“Syriza” veya “Dünya Beşten Büyüktür”

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
24.06.2017
A+
A-

Ufukta sandık görünüyor artık. Seçim atmosferi yavaş yavaş ısınırken önümüzdeki süreçte tartışmalar da yoğunlaşacak. Partilerin durumundan adaylara, vaatlerden olası ittifaklara kadar pek çok konu sansasyonel bir şekilde gündeme alınacak. Bu süreçte Yunanistan seçimlerinin sonuçları ve Türkiye’de ki okunma biçimi üzerinde durmakta fayda var. Zira “ötekine” ilişkin her okuma “ötekini” tanımladığı gibi daha temelde okuyan “ben”e ilişkin veri sunar. “Ben”in kaygıları, öncelikleri, beklentileri, referansları ve söylem evreninin kodları “öteki” analizinde mündemiçtir. Bu açıdan “Syriza”okumalarının altında bize dair rahatsız edici bir tınının olduğunu ve kendimize de bir ayna tutması açısından faydalı olabileceğini düşünüyorum.   
Yunanistan’da üç aile arasında özel mülke dönüşen iktidar, son seçimle “Radikal Sol İttifak”ın eline geçti. Geleneksel yapının çözüldüğü, krizlerle boğuştuğu bir espasta karşımıza çıkan bu durumu nasıl göreceğiz? Ekonomik ve siyasal merkezin paradigmatik çöküntüye uğradığı düzlemde toplumun siyasetin marjinine doğru tercih aralığını genişletmesi süpriz bir durum değil. Verili düzenin işlerliğini yitirdiği, tedavüldeki söylemlerin etki potansiyellerini tükettikleri noktada süpriz çıkışların karşılık bulması makul ve beklenendir. İstikrarsızlığın süreklileşerek kaotik bir hal alması karşısında toplumun risk alma eşiği genişleyecektir. Zira kaybedecek şey azalmıştır. Küçük ve orta ölçekli pekçok kaygı anlamsızlaşınca bireylerin ve toplumun görece daha radikal kararlar almasının önü açılmaktadır.
“Ana akım” paradigmaya uymayan kimi vaatleri üzerinden herkesin sıraya girip, “gizli veya açık”, İttifak’ın ayağının tökezlemesini arzuluyor olması garip bir vakadır ve özü itibariyle “ana akım” paradigmayı ne çok içselleştirdiğimizi göstermektedir. Egemen ekonomik ve politik sistemin muhalifleri bile açık bir şekilde Yunanistan’dan gelecek başarısızlık veya yeni Hükümet’in düzene entegre olma haberlerine kulak kabartmaktalar. Çünkü ısrarla vurgu yapılan “dünya gerçekliği” dünyanın kendisinden çok, bu zihinlerde yer etmiş. Esasında Syriza’nın başarısız olması ne “dünya gerçeklerinin” ne de cari sistemin doğrulanmasını gösterir. 
Syriza’nın mevcut şartlar içerisinde başarılı olma şansı elbetteki düşüktür ancak bu, olası bir başarı hikayesinin hatta düşüncesinin gayrı meşru olacağı anlamına gelmez. Bugün itibariyle çok umutlu olmasam da bu tarz çıkışların ve arayışların insanlığın doğasına uygun ve makul olduğunu düşünüyorum. Hiç şüphesiz Syriza’nın ideolojijk-politik karakteri, bu düşüncenin iktidar deneyimleri vs. ümitvar olmamızı zorlayan nitelikler. Ancak, insanlık için ümitvar olmayı mümkün kılacak, yeni hayallerin oluşmasına fırsat verecek gelişmeleri daha kundakta iken boğazlamak da garip bir yabancılaşmayı ima ediyor.
Devrimci hayaller, devrim hayalleri daha doğrusu “başka dünyalar mümkün” hayali insanın insaniliğinin, özgürlüğünün ve özgünllüğünün inkar edilemez gereğidir. Nihayetinde dünya, insani eylemlilikler, tercihler ve girişimler dünyasıdır. Dünya, koordinatları çizilmiş, içeriği detaylandırılmış bir planın hayata dayatılması üzerinden dönüp durmakta değidir. Hegelvari bir şekilde büyük bir planın hayata geçirilmesini ima eden inanç, talep, beklenti ve telkinler, anlamlarını dünyanın durumuna uygunluklarından değil “hegomon söylemin” gölgesinde dışavuruluyor olmasından almaktadırlar. 
Sol veya sağ hangi politik aktör olursa olsun imkanlar, mümkünler ve ideallerin kompoze edilmesi ile hayatla temas kurar. Bu Yunanlılar için de bizim için de böyle. Dün için de bugün için de böyle. “Hegamon söylem”e dair her itirazın sistematik reddiyeye tabi tutulması örtük bir statükoculuğun göstergesidir. Bize kabul ettirilen ya da kabul ettiğimiz paradigmaları eleştirerek-sorgulayarak gerçek bir değişimin önünü açabiliriz. Meşru yollardan gelen, temel hak ve özgürlüklere halel getirmeyen her farklı arayış, her alternatif girişim insanlık durumuna uygundur, insanidir. Bu açıdan bakıldığında“Syriza” özelinde  dile gelen itiraz ve cari sisteme uyum beklentisi içselleştirilmiş bir statükoculuğun dışavurumudur. Verili dünyaya ilişkin farklı okuma teşebbüslerinin özellikle de sistemin periferisine itilmişler tarafından kuşatmaya alınması, hesaba çekilmesi trajikomiktir. Eleştiri olsun, sorgulama olsun eyvallah, ancak her tarafı sorun yumağı olan bir dünyada lokal bir coğrafyada hüküm süren sistemi göstererek herkesi ona göre pozisyon almaya çağırmak, meşruiyetini oradan devşirmeye çalışmak en basitinden bir kafakarışıklığıdır.  
Sorun, dikkat edilirse Yunanistan meselesi değil. Sol bir iktidarın işbaşına gelmesi de değil. Bu spesifik örnek üzerinden yapılacak arkeolojide karşımıza çıkan insanlık durumunun vehametidir aslında. Bizler belirli koşulların şekillendirdiği bir dünyanın içerisinde hareket ediyoruz. Tarihin büyük etkisi altındayız şüphesiz ancak insanın tarihe etkisini unutmadan yol almak durumundayız. Yeni daima eskinin içinde boy verir ve yeni daima bağrında eskiyi de bir miktar taşır. 
Bakıyorsunuz, “dünya değişsin” diyor herkes. “Dünyayı değiştireceğim” diye ayağa kalkanı ilk önce “dünya değişsin” diyenler boğazlamaya kalkışıyor. İlginç vallahi. Hiç şüphesiz başarılı olacak, dünyanın yörüngesini değiştirecek, siyasi ve ekonomik bir çekim merkezi oluşturacak demiyorum. Ama Avrupa’nın içinde mevcut sisteme, İsrail’e, askeri harcamalara vs. eleştiriler getiriyor,  az mı? “Dünya beşten büyüktür” kadar önemlidir ve bu değişim pratiklerine yol verilince “başka dünyalar” mümkün hale gelir. Aksi taktirde değişim talep ederken açığa çıkan aykırı girişimleri boğazlayan tutumumuz bizi statükoculuğun girdabında debelenmeye mahkum etmekten başka bir işe yaramayacak.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.