GEÇMİŞİN GÖLGESİNDE BARIŞ ARAYIŞI

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
10.12.2016
A+
A-

Devletin vatandaş kurgusu, toplumsal yapı ile kurmuş olduğu hak ve özgürlükleri dikkate almayan tepeden inmeci anlayışının büyüterek önümüze getirdiği sorun alanları, ülke içerisinde gerilim odağına dönüştükleri gibi aynı zamanda bu sorun alanları uluslararası güçlerin manipülasyonlarına neden olmaktadır.

İnsan dünyasına ilişkin algısını “kapalı bir dünya” temelinde belirleyerek insanı hayvanlaştıran, onun yaratıcılığını, sınırsız potansiyelini budayan anlayışın sorun çözme ihtimali olmadığı gibi sorunları büyütme, kangrenleştirme ihtimali çok daha yüksektir. Hayvanlar kendi türlerine özgü içgüdüler ve davranış kalıpları ile yaşama başladıkları anda kendi dünyalarının sınırlarını, imkânlarını da beraberinde getiriler. Onların, verili dünyalarını daha yaşanabilir ya da daha farklı bir formata yönlendirme anlayışları, beklentileri, hedef ve idealleri yoktur. Bu, onların doğaları gereği içinde gömülü oldukları bir dünyadır ve bu dünya ile varoluşsal bir hesaplaşmaları söz konusu değildir. Oysa insan dünyası kapalı hayvan dünyasından farklı olarak açık uçlu bir dünyadır. Bu dünyanın kontrol altına alınması, paketlenmesi, dondurulması söz konusu olamaz. Bu dünya içindeki temel aktör olan insandan dolayı sürekli bir devinim, değişim, dönüşüm, hareket içerisinde yol almaktadır. Yek pare bir bütün olmadığı gibi tek bir kalıba dökülmesi, ona evrilmesi de barındırdığı temel unsur olan insandan dolayı mümkün değildir. Devletin bütün kontrol mekanizmalarının yetersiz kalacağı, uzanamayacağı, dokunamayacağı, zapturapt altına alınamayacağı insanın aklının, ruhunun, vicdanının derinliklerinde bir yerler daima kalacaktır. Bu ele geçirilemez bölgeler olmadık bir anda bir isyanın, bir direnişinin ateşinin tutuşturulmasına yataklık edebilirler.

Modern siyaset algısının belirleyiciliğinde şekillenen siyasal yaşayışımız dönemin hakim siyasal-bilimsel anlayışları üzerinden özü itibari ile kapalı bir dünya tasarımını gerçekleştirme pratiği ile yol almıştır. İnsanlar için olumlanmış, kodları belirlenmiş başı sonu belli bir takım zihinsel ve eylemsel etkinlikler belirlenmiş, insanlar bu sürecin içerisinde basit bir nesne pozisyonuna indirgenmişlerdir. Tüm bunlar iktidar mekanizmalarının ideolojik-politik tüm enstrumalarının desteğinde yaşama geçirilmeye çalışılmış, sürükleyici itkisi ne olursa olsun yaşananlar insanları, tüm toplumu kapalı bir dünyaya daha çarpıcı bir ifadeyle hayvan dünyasına hapsetmeye götürmüştür. Bunun ne kadar başarılıp başarılamadığı bahs-i diğer olup bugün yaşadığımız sorun alanları ve bu sorunları çözme becerimizin düzeyi üzerinden değerlendirilebilir.

Cumhuriyetin başından itibaren toplumsal yaşamımızın kurumsal yapılanmalarından çok basit bireysel davranış kalıplarına değin çok boyutlu bir kuşatma ile toplumun merkezi iktidar yapılanması üzerinden yeniden kurulması, oluşturulması hayata geçirilmiştir. Medeni hukuk, Dil devrimi, tarih tasarımından kılık kıyafet, ölçü, tartı vs. gibi düzenlemelerle geniş ölçekli bir sosyal mühendislik uygulamasına geçildi. Söz konusu uygulamanın gerek içeriğine gerekse metoduna ilişkin en ufak bir tereddüde düşülmeden oluşan-oluşabilecek muhalif yada farklı tutum tüm iktidar mekanizmaları işletilerek baskılanmış, görünürlülüğüne imkan verilmemiştir. Makbul ve muteber sayılan prototipin üretimi için eldeki tüm imkanlar seferber edilerek tarihsel-toplumsal derinlik, sosyolojik gerçeklik gayrı meşru ilan edilerek söz konusu derinlik ve gerçekliğin can damarlarına vurucu müdahalelerde bulunulmuştur. İnsan ve toplum fabrikasyon sistemi içerisinde enjekte edileni alıp taşıyacak boş bidonlar olarak değerlendirilmiştir.

Bugün sosyal, siyasal ve teknolojik olarak dünyanın ve ülkenin geldiği nokta önceden tasarlanmış olanı bir takım güç aygıtları üzerinden topluma giydirme politikalarını işlevsizleştirmiş, gayrı meşru bir noktaya taşımıştır. Gramsci’nin ifadesiyle geçmişe dair oluşturulan söylemin tükendiği, ana ve geleceğe dair kuşatıcı bir söylemin belirmediği bu kaotik atmosferde dün baskılanan, yok sayılan, başka bir şey olmaya zorlanan tüm farklı unsurlar bugün geçmişte yaşamak zorunda bırakıldıklarına duydukları aşırı tepki üzerinden kendi biricikliklerini fetişleştirerek görünür olmaya, varlık kazanmaya çalışmaktadırlar. Yaşananlar göz önünde bulundurulduğunda mevcut eylemliliğin anlaşılabilir olduğu ortadadır. Ancak bugün Kürt sorunu bağlamında yaşaya geldiğimiz gibi herkesin kendisini merkeze alarak bir yaşam kurma tahayyülü, beklentisi pratik olarak imkânsız teorik olarak da anlamsızdır.

Herhangi bir sorunun bir kesimin talep ve beklentilerinin mutlak belirleyiciliğinde çözüme kavuşamayacağı gerçeği ortadadır. Pek çok kesimin taraf olduğu sorunları ancak alışılageldiğimiz sorun çözme yöntemlerinin dışında zamanın ruhuna uygun bir anlayışla ele alabilirsek mesafe alabiliriz. Kimsenin baskılanmadığı, dışlanmadığı, iyi niyetin ve şeffaf bir iletişimin eşlik ettiği hiyerarşik olmayan bir konuşma-müzakere sürecinin işletilmesi kendi başına sorunun çözümüne en büyük katkı olacaktır. Önceden tasarlanmış bir doğrunun herkesçe kabulünün sağlanmaya çalışılması değil, herkesin katkı sunduğu oluşabilecek en büyük uzlaşım ile elde edilecek bir pozisyon hedeflenmelidir. Unutulmamalıdır ki dünyanın açık uçlu oluşu bugün büyük uzlaşılar ile inşa edeceğimiz çözümün yarında sürdürülebilir olacağının garantisini vermemektedir. Oluşturulan çözümlerin her an sorgulanmaya, geliştirilmeye, yeniden oluşturulmaya muhtaç oldukları asla unutulmamalıdır. Bize düşen geniş bir özgürlük vizyonu içerisinde konuşma, paylaşma, müzakere etme, temas etme mekanizmaların sürekli açık ve işlevsel olduğu bir vasatı tesis etmektir. Konuşma, tartışma, müzakere ortamının alanı genişledikçe sorun çözme kapasitemizin genişlediği de rahatlıkla görülecektir. Bu ortamın en azından bize yaşadığımız mevcut dünyadan daha adil ve daha özgür bir dünya sunacağına inanabiliriz. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.