Kelebeğin Kanadı ve İlkelilik

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
27.04.2017
A+
A-

Dikkatlerin kurultaylara, kurulacak yeni hükümete çevrildiği ve muhtemelen pek çok kişinin buna ilişkin bir şeyler söylediği bir zaman kesitinde ben başka bir hikâye anlatmak istiyorum. Geçen hafta da kısmen değindiğim “ilkesellik”, aktörün değişimi değil paradigmanın/zihniyetin değişimi eksenli vurgulara devam edeyim. Çünkü siyasal alanın temel bileşenlerinin sınır boylarına dayandığı ve bu durumun görece istikrar kazandığı koşullarda yapılan iş ve işlemlere odaklanmak kadar iş ve işlemlerin “nasıl”yapıldığına da dikkat kesilmemiz gerekiyor.

Toplumsal dönüşüm dalgası ile hükümetin politik söylemi arasında yaşanan çakışma herkesin malumu. Ancak bu, ne toplumun koordinatları belirlenmiş bir mecburi dönüşüm istikametinde olduğu anlamına gelir ne de Hükümet’in politik söyleminin bitmiş, tamamlanmış dört başı mamur bir doktrine, uyulama paketine sahip olduğu anlamına gelir. Toplumun dönüşüm arzusunu kamçılayan şey ile Ak Parti’nin politik söylemine motivasyon ve meşruiyet sağlayan gerekçelerde bir örtüşme yaşanıyor. Bu da kabaca “eski”nin tükendiği, çözüldüğü ve işlevsiz kaldığı hatta buharlaştığı gerçeğidir. “Eski”nin tükendiğinin kabul edilmesi “yeni”ye olan yolculuğunun sadece başlangıcıdır. Yoksa “yeni” olanın ne olduğuna ilişkin belirli bir çerçevenin dayatılması değildir. “Yeni” tabir-i caizse uçsuz bucaksız bir alanda sayısız olabilirliğin adıdır. Bu durum toplumun dönüşüm dinamiğinin “yeni” kamuflajı altında “ne olursa gider”e kadar uzanan bir açık uçluluk olarak ele alınmamalıdır. “Eski”nin tükenmesi “eski”yi vücuda getiren bileşenlerin, dokuya rengini veren yaklaşımın, zihniyetin tükenmesi olarak görülmelidir.

Toplumsal dönüşümün ve Hükümet’in politik söyleminin dile geldiği tarihsel-toplumsal bağlama ve küresel ölçeğin temel yönelimine dikkat kesilmeliyiz. Popüler ifadesiyle “eski” ve “yeni” gerilimini “zamanın ruhu” üzerinden okumalıyız. Bu okumalar, mevcut sosyal-siyasal gerçekliğimize ilişkin fotoğrafı netleştirmede hayati derecede önem arz ediyor.

Diğer taraftan mevcut sıcak siyasal çatışmanın “eski” “yeni” kutupsallığı üzerinden yaşanıyor olması ve “yeni”yi talep eden politik aktörlerin geniş bir destekle kabul görmeleri toplumun dönüşüm dinamiğini karşılamak için gerekli ancak yeterli olmayan bir pozisyon olduğunu not etmemiz gerekiyor. Toplumun dönüşüm iradesini besleyen ana kaynaklar olan “hak ve hürriyetler”, üzerine titrenilen değerler olmaktan çıkıp olası bir düzenin payandalarına indirgenirse kaybeden sadece ilkesiz politik aktörler değil aynı zamanda toplumun yarınları olacaktır. Çarçur edilen toplumun kararlı iradesi ve geleceğe ilişkin umutları olacaktır. Dolayısıyla kendimiz, Türkiye ve dünya için hatta daha temelde insanın izzet ve şerefi için üzerinde titizlikle durulması gereken şey, politik bir söyleme pir-ü pak bir eylemselliğin eşlik etmesidir. Politik söylem ile eylemsellik arasındaki mesafe açıldıkça boşlukta yitip giden “ilkesellik” olacaktır.

“İlkeler” üzerinden amansız bir mücadelesi verilen politik söylem, sistemin gündelik işleyişine değen kısımlarında ilkeselliğini yitirip kaba bir pragmatizme bürünürse bu yarılmayı toplumun sürgit kabullenmesi mümkün olamaz. Ülkenin sistemik kurgusuna ilişkin esaslı sözler dile getirip pratikte sorumlu olduğu alanın ayartıcılığına kendini teslim etmek olmaz. Uluslar arası düzenin işleyişine dair haklı eleştiriler sıralayıp kendi bünyesinde karanlık bölgelerin oluşmasına izin vermek olmaz.“Adalet” ve “Özgürlük” savunusu söylemin yanı sıra destekleyici bir eylemselliğe muhtaçtır hatta eylemselliğe daha çok muhtaçtır. O nedenle sistemik eleştirilerimizi destekleyecek, pekiştirecek “yeni” olanın ruhuna uygun bir eylemsellik eşlik etmelidir.

Uluslar arası düzendeki “Adalet” ve “Özgürlük” talebi kenar-ı Dicle de kurdun saldırısına uğrayan kuzunun güvenlik ihtiyacından bağımsız olamaz. Ölüm makinesinin önünde yaşam mücadelesi veren Filistin’e destek, bürokrasideki ehliyet, liyakat, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerinin gözetilmesinden ayrı düşünülemez. Yeryüzünün mazlumlarını, mağdurlarını, vahşet denizinde güvenli bir ada arayışında olanları müdafaa söylemi, Batman’daki bir okula müdür atama sürecinden asla bağımsız olamaz.Haksızlık, yanlışlık, hakka ve adalete gerekli özenin gösterilmemesi üzerinden birileri için istikbal alanları inşa etmek kabul edilemez. Hak ve adalet taleplerini dile getirenler kendilerini bu ilkelerden muaf tutarak iş ve işlemlerde bulunamazlar. Herkesten önce bu ilkelere, talebi dillendirenlerin sadakat göstermesi gerekir. Yoksa tekrar etmekte fayda var, ortaya çıkan ilkesellik değil kaba bir pragmatizm olur.

Meşhur“Kelebek etkisi”ni bilmeyen yoktur. Bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine vurgu yapar. Ünlü örneği ile “Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir.” Her şey birbiri ile ilişkilidir, ilintilidir. Dolayısıyla “ilkelilik” her yerde her alanda gözetilmeyi talep etmektedir. Bir tarafta el üstünde tutulurken diğer tarafta çiğnenirse er ya da geç fırtına geliyor demektir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.