Filistin: Kalpsiz dünyanın kalbi ve ruhsuz dünyanın ruhu

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
15.04.2017
A+
A-

Sosyal Bilimler literatüründe “iktidar” üzerine Fransız filozof Foucault kadar ayrıntılı çalışan olmamıştır her halde. Benliğin, toplumun belirgin bir yaratımı olduğunu dile getiren Foucault, modern (Batılı) toplumların içerisinde şekillenmiş olan benliklerin daha önceki ya da başka toplumların şekillendirdiği benliklerden daha iyi olduğunu dile getiren evrimci-ilerlemeci anlayışa karşı çıkar. Rorty’nin de dile getirdiği gibi Foucault, özellikle modern (Batılı) toplumların kendi üyelerine eski ya da diğer toplumların hayal bile edemeyecekleri kısıtlamalar içerisine nasıl sofistike bir şekilde yerleştirdiğini göstermeye yönelik bitmek bilmeyen bir çaba göstermektedir. Temel anlamıyla Foucault, modern (Batılı) iktidar düzeneğinin “maskesini indirme”, toplumun kılcal damarlarına nüfuz etmiş, en mahrem alanlara saçılmış incelikli yapısını deşifre etmeye çalışmaktadır.

Modern toplumların iç işleyişinde revaçta olan ve sorgusuz kabul edilen kaba tahakküm biçimlerinin geride kaldığı ön kabulünün sarsıntı geçirdiği, buharlaştığı anlar sevimsiz ama yalın bir gerçek olarak görülmeyi bekliyor. Kendi iç çelişkilerini aynı duygu-düşünce ve inanç dünyasının zemini içerisinde sağ, sol, muhafazakâr, liberal vs. pek çok farklılığı taşıyan yapı, işin içerisine dışarısı – ötekisi girince bütün dengesini yitirmekte, bütün kaba görünümleriyle ortalıkta arz-ı endam etmeye başlamaktadır. Göçmenlerle ilgili yaşananlarda karşımıza çıkan durum, İslamofobia ile, Romenlerle, Afrikalılarla kısaca farklı duygu, düşünce ve inanç evrenine ait tüm “ötekiler” ile yaşanan temasta belirginleşmektedir. Batı’nın içine nüfuz eden ya da bir şekilde yerleşen “ötekiler” ile zihinsel ya da fiili karşılaşmalarda belirginleşen patolojik durum, tarihsel olarak Batı dışı ile olan ilişki de zaten hep ana akım ilişki biçimi olmuştur.Batı’nın, Batı dışında yaşanan insan hakları ihlalleri ile ilgili tüm tutum ve davranışlarının nasıl ülkelerin ya da Batı’nın stratejik “çıkar”larının pençesinde eriyip gittiğini söylemek zaten malumun ilanıdır.

Batı karşıtlığı iddiaları üzerinden mahkûm edilmeye, meşruiyetsiz kılınmaya çalışılan bu tespitler, her gün Filistin’de yeniden ispatlanmakta, ete kemiğe bürünmektedir. Verili düzenin insanlık dışı karakterini somutlaştıran Filistin, bölgesel ve küresel güç merkezlerinin manipülasyonlarında boğulmaya çalışılmaktadır. Kuşatma altına alınarak üzerine yağdırılan yıkım ve ölüm görmezden gelinmekte, sıradanlaştırılmaya hatta haklı gösterilmeye çalışılmaktadır. Modern dünyanın temel çelişkisini somutlaştıranFilistin, İsrail’in kuruluşundan bu yana kollektif bilinçaltının karanlık dehlizlerine bastırılmaktadır. Küresel çapta işletilen iğfal şebekelerinde dolaşıma sokulan envai çeşit enstrümanla yürütülen karartma – bastırma operasyonları işlevsel bir şekilde yürütülmektedir. Freud’un analizlerinde karşımıza çıkan “bastırma”ların nevrozlarla geri geleceği çözümlemesi, modern dünyanın mevcut durumu içinde aşırı iyimser bir okuma olarak kalmaktadır. Zira “bastırma”nın ardından gelecek olan nevrozlar bir anlamıyla bünyenin “normal” olduğunun bir işareti olarak okunabilirdi. Oysa şu an karşımızda yoğun “bastırma”nın ardından gelen rahatsızlık verici nevrozlar olmadığı gibi tersine bu “bastırma”lara karşı bağışıklık kazanmış tam anlamıyla psikopat bir bünye bulunmaktadır.

 Rahatsızlığın bilinçsiz de olsa hissedilebildiği bir vasatta sağaltıcı bir pratiğe doğru yol almanın imkânından bahsedilebilirdi. Mevcut yapının elden geçirilmesinden ve göze batan taraflarının törpülenmesinden bahsedilebilirdi. Ancak bünyenin mutasyona uğradığı, her türlü insan dışılığı sindiren bir yapıya evrildiği noktada düzenin aksayan yönlerini telafi etmeye çalışmak boş ve naif bir uğraşa dönüşmektedir. Dolayısıyla  vahşeti yapısal bir nitelikolarak içselleştirmiş mevcut dünyanın kökten reddedilmesi, aksayan tarafları ile değil başarılı olduğu ya da başarılı göründüğü tarafları ile yıkıma uğratılması yabancılaşmamış, insandışılaşmamış herkesin – her kesimin en acil görevidir.Bu açıdan bakıldığında bugün Filistin, “kalpsiz dünyanın kalbi ve ruhsuz dünyanın ruhu” olarak baskı altına alınmış insanlığın en gür ve en görünür haykırışıdır.

Modern “Batı”lı dünyanın iktidar düzeneğinin maskesini indirmede Foucault’un gösterdiği entelektüel derinliği, kabadayı edası ile çıplak bir şekilde ölüm yağdıran İsrail’in gerçekliğini Filistin her zerresine yerleşmiş şanlı direnişin diriltici pratiği ile göstermektedir.Hatta Filistin, Foucault’un derinlikli analizlerinin fantastik kaldığı İsrail vahşetinin gerçekliğini göstermekle kalmıyor aynı zamanda köhnemiş uluslararası düzenin tüm sefaletini gündelik yaşamın olağandışılaşmış halinde ve feleğin çemberinden her gün insanı yeniden geçiren zor zamanların bilgeliği ile belgeliyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.