Devlet Toplum İlişkisinde Normalleşme Arayışı

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
31.12.2016
A+
A-

Osmanlı’nın son döneminden bugüne değin sosyolojik yapı ile siyaset kurumu arasında üst düzeyde seyreden bir gerilimin yaşandığı görülmektedir. Ülkenin yaşadığı tüm problemler, toplumun talep ve beklentilerini dikkate alan bir yaklaşım üzerinden değil devletin bekasını merkeze alan hikmet-i hükümet yaklaşımı ile ele alınmıştır. Siyasi tarihimizin ana akışını şekillendiren bu yaklaşım, devlet ile toplum arasında mesafenin açılmasına yol açmıştır. Devlet toplumdan bağımsızlaşmış, hatta topluma yabancılaşmış bir karaktere bürünmüştür.

Tarihsel-kültürel arka planıyla toplum, çoğunlukla devlet tarafından tehdit edici bir unsur şeklinde algılanmıştır. Devlet-toplum yapılanmasını temelde çarpık bir hale sokan bu durum derinleştikçe ilişkinin gerilim dozajı yükselmiş, bazen gizli bazen açık yaşanan çatışmalara dönüşmüştür. İçinden çıkılmaz bir sarmala dönen yapı bir tarafıyla toplumu keskin bir kapatılma ile karşı karşıya bırakmış, diğer taraftan da devleti toplumun farklı bileşenleri arasında suni fay hatları yaratmaya sürüklemiştir. Uygulamaya sokulan politikalar, toplumsal yapının sorun alanlarını çözmeyi hedeflememiş bizatihi toplumsal yapının kendisini dönüştürmeyi hedeflemiştir. Toplumun kendisinin meşruiyetsiz bir pozisyona yerleştirildiği bu politik yaklaşım, kendisini kamuoyu desteğinden mahrum bıraktığı gibi böyle bir girişimi de anlamsızlaştırmıştır. Toplum kendisini tanımlayan ana referansları ile gayr-ı meşru ilan edildikçe, devleti kendisi üzerinden organize edilmiş bir yapı olmaktan çıkararak ele geçirilmesi gereken müstahkem bir mevkiye yerleştirmiştir. Toplumun doğası gereği içinde barındırdığı farklı bileşenlerin birbirleri ile olan ilişkisi, devletin operasyonel müdahaleleri ile çatışmacı bir noktaya savrulmuştur. Yapay çelişkiler temelinde manipüle edilen toplumun farklı bileşenleri arasında yaşanacak çatışma düzeyinin yüksekliği ile devletin mevcut yapısının sürekliliği arasında yozlaştırıcı bir denklem kuruldu. Denklemin çözülmesi noktasında kimi uygulamalar hayata geçirilmiş olsa da (çok partili hayata geçiş vs.) siyasal sistemin eski hüviyetine bürünmesi zaman almamıştır. Temel hak ve hürriyetler alanında kısıtlı olan siyasal tarihimiz periyodik müdahalelerle inkıtaya uğratılmış, toplumsal talep ve beklentiler devletin al-i menfaatleri ileri sürülerek baskılanmıştır. Devletin ya da siyasetin toplumu taşıyamadığı her durumda devlet kendisinin dönüşümünü tartışma dışında tutmaya çalışarak trajikomik bir şekilde toplumdan kendisine uymasını talep etmektedir.

Global düzeyde seyreden değişim dinamiği bir taraftan toplumsal talep ve beklentilerin çıtasını yükseltirken diğer taraftan bu talep ve beklentilerin dile getirildiği iletişim kanallarını olabildiğince çeşitlendirmiştir. Yeni durum karşısında, pek çok bileşeni legal illegal direnç göstermeye kalkışsa da devletin verili yapısını muhafaza etmesi mümkün değildir. Toplumun dokusunu dönüştürmeyi hedef alan toplumsal mühendislik projelerinin atıl kalmaya mahkûm olduğu bu yeni süreçte devletin ya da siyasal sistemin temel meşru pozisyonu hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesi olmaktadır. Hak ve özgürlük alanına ilişkin duyarsız politik konumlanış kaçınılmaz şekilde siyasal krizlere gebe bir vasatı ortaya çıkartmaktadır. Baskılandığını, yok sayıldığını, hak ve özgürlük taleplerinin dikkate alınmadığını düşünen kesimlerin bulundukları duruma rıza göstermeyeceklerini görmek için dünyanın pek çok yerinde yaşanan krizlere bakmak yeterlidir. Devletin kuruluş dönemi pozisyonunun muhafaza edilmeye çalışılması her şeyden önce tarihe karşı donkişotvari bir meydan okumayla malul olduğu ortadadır. Kuruluş dönemi konseptinin şaşmaz savunuculuğunu yapmak anakronizm olduğu gibi aynı zamanda çokça dile getirilen devletin birlik ve bütünlüğünü dinamitlemektir.

Bu açıdan bakıldığında gelinen noktada devlet-toplum ilişkisinin normalleşmesi Türkiye’de hala öncelikli gündem maddesidir. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın bu hafta içerisinde açıklamış olduğu “Demokratikleşme Paketi” özü itibariyle devlet-toplum ilişkisinin normalleşmesine dönük atılmış bir adım olarak okunmalıdır. Paketin içeriğine bakıldığında fırtına kopartan meselelerin büyük çoğunluğu (başörtüsü, anadilde eğitim…) temel hak ve hürriyetler alanı ile ilgilidir. Asgari düzeyde karşılanan bu hak ve özgürlükler göstermektedir ki devlet-toplum ilişkisinin anlamlı bir niteliğe kavuşması için almamız gereken uzun ve yorucu bir yol bulunmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.