“Kitaba Uyacağız!”

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
20.01.2018
A+
A-

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaklaşık bir ay önce FETÖ ile mücadeleyle ilgili yaptığı bir değerlendirmede “at izi it izine karışıyor” tespitinde bulunmuştu. Yapılan tespit anlaşılan FETÖ ile mücadelenin istismar edilmesine, sulandırılmasına, buharlaştırılmasına ve rayından çıkarılmasına engel olmak üzere yapılmıştı. Bugünlerde ise mağduriyet söylemine ilişkin “mağdur yok. Mağdurlar 15 Temmuz gecesi canlarını veren 241 şehidin yakınlarıdır” değerlendirmesinde bulundu. Anlaşılan o ki bu kez de mağduriyetler üzerinden FETÖ ile mücadelenin kesintiye uğratılmak istendiği tespiti üzerinden emniyet ve yargı bürokrasisine kararlılık mesajı vermek ihtiyacı hâsıl oldu.

Açıkçası bürokrasinin kifayetsizliği bilinmeyen bir şey değil. 15 Temmuz darbesine bizi maruz bırakan müsebbiplerden birisinin de bu kifayetsizlik olduğu ortadadır. Meşru-gayrı meşru ayrımı gözetmeyen güç meftunluğu onu güç dengeleri arasında oynak bir pratiğe ve ihanet kalkışmalarına karşı dirençsiz, amorf bir varlığa sürüklüyor. Dolayısıyla içler acısı bir konumda olduğu izahtan varestedir. Nitekim Cumhurbaşkanının bir ay önceki uyarısı da bugünkü konuşması da bu bürokratik gerçeklik dikkate alındığında anlam kazanıyor. Yaklaşık bir ay önce Erdoğan’ın valiler ile yaptığı toplantı da “adil olun, adam alma yarışına girmeyin” şeklindeki uyarısı bürokrasinin konjonktüre meyyal yapısına, kapanın elinde kalan niteliğine vurgu yapıyordu.

Bürokrasinin ahvali, ülkenin mevcut iç-dış konjonktürü içerisinde bu söylemin anlamının olduğu aşikâr. Yine de şu hususa dikkat etme mecburiyetimiz var. Zira Cumhurbaşkanı’nın ardından Başbakan ve bakanların dile getirdiği  “mağdur yok” çıkışı gerekçesi ne olursa olsun sıkıntı doğurucudur. Hem “mağdurlar var” diyenlerin tümünü gayrı meşrulaştırması hem de gerçeklikle ilişkisi itibariyle sıkıntılıdır. “Mağdurlar 241 şehidimizin yakınlarıdır” tespiti de bu açıdan problemlidir. Elbette 241 şehidimizin yakınları mağdurdur. Gazilerimiz mağdurdur. Şüphesiz onların verdiği bedel kıyas kabul etmez niteliktedir. Ancak mağdurları şehitlerimizin yakınları ve gazilerimiz ile sınırlı tutmak, mağduriyetler arasında öncelik sıralamasına girişmek etik olmadığı gibi siyaseten de doğru değildir. 15 Temmuz FETÖ kalkışmasının mağdurları tüm ülke insanlarıdır. Hepimiz kalkışmanın ve ihanetin mağdurlarıyız.  Haksız, hukuksuz muameleye tutulmaktır mağduriyet. Daha çok mağduriyet, daha az mağduriyeti gölgeleyemez, görmezden gelinmesine gerekçe olamaz.

Mağduriyeti 15 Temmuz şehitleri ve yakınları ile sınırlandıran söylemin diğer problemi ise şehadeti talep ile irtibatlandırmasıdır. Oysa şehadet nasip işidir ve 15 Temmuz gecesinin karanlığında ülkenin yarınlarını kurtarmak için sokaklara koşan her kişi şehit adayıydı.  Zaten işin özü de burasıdır. Siz, ancak talip olursunuz, olabilirsiniz. Nitekim ömrü cihad meydanlarında geçmiş, vücudunda yarar almamış yer kalmayan ve ölüm döşeğinde “şehadet nasip olmadı” diye ağlayan Hâlid bin Velid bunun en çarpıcı örneğidir.

Diğer taraftan FETÖ ile mücadeleye “mağdurlar var” söyleminin zarar vereceği şeklindeki tespit de doğru değildir. Mağdurların olması FETÖ ile mücadelenin askıya alınmasını gerektirmez, verilen mücadelenin gayrı meşru olduğu anlamına gelmez. Tersine bu; mücadelenin etkin, adil bir şekilde yürütülmesi, sulh ve selametle hitama erdirilmesi talebidir. Mücadelenin sadra şifa olması titizliğidir. Elbette “mağduriyet var”söylemini FETÖ mücadelesini meşruiyetsizleştirmek için kullanmak isteyenler var. Algı operasyonları yapmak isteyenler var. Hak, adalet, hukuk gibi temel ilke ve değerleri karanlık emellerine payanda kılmak isteyenler var. Ancak bunların istismar arayışları, çarpıtma çabaları bu ilke ve değerleri ciddiye almamamızı gerektirmez. Tam tersine verdiğimiz mücadelenin nasıl kılı kırk yararcasına olması gerektiğini ispatlar. FETÖ’nün adalete hesap vermesini sağlamak, bu mücadeleyi sulandırmak isteyenlerin oyunlarını bozmak ve bu süreçte çeşitli gerekçelerle gerçekten de oluşan mağduriyetleri gidermek, FETÖ ile mücadelenin hakkaniyet, dikkat, özen ve ciddiyetle yürütülmesinin gereğidir. Aksi taktirde ‘mağdur yok’ diskuru bizatihi verilen haklı mücadeleyi darbelemeye ve meşruiyet tartışması açmak isteyen art niyetlilerin ekmeğine yağ sürmeye dönüşecektir. Dolayısıyla mağduriyetlerin dile getirilmesi önemsenmeli, hak ve adalet gereği soruşturulup suçsuzların temize çıkarılması zaruridir. Aynı şekilde “mağduriyet var”söylemi adaletin gerçekleşmesi, hakkın ve hukukun korunması açısından hayati önemde bir katkıdır ve hukuki sürecin mütemmim cüzüdür.

Devletin ne tür yapısal sıkıntılarla malul olduğu, verdiğimiz mücadelenin zor ve çetin olduğu ortadadır. Daha bu hafta içerisinde kamuoyuna yansıyan şu iki haber bile sürece ilişkin getirilen eleştiri ve uyarıların niçin ciddiye alınması gerekliliğinin ispatı hükmündedir: “”FETÖ soruşturmasını yürüten komiser FETÖ üyesi olmaktan dolayı tutuklandı.” “FETÖ soruşturmasını yürüten savcı bylock kullandığı için açığa alındı.” Dolayısıyla FETÖ mücadelesinin iki temel ayağı olan emniyet ve yargının bu durumu, diğer taraftan ülkenin mevcut darbe sonrası iklimi ve şüphesiz bürokrasinin güce meyyal doğası eleştirileri önemli, gerekli hatta zaruri kılmaktadır.  

Bu nedenle alınan tedbirlerin, yürütülen iş ve işlemlerinin denetime tabi tutulması, belirli süzgeçlerden geçirilerek yaşam bulması olması gerekendir aynı zamanda işlevsel olandır. Ve şüphesiz düzenbazların, oyunbazların ve şer ve ihanet odaklarının kirli amaçları gerekçesiyle yapmamız ve yahut yapmamamız gereken işlerden kendimizi alıkoyamayız. Zira Aliya‘nın dediği gibi “Kitaba uyacağız” yoksa zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.