En iyi savunma sorumluluğunu üstlenmektir

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
31.01.2018
A+
A-

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün kaymakamlara hitap ederken “Uluslararası alanda ve sınırlarımız dışında verdiğimiz mücadelenin başarısının birinci şartı ülkemizin içinde huzuru, güveni ve refahı sağlamaktır. Terör örgütlerini adeta vardiya usulü ülkemizde eylem yapmaya teşvik edenler bunların olmamasını istiyor. Eğer biz kendi topraklarımızda güveni tesis edemezsek dışarıda söylediğimiz sözün bir önemi olmaz” değerlendirmesini yaptı. Açıklama önemli, altı çizilmesi gerekiyor.

Coğrafyamızda alevlenen savaş ve yıkımın tetiklediği güvenlik açığını-endişesini gidermeye dönük son dönemlerin popüler analizi “savunma hattının dışarda kurulması” söylemidir. Türkiye müdafaasının tarihsel-kültürel derinliğinin çeperinde oluşturulacak cephelerde verilmesi söyleminin popülerleştiği ve etnik, mezhep, yaşam tarzı vs. üzerinden sinir uçlarımıza dönük operasyonların eklemlenerek ivme kazandığı süreçte Cumhurbaşkanının içeriye, içerinin önemine ve önceliğine dair vurgusu gerçekten önemlidir. Ve temelde Cumhurbaşkanının içeriye dönük vurgusu, Türkiye‘nin savunma hattının çeperde kurulması söylemine halel getirici de değildir. Ancak son dönemlerde artan çepere dair abartılı vurgu içeriyi gölgeleyen, silikleştiren ve önemsizleştiren bir savrukluğa neden oluyor. Bu açıdan birbirini tamamlayan ve merkezin önceliğinin her daim muhafaza edildiği bir konumlanışın ancak, sorun çözücü ve mesafe alıcı olacağı görülmek durumundadır. Uluslararası konjonktürün de müsait olduğu Ak Parti‘nin özellikle birinci ve ikinci dönemlerinde içerdeki toparlanmanın dışarda nasıl bir hareket alanı ve etki etme becerisi kazandırdığı hatırlanmalıdır. Aynı şekilde içerde zaaf, güvenlik açığı, sosyal, siyasal ve ekonomik çalkantılar arttıkça dışarda pasif, etkisiz ve güçsüz kalındığını göstermiştir. 

Erdoğan‘ın vurgusunu ve yakın tarihteki Ak Parti deneyimini de dikkate alarak içerdeki huzur, güven ve refah ortamının nasıl oluşacağını açık etmemiz gerekiyor. Konuya ilişkin günışığı görmemiş reçeteler ummayı arzulayanlar olabilir. Sıra dışı çözüm önerileri ile heyecanlanmak isteyenler de olabilir. Lakin meselemiz karmaşık ve kompleks olmadığı gibi çözümlerimiz de heyecanlı ve sıra dışı değildir. Sorumluluğunun hakkını vermek, uhuvveti-muhabbeti canlı tutmak, temel ilke ve değerleri öncelemek, ahlaki duyarlılığı diri tutmak. Asırlık sorularımız, sorunlarımız önümüzde duruyor. Bunları giderecek mucizevi bir hap olmadığına ve bu kronik sorunlar kendiliğinden çözülmeyeceğine göre samimi bir çaba, gayret, teşebbüs gerekiyor. Huzurun, güvenin, kardeşliğin icaplarını karşılamak yerine söyleme kör sadakat, işlevselliğine bakmaksızın siyasete abanma ve her türlü gelişmeden söylemi-siyaseti muaf tutma içeriyi tahrip ediyor, gerilim ve kutuplaşmanın kıskacına alıyor. Layüsel söylem ve siyaset, bu haliyle coğrafyaya, kültürel havzaya ve dünyaya etki etmenin birincil bariyerine dönüşüyor. Güvenlik, diplomasi, siyaset gibi alanları öne çıkaran süreç kültür, sanat, eğitim gibi uzun ve asli meselelerin perdelenmesini, tali bir hal almasını dayatıyor. Dolayısıyla bir taraftan sosyolojik bir sıçramanın üssü olacak alanlar çoraklaşırken aynı zamanda buralardan beslenmesi gereken siyaseti kısırlaştırıyor, içerikten-sorun çözücü olmaktan çıkarıp hamasete dönüştürüyor. 

Huntington Türkiye için ‘yırtılmış ülke’ tanımlaması yapmıştı. Osmanlı son döneminden beri bu tanımlamanın siyasal-kültürel izdüşümlerini görmek mümkün. Dolayısıyla tam da bu ülkenin iki ayağı üzerinde durmasına dönük operasyonel bir hüviyet alan yarılmanın kapatılmasına dönük çözümlerin bulunması, çatlağın maharetle doldurulması icap ediyorken içine kıstırıldığı netameli koşullarda varlığını hedef alan tehdit ve taarruza direnmeyi, sistem içi konumundaki dönüşüme rağmen, hala aynı mantık ve kurguyla sürdürmek geçmişe esir düşmek, sancılı bir hafızaya bugünü kurban etmektir. Eğitim alanında bir asırdan fazla süredir tedavülde olan ve bizatihi kendimizi tahrip etmeye dönük işlev gören yapıyı, teknik kimi düzeltmelerin dışında, aynıyla muhafazaya ve müdafaaya çalışıyoruz. Sistemik düzenlemeler, yapısal dönüşümler yerine aktörlerin değişimi üzerinden bir devrim beklentisi içerisinde avunuyoruz. Ekonomide küresel dünyanın klişelerine ram olmuş vaziyetteyiz, bu ezberlerin müdafii durumundayız. Adil düzen, hakça bölüşüm, sistemin dönüşümüne dair iddialarımız uygulamada sahipsiz. Mimariye, sanata, gündelik ilişki ağına kadar detaylandırılabilecek olan hususlar sahipsiz bırakıldığı gibi tahakküm politikalarının on yıllarca gürbüzleştirdiği açlığın-mahrumiyetin sınır tanımaz geri dönüşle her şeyi temellük etmeye dönük bir azgınlık olarak bizi çürütmesi siyasal taraftarlığın gölgesinde rahatlıkla buharlaşıyor.

Dolayısıyla açmazı gidermek, bünyeyi güçlendirmek yerine cepheyi genişleterek işi sulandırmak gibi bir ameliyenin önü açılıyor. Nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir küresel mistifikasyon beslenmekte, dünyanın başlangıcından beri tedavülde olan iç ve dış düşmanlar gerçeği olmamış bir şey gibi abartılmakta, yapmamız, yüzleşmemiz ve hal yoluna koymamız icap eden her türlü sorumluluğun ötelenmesi için kullanışlı gerekçeye tahvil edilmekte. Düşmanlarımızın olması, düşmanlarımızın büyük olması, düşmanlarımızın akla hayale gelmedik dolaplar çeviriyor olmasında şaşılacak bir yok. Bütün bu bunları sıraladığı halde kendisine düzen verme ihtiyacı hissetmeyen sorumluluk kaçkınlığına şaşırmak gerekiyor. Bütün bu tehditleri, yapması gereken hususları yapmamak için bahaneye dönüştüren ikiyüzlülüğe şaşırmak gerekiyor. Sanki düşmanın büyük oluşu, büyük oyunlar ve tezgâhlar içinde oluşu yapılması gereken işleri, üstlenilmesi gereken sorumlulukları askıya almayı gerektiriyor. Hâlbuki tersine kim ne yaparsa yapsın ve kim ne ederse etsin bizim yapmamız gerekenleri yapmaktan başka çaremiz var mı? Korkularımızın bizi esir almasına, sancılı bir geçmişin bugüne uzanmasına fırsat veremeyiz. Şartlar, koşullar ileri sürerek bulunduğumuz ortamın gereklerini göz ardı eden savrukluğa yol veremeyiz, vermemeliyiz. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.