Sizce Yeni Türkiye tamam mıdır?

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
19.04.2017
A+
A-

Türkiye’nin temel alışkanlıklarından birisi geniş ölçekli her olayın ardından “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” klişesini tekrarlamaktır. Başbakanın kullanıma soktuğu ve pek çok kişinin coşkuyla sahiplendiği “Yeni Türkiye” söylemi de belirtilen klişenin ikliminden etkilenmişe benziyor. 10 Ağustos’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini beklendiği gibi Başbakan Erdoğan’ın kazanmasının ardından da dile gelen bu söylem, sevince gark olmuş bir benliğin terennümünün ötesinde bir şey ise, bunun neye göndermede bulunduğunu somutlaştırmamız lazım. “Yeni Türkiye”nin başlamasıyla bizi bekleyen şey nedir? “Yeni Türkiye”yi “eski Türkiye”den ayıran temel parametreler nelerdir? Bu geçişi hangi paradigmatik dönüşüm taşımaktadır?

     “Yeni Türkiye”yi, sivil siyaset alanının genişletilmesi, vesayet odaklarının geriletilmesi ve mevcut sistemin hak ve özgürlükler temelinde yapılandırılması gibi radikal dönüşümler betimleyebilir. Bu açıdan bugün, siyasal-tarihsel bir nitelendirme arayışında isek bana, 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi ve o süreçteki pratik, “Yeni Türkiye” tanımlamasını daha çok hak ediyor görünmektedir.Zira hem fiili olarak cephe almış askeri vesayet kat-i surette geriletilmiş hem de toplumun sosyo-kültürel evrenine kapatılmış Cumhurbaşkanlığı makamı çetin bir mücadelenin ardından tabiri caizse fethedilmiştir. Bu arada “Yeni Türkiye” ister bugün, ister 2007, isterse başka bir tarihte kurulmuş olsun, olmuş bitmiş bir şeyden değil, bir süreçten söz ettiğimizi akılda tutalım.  

     Halkın mobilizasyonu, seçmen kitlesinin sadakatini sağlama anlamında dile gelen bu söylemin büyüsüne kendini kaptırmamakta yarar var. Çünkü kronik sorun alanlarımızın çözüme kavuştuğu, toplumsal refahın arttığı, gelir adaletsizliğinin giderildiği, tüm imtiyazlı güç odaklarının tasfiye edildiği, adil ve özgür bir Türkiye’nin hala uzağındayız. Temel sorun alanlarına el atılmış olmakla birlikte hesabı görülüp kapatılmış büyük sorunlarımızın olmadığı ortadadır. Anayasa başta olmak üzere Çözüm süreci, Aleviler, din-devlet ilişkisi, azınlıklar, ekonomi, eğitim vs. gibi alanlar kararlı bir şekilde yapısal çözüm girişimlerini beklemektedir.

     Bunları Erdoğan’ın seçim başarısını küçüksemek, gölgelemek için dile getirmiyorum. Sosyal ve siyasal açıdan dünün Türkiye’sinde mevcut olan sorunların varlığını devam ettirdiğini ve adalet ve özgürlük vizyonu içerisinde çözülmeyi ve çözülmesi için sağlam bir iradeyi talep ettiğini hatırlatmak için not düşüyorum. Fetih coşkusunun, sevinç naralarının diri olduğu bu kesitte, “Yeni Türkiye” mücadelesinin kesintisiz bir süreç olduğunu ve bu atmosferde yürütülecek mücadelenin çetin geçeceği bir aşamanın henüz başlangıcında olduğumuzu paylaşmak için söylüyorum. Erdoğan gibi mücadele etme, risk alma ve yerleşik parametreleri gerektiğinde karşısına alma becerisini ve cesaretini gösteren son derece güçlü bir figürün sıcak siyasetin üstüne çıktığı bir aşamada oyunun yeniden kurulacağı aşikârdır. Pek çok aktörün ve kesimin sorumluluğunu üstlenerek mücadele veren Erdoğan, halk tarafından doğrudan seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak ‘Köşk’e çıkarken, “zor zamanlar”da üstlendiği “terk edilmiş” sorumlulukları da sahiplerinin omuzlarına iade etmektedir.

     Yeni süreçte Erdoğan’ın alan genişleterek başkalarının sorumluluklarını alması, niyeti ve arzusu bu olsa da, son derece güçtür. Nihayetinde Erdoğan’ın görev tanımı anayasal olarak bellidir. Erdoğan’ın “alan genişletme” çabaları sadece muhalefet açısından değil Ak Parti açısından da sorun çıkarma potansiyeline sahiptir. Seçilmiş Başbakan ve Hükümetin Cumhurbaşkanı’nın icracı memurları olarak konumlanacaklara bir süreç, potansiyel kriz alanıdır. Diğer taraftan sistemin dönüşümü noktasında verilen mücadelenin aşırı Erdoğan bağlantısı da, bir süre sonra “keşke Başbakan kalsaydı” yakınmalarını önümüze getirecek gibi. “Yeni Türkiye” mücadelesinin en netameli şartlarında örneğin 17 ve 25 Aralık sürecinde “kaçmaya” ve “satmaya” hazır pek çok kişi ve kesim, Erdoğan’ın neredeyse “tek başına” yürüttüğü savaşın ardından ancak konumunu belirleyebildi. “Parlamenter sistemin formu”na “başkanlık” içeriğini zerk ederek Erdoğan’a fiili Başbakanlık kanalı açma hesapları, mevcut sosyal-siyasal doku içerisinde Erdoğan’ın “güç istenci”nden kaynaklandığı gibi aynı zamanda “sorumluluk kaçkınlarının” güvenli liman arayışından kaynaklanmaktadır.

     Bütün bunlara baktığımızda “Yeni Türkiye”, yapılan bir tercihin ardından ele geçirdiğimiz bir şey olamaz.Yakın siyasi tarihimizdeki kalkışmalar, korsan saldırılar, darbe girişimleri hak, adalet ve liyakat ilkelerinin göz ardı edilmesi nedeniyle yaşandılar.“Yeni Türkiye”, kastedildiği şekliyle şayet bir “esenlik yurdu” olacak ise herkesin bilmesi gereken şudur ki; bizi ona yaklaştıracak şey ilkeli ve istikrarlı bir mücadeledir. Evet, “Yeni Türkiye” mümkündür. Ancak unutulmamalıdır ki işler savsaklandığında, toplumsal yönelim, talep ve beklentiler, toplumsal ahlak, adalet ve özgürlük el üstünde tutulmadığında “eski Türkiye”nin yanı başımızda bittiğini görmek de mümkündür. Devrimin karşı devrimi içinde taşıması gibi “Yeni Türkiye”de “eski Türkiye”yi içinde taşımaktadır. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.