Futbol basit bir oyundur

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
09.03.2018
A+
A-

Ezen ezilen çelişkisinde yükselen adalet çığlığı kimi zaman bir konum değiştirme beyanıdır. İlişkinin yanlışlığına değil ilişkideki konuma gösterilen bir itirazdır adalet talebiyle perdelenen. O yüzden sosyal-siyasal hayatımızda mesafe almamak, yaşadıklarımızı biteviye tekrarlamak, ezen ezilen sarkacında bir uçtan diğer uca konum değiştirmek kısacası namütenahi bu girdapta savrulmak bizim için kader haline gelmiş durumda. Levinas ‘ahlak öteki’nin yüzüyle başlar’ demişti. Bizim ötekinin yüzüne bakacak, katlanacak ne halimiz var ne de böyle isteğimiz var. Kendimiz ile o kadar doluyuz ki başkasına açacak bir yerimiz yok. Kendimizle o kadar hem hal vaziyetteyiz ki başkasına katlanacak mecalimiz yok. ‘Öteki cinnetimdir’ diyen ve performansıyla bunu teyit eden çok olunca girdapta savruluşumuzda kaçınılmaz oluyor elbette.

Görünen o ki en büyük hazinesi geçmişi olan Türkiye yaşadığı travmalarında ardından bu geçmişi resmi bir düşman hüviyetine sokarak kurtulacağını sanan reddi mirasçı ergen rolünü cümleten içselleştirmekte bir beis görmüyor. Kapanın elinde kalan haliyle devlet yapılanmamız kendisine uygun bir millet arayışındadır. Bunu da devlet marifetiyle kayırılacak ve imtiyazı doğal hak olarak benimsenecek bir toplumsal kesimle dayanışarak gerçekleştirme formunda ısrar ederek sürdürme yanlışlığında. Oysa ısrar edilen bu formun işlevsizliğine ilişkin yeteri tecrübeye sahibiz. Uygulanan form tüm kodifikasyonu ile yanlıştı. Yanlışlık formu yaşama geçirmek isteyenlerin ehil olmayışı, beceriksizliği veya kötü niyeti ile ilgili değildi. Yanlış bir form ‘doğru kişiler’ elinde mucizevi bir kurtuluş reçetesine dönüşmez, dönüşemez.

Yukarıda belirttiğim gibi milletini arayan devlet modu hala baskın. Kimisi bu milleti yeniden imal etmek kimisi tarihin derinliklerinden buraya taşımak hevesinde. Diğer tarafta herkesim bu arayışında kendisine layık-meşruiyet, zemini oluşturacak bir nüfus bulmakla birlikte haddinden fazla ‘ayrık otu’ da bulunduğu görülmektedir. ‘Bahçıvan devlet’in, temel refleksleriyle bizde hala canlı olduğunu ve modern devletin uhdesinde bulunan, Althusser’in ifadesiyle, ideolojik ve baskı aygıtlarını da hesaba kattığımızda bir öncekilerin tali nedenlerle başaramadığını sizin başarmanızın önünde bir engel görmemeniz için kendinizi çok zorlamanıza gerek kalmaz. Hele hele iç ve dış gelişmelerin birbirini besleyerek içerdeki gerilim hatlarını harekete geçirdiği ve tehdit algısının beka düzeyine yükseldiğini gördüğünüzde. Yukarıda bahsettiğim ilişki biçimi de egemen ilişki biçimi olarak içselleştirilmiş ve doğruluğuna ilişkin şehadet getirilmişse ‘öteki’yle ilişkinin bir ‘teslim alma’ ilişkisine dönüşeceği açıktır.

Diğer taraftan varlığı ve anlamı ‘kendi için’ olmaya başlayan bürokrasi teslim alacak olanın konumunu kalıcı görmediği müddetçe başka bir opsiyonu gözetmesi gerektiğini düşünecek, dolayısıyla oluşan dengelere göre tavır alan kurumsal hüviyeti olmayan pragmatik bir oynaklıkta debelenecektir. Dolayısıyla siyaset-entelektüel zemini kendine gömülü, bürokrasisi bu vaziyeti dolaysıyla kurumsallıktan uzak oynak hal alan bir yapının yaşadıklarından öğrenmeyen yeni yetme ergenler gibi mızıkçılık peşinde enerji tüketmesi kaçınılmaz oluyor.

Denilir ki futbol basit bir oyundur. Ancak basit oyun oynanması kolay olan bir oyun anlamına gelmiyor. Senkronize hareket etme, birbirine yardım etme, birbirinin açığını kapatma vs. Ancak bireysel hırsların işin içine girdiği oyun birden dallanıp budaklanmakta girift bir hale bürünmektedir. Türkiye açısından da tabir caizse dolaşıp döneceğimiz yer kürkçü dükkânı olacaktır. Defaatle tespit ve teyit edilen sorunlarımız ve çözümlerimiz bir daha keşfedilmek üzere uyun anı bekliyorlar. Sorunlarımız da çözümlerimiz de tıpkı futbolun basit olması gibi basittir. Ancak bu basitliği görmeyip sıra dışı çözümler, fantastik analizler, ucu nereye varacağı kestirilemeyen komplo okumaları ile karmaşıklaştırmak devlet ciddiyetiyle daha bağdaşır görülüyor. Sorunların ve çözümlerin basitliği devletin büyüklüğüne, ciddiyetine yakıştırılmıyor.

Ama ben yine de sorunlarımızın da çözümlerimizin de basit olduğunu söylemekte ısrar edeceğim. Lakin tekrar etmekte fayda var basitlik meselenin kolay, hemencecik çözüleceğini söylemiyor. Bunu bir zihinsel vaziyete, okumaya ve kurumsal hüviyete sokma işi kalıyor ki bu ötekiyle teması, anlamlı bir ilişkiyi, sosyolojik gerçekliği ve zamanın ruhunu taşıyabilecek kurumsal bir yapılanmayı zorunlu kılıyor. Denge-denetleme mekanizmasının işlerliğini, Kaf dağının ardında olduğu varsayılan hayali bir halka meftun olmaktan vazgeçip eldekinin rızasını gözetecek, mevcut halkı operasyon alanı görmekten vazgeçip önünde engel olmamayı vazife edinecek, onun serpilip boy vermesinden endişe duymayacak bir özgüvene, yaşam büyüten bir iklime yol vermemiz gerekiyor. 15 Temmuz gösterdi ki ortada kurumsal anlamda amorf bir yapıdan başka şey yok elimizde. Ele geçirenin ahvaline göre şekil alan bir yapının ne kendisine ne de başkasına bir hayrı dokunabilir. İlk çağlardan günümüze değin devlet dediğimiz aygıtın belki değişmeyen temel özelliklerinden birisi bir düzen-nizam getirmesi ve işletmesidir. Düzeni-nizamı olmayan bir yapının sürekli tartışılacağı açıktır. O yüzden devraldığımız sorunlu ilişki biçimini ‘insanı (dikkat edelim sadece insan) yaşat ki devlet yaşasın’ şiarına uygun bir konumlanışa evirmemiz gerekiyor. Adalet talebinin de retorikten ve daha da kötüsü bir imtiyaz kamuflajından ibaret olmadığını o mücadeleyle anlamış olacağız. Malum bilhassa kamusal söylemlerimizin performatif olduğu ortadadır. Sizden kullandığınız kavrama göre performans talep ediyorlar. Diğer taraftan hem dünyadaki varoluşsal sorumluluğumuz hem de tek bir ferdinin bile insan yerine konulmadığı bir dünyada rahat yüzü göremeyeceğimiz gerçekliği kıskacına alındığımız yozlaştırıcı ilişki biçiminden kurtulmayı kılıyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.