Hedeflerimizin gerçekleşmesi varlığımızı buharlaştırıyor!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
23.09.2017
A+
A-

Türkiye’de son yıllarda önemli dönüşümler oldu. Sanırım bu dönüşümlerin en önemlisi ezberlerin bozulmasıydı. Ezberler ki, varlığını uzun yıllar boyunca muhafaza etmiş bir sosyal-siyasal yapıdan alıyorlardı. Sistem içerisindeki konumu iyi veya kötü olsun herkes bir anlamda sistemin değişime kapalı atmosferinde sahip olduğu ezberi bozacak bir basınçla karşılaşmıyordu. Nihayetinde sistemdeki konumu kötü olanların mağduriyetleri, dışlanmışlıkları, horlanmışlıkları ve sisteme vasilik edenlerin kötücül niteliklerine dair işlevsel bir söylemleri ve bu şartlarda şekillenen bir talepler listesi mevcuttu. Diğer taraftan görece konumlarını sistemin ali menfaatleri ile uzlaştıranların da dışarda bıraktıkları, horladıkları, vesayet düzeni üzerinden operasyona tabi tuttukları için itikat düzeyinde temellük ettikleri bir söylemleri ve bağlı olarak sosyal-siyasal olanın şifrelerini çözen bir kod sistemleri vardı. On yıllar boyunca sınanan, tecrübe edilen önemlisi yaslandığı kitleyi bir şekilde kuşatıp taşıyan bu ezberler iç ve dış gelişmelerin tazyikinde sistem aşındıkça zeminlerini kaybettiler. Varoluşları bir anlamıyla hedef ve amaçlarının gerçekleşmemesine bağlı. Daha doğru bir ifadeyle ezberin kazanması doğrudan ezberin buharlaşması anlamını taşıyor.Amaçlarını gerçekleştirdiğinde varlığı kalmayacak. Örneğin Kemalist pratiğe karakterini veren otoriter ve asimilasyoncu nitelik ötekini tükettiğinde kendisini de tüketmiş olacak. Örneğin PKK talep ve beklentileriyle devleti ikna ettiğinde veya onu kendi taleplerine yaklaştırdığında kendi varoluşsal gerekçesini tüketmiş olacak. Nitekim yaşanan dönüşüm, sistemin maruz kaldığı aşınma söz konusu ezberlerin yaşam evrenini tahrip ederek bizi bir boşluğa savurdu. Karşı karşıya olduğumuz birinci açmaz bu.

Yani Türkiye’de son yıllarda bir alt üst oluş yaşandı. Ezberler bozuldu, aşındı. Şimdi bu bozulmanın, aşınmanın sancıları yaşanıyor. Araçsallaştırılan her şey zemini kaybetti, boşlukta arz-ı endam ediyor. Kimse layıkıyla ne yapacağını bilmiyor. Semptomları siyasette kendisini göstermekle birlikte sorunun merkez üssü bizatihi toplumun kendisi. Toplumsal hayatın kalbinin attığı yerde tıkanma var, krizler yaşanıyor. Bölgesel ve küresel gelişmelerin ön plana çıkarak içerdeki zaafı gölgelese de gerçeklik değişmiyor. Ekonomide dile gelen “orta gelir tuzağı”na yakalanmış gibi toplum. Sınırın sıfır noktası gibi, dün ile yarın arasında belirsiz bugün de olduğumuz gibi,yenilgi ve zafer arasında kararsız kalmış bir mücadele gibi.

Cephaneyi tüketen dolayısıyla ne yapacağını bilmeyen bir haldeyiz. Ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı bilmeyen bir kararsızlık, arada kalmışlık halinin getirdiği ve açıkçası bu haliyle “bir şey” olmayan mevcuda saplanma, mevcudu sahiplenme, mevcudu muhafaza etme girdabındayız.

Uzun ve yorucu bir tarihsel yolculuktan sonra Türkiye’nin sinileri boşalıyor gibi. Hareket etme, yol alma, sorun çözme kabiliyetini yitirdi. Konsantrasyon, odaklanma o kadar müşahhas bir noktadaydı ki, o kadar aşılması güç addedilenuygulamalara odaklıydı ki onlar aşıldığında sahte bir özgüven patlaması, görevler ifa edilmiş duygusu bünyeyi esir aldı. Oysa menzile varmak değil yolda olmak, yaşadığımız hayatı daha rafine hale getirmek, iki günü birbirine denk olmamak ikazları boşuna değildi.

İşte, birinci açmazla bağlantılı olan ikinci açmazımız da bu. Hepimiz davası yarım kalan havariler gibiyiz. Birinci engeli nihai barikat gören, aşıldığında her şeyin kendiliğinden düzeleceğini uman naif bir iyimserlik. Coşkuyla yeryüzünde cennetin kurulacağını uman Aydınlanma iyimserliği gibi.Örneğin İslami kesimin talepleri neydi; başörtülü kızlarımız okula gitsin, Kur’an Kursları açılsın, İmam Hatip okulları açık olsun, vesayet gitsin, medya tekeli kırılsın vs.Eyvallah, hepsinde mesafe alındı, hepsinde takdire şayan adımlar atıldı. Şimdi ne olacak peki?Meselenin bir kısmı okula gidememekti ancak daha önemli kısmı okulun içerisinde içeriğin ne olacağı nasıl olacağıydı. Meselenin bir kısmı kursların açılmasının önündeki engellerin kaldırılmasıydı tabii ancak daha önemli kısmı “ibnü’lvakt” olan insanın ihtiyaçlarına, gereksinimlerine uygun bir yeniden şekillenme idi. İmam Hatip okullarının açılması, bir seçenek olarak toplumun önüne konulması elbette, elbette ve elbette önemliydi. Ancak meselenin büyük kısmı bu formun mevcudu taşıyabilme kapasitesi ve dahi müstakbeli inşa edebilme yetisi, becerisi ve potansiyelinin olup olmaması idi. Medya tekelinin kırılması elbette önemliydi. Tekelci medyanın kurumsal açıdan dengelenmesi, çeşitlenmesi daha da önemlisi nitelikli bir hale büründürülmesi, etik ve insani bir duyarlılık gösteren alternatiflerin var edilmesi idi. Vesayetin geriletilmesi, topluma çevrilmiş çehresiyle çökertilmesi hakeza hayati derece de önem arz ediyordu.Ancak daha önemlisi bu sistemin bir enkaz olarak yere serilmesi değil bugünü ve yarını taşıyabilecek adil, özgür ve ahlaklı bir düzleme kavuşturulabilmesiydi. En azından içeriğinin incelikle doldurulması, canı, malı, nesli, aklı, dini güvenceye alacak, hak ve hürriyetleri önceleyecek, memleketin tek bir ferdini ikincil bir yaşama mahkûm etmeyecek, hiçbir ferdini namerde muhtaç etmeyecek hüviyette bir düzen için arayış, duyarlılık ve çaba canlı olmalıydı. Bu yönde canlı taleplerin, güçlü arzuların, beklentilerin dile getirilmesi olmalıydı. Meselenin, devletin yaptığı kötülüklerden vazgeçmesideğil “iyi” olanın açığa çıkarılması ve hayata geçirilmesi için zor, çetin ve bitimsiz bir mücadele olacağının ayırdında olmak gerekirdi.

Bugün bunun sancılarını yaşıyoruz, kim ne derse desin, kafamız karışık, sinirlerimiz boşalmış halde takatsiz kaldık. Dış gelişmelerin ağırlığından, yakıcılığından kendimize teskin edici mazeretler üretiyoruz.Ama nafile, başımıza ne geliyorsa bilelim ki yapıp ettiklerimiz yüzündendir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.