İşimiz daha yeni başlıyor!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
21.04.2021
A+
A-

Uzun bir aranın ardından yeniden yüz yüze eğitim-öğretim faaliyetine başlıyoruz. Ne kadar süreceğini öngöremesek de önümüzde bir uygulama takvimi var. Dolayısıyla şekil şartları itibariyle çok önemsediğimiz öğrenci, öğretmen, okul buluşmasını gerçekleştiriyoruz. Şu ana kadar gerek MEB gerekse de toplum bu buluşmanın bizatihi kendisinde bir hikmet olduğu kabulü üzerinden hareket etti. Şüphesiz “uzaktan ve sanal mı?” yoksa “birlikte ve yüz yüze mi?” şeklinde bir seçme zorunluluğu karşısında “birlikte ve yüz yüze” tercihinde bulunmanın bir anlamı olabilir. Ancak eğitim-öğretim faaliyetinin ona hangi kanaldan ve ne şekilde eriştiğimizden çok daha geniş ve çok daha büyük bir anlamı var. Üstelik uzaktan eğitime başvuruşumuz bir tercih üzerinden değil yaşadığımız salgın nedeniyle zorunlu olarak gerçekleşti.

Dolayısıyla bir anlamda “normalleşme” sürecine girdiğimiz bu süreçte asude bir liman şeklinde sığındığımız “norm(al)” “nedir?”, “ne anlama gelir?” üzerinden tarihsel pratiği de dikkate alan bir okumanın bizi beklediğini hatırlatmakta fayda görüyorum. Eğitim-öğretim kavramlarının olumlu çağrışımlarıyla meseleyi götürebileceğimiz bir yer yok. Güzel ve olumlu kavramlar bizatihi bu tanımları nedeniyle güzel, olumlu, anlamı bir pratiğin mevcudiyetini garanti etmezler, edemezler. Bu açıdan meselenin güzel ve anlamlı bir kavram tercihi olmadığını bu kavramların güzel ve anlamlı çağrışımlarına yaslanarak ihdas edilen son derece teferruatlı bir sosyal-siyasal mühendislik olduğunu fark etmemiz gerekiyor. Ayrıca bu mühendislik faaliyetinin nasıl yapılandırıldığı da önemlidir ve dikkat talep edicidir.

O halde “normalleşme” adı altında bir anlamda “görevin tamamlanması” olarak gördüğümüz yüz yüze eğitim-öğretime geçilmesi aslında tam da normun, normalin sorgulandığı, sorgulanması gerektiği büyük ve önemli bir anın bizi beklediğini görmemiz gerekiyor. Salgın sürecinde de aslında şartlar bir muhasebe ortamı yaratmıştı ancak biz, o şartları gereği gibi kullanmak yerine statükoya, rutine hasret duyacağımız bir çarpıtma sürecine çevirdik. Meselelerden kaçmak, meselelerle gerektiği şekilde ilgilenmemek meseleleri çözmüyor. Meselelerle ilgilenmemek, yokmuş gibi davranmak meseleleri yok etmiyor, etkisini düşürmüyor. Tersine daha büyük maliyet oluşturuyor, daha da içinden çıkılmaz bir hal almaya doğru götürüyor. 

Planlaması, örgütlenmesi, içeriği ile yürüttüğümüz sistem zannedildiği gibi Türkiye’nin iyileşmesine katkı sunmuyor. Türkiye kendi eliyle kendini çözümsüz bırakıyor daha da önemlisi çözüm arayışından yoksun bırakıyor. Tarihin belirli koşullarında oluşmuş bir formu maliyetine, işlevine bakmadan yürütülecek yegane form zannediyor. Doğduğu dönemin sistematiğiyle, o dönemin motivasyonuyla yürütmeye çalışıyor. Ancak zaman değişti, ilişkiler değişti, talep ve beklentiler değişti. Zamanın ve şartların ruhuna uygun davranmazsak, yerinde ifadeyle “ibn’ül vakt” olamazsak yanlış bir işte çok emek harcamanın bir anlamı olmadığını sayısız kez deneyimlediğimiz gibi yeniden deneyimleyeceğiz. Yanlıştaki ısrar çözümü getirmez, çözümsüzlüğü derinleştirir. 

Eğitim-öğretim faslının önemli, gerekli ancak asla ve asla yeterli olmayan kısmı erişim meselesidir. Eriştiğimiz veya erişimi sağladığımız eğitim-öğretimin ne olduğu, nasıl hayata geçeceği, içeriğinin ve işleyişinin nasıl yapılandırıldığı çok daha büyük ve rafine bir okumayı gerektiriyor. İş okula eriştiğimiz anda bitmiyor tersine iş orada yeni başlıyor. Bugünlerde yıldönümünü yaşadığımız 28 Şubat ve benzeri uygulamalar yaşamış bir toplumda, devlet tarafından sistematik şekilde erişimi engellenmiş bir toplumsal hafızanın mevzuyu tam da darbe aldığı yerden okuması, görmesi anlaşılabilir. Ancak aradan geçen onca sürenin ardından ve üstelik erişim engellerinin kaldırılmış olmasını düşünerek teknik-tali mevzular dışında alanda bir problem olmadığını düşünmek mevzunun dibacesinden bihaber olmak demektir. Kısır koşullardan çıkmak her şeyin bittiği anlamına asla gelmez. Tersine kararlı ve büyük bir mücadelenin safha değiştirerek devam edeceği anlamına gelir. Dolayısıyla erişim engellerini aştığımız noktada karşımızda neyin nasıl uygulanacağının belli olduğu pürüzsüz bir alan beklemiyor. Bu tarz kaba engelleri aştığımız noktada aştığımız engellerin kendisi dahil olmak üzere kendimizi, içinde yaşadığımız dünyayı dikkate alarak adalet, özgürlük temelinde, iki günü birbirine denk gelmeyecek bir hassasiyetle verilecek bir mücadele bizi bekliyor olacak. Tıpkı bugünlerde olduğu gibi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.