam ediyor. Püskürttüğümüzü düşündüğümüz, işlevsel siyasetimizle bertaraf ettiğimizi varsaydığımız sorunlar daha büyük bir dalga ile üstümüze doğru geliyor. Yeniden tırmanan terör hadisesi, gerilim, kutuplaşma vs. gibi.

Makro siyasetimize ilişkin bu verilerin yanında görece daha küçük sayılabilecek alanlardaki görüntü ise mercek altına alındığında çarpıcı manzaralar barındırıyor. Eğitim alanına ilişkin geçenlerde karşılaştığım bir sonuç bu açıdan hayli ilgi çekiciydi. Zira eğitim sistemine ilişkin tartışmalara genelde politik konumlanışı ile giren üniversitelerin ahvali, bahsedeceğim sonuç ile hayli düşündürücü bir manzara arz ediyor. Hatta manzaranın yakıcılığı o kadar çarpıcı ki son akademisyenler bildirinde karşımıza çıktığı gibi üniversitenin muhatap alınmasını bile gereksizleştiren bir tabloyu karşımıza çıkartıyor.

ÖSYM’nin “2015 KPSS A Grubu ve Öğretmenlik Testlerinin Ortalama ve Standart Sapma Değerleri” başlıklı açıklamasında paylaşılan verilerden bahsediyorum. Açıklamanın KPSS A grubu ile ilgili verileri şimdilik bir tarafa bırakıyorum. Öğretmenlik Testlerinde çıkan sonuca bakalım. Açıklamaya göre “Eğitim Bilimleri” alanında yani “Pedagojik Formasyon” ile ilgili alanda Öğretmen adaylarına 80 soru sorulmuş, adayların testteki ortalaması 38,96 olarak gerçekleşmiş. Mezun olduğu alan ile ilgili soruların sorulduğu “Alan Testinde” de çarpıcı sonuçlar dikkat çekiyor. Türkçe Bölümünden mezun olan adaylarda başarı 50 soruda 30,809, İlköğretim Matematik mezunlarındabaşarı 50 soruda 19,803, Fen Bilimleri/Fen ve Teknoloji mezunlarında başarı 50 soruda 14,589, Sosyal Bilgiler mezunlarında başarı 50 soruda 26,245, Türk Dili ve Edebiyatı mezunlarında başarı 50 soruda 25,092, Tarih mezunlarında başarı 50 soruda 21,097, Coğrafya mezunlarında başarı 50 soruda 22,208, Matematik (Lise) mezunlarında başarı 50 soruda 14,747, Fizik mezunlarında başarı 50 soruda 16,399, Kimya mezunlarında başarı 50 soruda 14,574, Biyoloji mezunlarında başarı 50 soruda 12,899, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi mezunlarında başarı50 soruda 25,209, Yabancı Dil (Almanca)mezunlarında başarı 50 soruda 17,484, Yabancı Dil (İngilizce) mezunlarında başarı 50 soruda 23,247, Rehber Öğretmenlerde başarı50 soruda 30,760, Sınıf Öğretmenliği mezunlarında başarı 50 soruda 26,271 olarak gerçekleşmiş.

Eğitim Bilimleri sonuçları üzerinden yapılacak bir değerlendirme alanla ilgili Türkiyegeneli olarak Öğretmen adaylarının yüzde ellinin altında bir performans gösterdiği ortaya çıkıyor. Diğer Öğretmenlik alanlarındaki tabloda aynı performans devam ediyor. İstatistikleri verilen 16 dersten 10 tanesi net bir şekilde yüzde ellinin altında kalmış diğer altı tanesindeki başarı da yüzde elli civarında gerçekleşmiş. Eğitim alanına ilişkin bu göstergelerin diğer alanlara da teşmil edilebileceği dikkate alındığında yükseköğretim yapılanmamızın içler acısı hali ayan beyan ortaya çıkıyor. Akılcılık vasfı ile farklılaştığı varsayılan modern hayatımızdan sadır olan bunca akıldışılık gerçekten de izaha muhtaç. 

YÖK, MEB, Üniversiteler gibi devasa yapılanmaların yönetiminde olan bu alanlardaki performansı adayların bireysel yetersizlikleri üzerinden açıklamaya çalışmanın gerçekçi olmayacağı aşikâr. Dolayısıyla lokal, arızi bir durumla karşı karşıya değiliz. Tersine sistemik bir problem var ve çözümü aciliyet kesbediyor. Akılcılığın, planlamanın, verimliliğin, çözüm odaklılığın dillerden düşmediği, buna uygun Stratejik Planların, Eylem Planlarının, Vizyon belgelerinin havada uçuştuğu bir düzlemde karşı karşıya olduğumuz tablo bir taraftan yükseköğretimin verimsizliğine hatta atıllığına ayna tutarken diğer taraftan bu verimsizlik zemininden ilk ve ortaöğretime hangi kalitede personel naklettiğimizi gösteriyor. Yapılan iş ve işlemlere ilişkin eylem-politika analizi yapmak, geri bildirim almak, uygulanan yöntemlerin işlevselliğini ölçmek gibi bir alışkanlığımız olmadığı için zorunlu eğitim kademesindeki istikrarlı başarısızlığımızda “öğretmen niteliğinin” ne ölçüde neden olduğunu bilmiyoruz ancak bu tablodan inkâr edilmez şekilde etkisinin olduğu görülüyor. 

Bu açıdan işlevsiz ezberler ile yol alan bu sisteme neşter vurulması zorunludur. “Mış gibi” yaparak gidilecek bir yol olmadığı görülmelidir. Gören gözler için açık olan manzara “bu performans” için bunca yapı, kurum ve kuruluşa ihtiyaç olmadığıdır. Zira bunca akılcılık, planlama, emek, zaman, para ve bunca akademik paye, ÖSYM’nin ölçümlerini baz alarak söylüyorum, ancak buna güç yetirebiliyorsa bütün bu yapılanmanın bertaraf edilmesinde ülkenin bir kayıp yaşamayacağını söylemek abartı olmaz. Çünkü veriler bu yapıların hayata direnen tortular olduğunu gösteriyor.Zira sık söylendiği gibi bu başarısızlık planlanarak bile yapılabilecek cinsten değil. Kasten yapmayı planlasanız bile beceremeyeceğiniz cinsten. Gerçekten vahim!Belki de tüm cafcaflı retoriğine karşın üniversitelerin itibarsızlığı ÖSYM’nin verilerine yansıyan bu etkisizlikten geliyordur. Kim bilir?

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.