Tartışma Gündemimiz ve Penelope’nin Örgüsü

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
31.12.2016
A+
A-

Türkiye’de siyasal gündemimizi meşgul eden her olay, bizi kaçınılmaz bir şekilde devlet-toplum ilişkisinin çarpıklığına getirip dayandırmaktadır. Bu temel sorunsal, esaslı bir dönüşüm geçirmediği sürece aktörler değişse bile yaşadığımız sıkıntılarda bir mahiyet değişikliğini görmek mümkün olmuyor. Son günlerde  “öğrenci evleri”, “dershaneler” ve Hükümet’in Diyarbakır çıkarması etrafında kümelenen tartışma başlıkları bu kronik gerçekliğimizin altını bir kez daha çizmiş oldu. 

Devlet, kendisi açısından taşınamaz hale gelen bir takım sorun alanlarına ilişkin verili yapıyı dönüştürücü hamleler yaparken, diğer taraftan toplumsal karşılığı olmayan yeni sorun alanları üretmede de oldukça üretken davranmaktadır. Örneğin devletin bütünlüğünün korunması anlamında ciddi tehditler oluşturan Kürt meselesine ilişkin rasyonel açılımlar kararlı bir şekilde uygulamaya geçirilmektedir. Konuya ilişkin yasal mevzuatta düzenlemeler yapılırken eş zamanlı olarak bölgenin sosyal-ekonomik açıdan kalkınmasına dönük çalışmalar yürütülmektedir. Son Diyarbakır çıkarmasında da görüldüğü gibi, özellikle bölge insanının büyük oranda tahrip olmuş duygusal dünyasına dönük ince bir siyaset uygulanmıştır. Bölge insanının anlam haritasında sembolik anlamları olan pek çok figür ve destekleyici bir söylem etkin bir şekilde kullanılmıştır. Bütün bu uygulamalar Kürt sorununun çözümü bağlamında karşımıza özet olarak devletin toplum karşısında kendisini konumlandırdığı yer ve kullandığı söylem ile yanlış yaptığını kabul etmesini çıkartmaktadır ve bu durum başlı başına sorunun çözümü açısından anlamlı bir noktadır. 

Kürt sorunu temelinde ülkenin ve bölgenin şartlarını dikkate alarak pozisyonunu yeniden tanzim etmeye çalışan devlet, “öğrenci evleri” ve “dershaneler” konusundaki yaklaşımı ile eski sıkıntılı pozisyonuna avdet etmektedir. Uzlaşması mümkün olmayan bu iki yaklaşımı bir arada yürüten devlet, anlaşılan toplum ile olan ilişkisinde yapısal bir dönüşüm gerçekleştirmek ile taktiksel hamleler üzerinden müesses nizamı sürdürmek ikilemi arasında gidip gelmektedir. Türkiye’de siyasetin işlevsel bir rol üstlenip üstlenemeyeceği bu ikileme vereceğimiz cevabın ne olacağında gizlidir. 

Toplumun genel seyri karşısında bariyer vazifesi gören devlet merkezli siyasetin tıkandığını acı tecrübelerle öğrenmiş bulunuyoruz. Toplumun genel değişim dinamiği ile senkronize bir hal alabilen devletin-siyasetin ancak mesafe kat ettiğini de siyasi tarihimiz bize göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında toplumsal gerçeklik ile devletin yapılanması arasında uyum normalleşmeyi kodlarken, bu ilişkide makasın açılması gerilim, vesayet ilişkisi temelinde çatışmacı bir kriz durumuna göndermede bulunmaktadır.

Sosyal-siyasal yaşamımızda pek çok köklü sorun anlamlı, kalıcı bir çözümü beklerken, devlet odaklı yeni sorunlar üretmek toplumsal muhalefeti keskinleştirmekte, devletin yapısal dönüşümünü zorlaştırmakta ve daha da önemlisi bütün bunları belirsiz bir zamana ertelemektedir. Temel sorunlarımızın verili yapı içerisinde çözüme kavuşma imkânının olmadığı, çözüm arayışının bizatihi siyasal düzeneğimizin kendisine odaklanması gerekliliği ortadadır. Buna ilişkin toplumun geniş kesimlerinde bir fikir birliği olduğu da dile getirilebilir. Toplumun değişim iradesi siyasal düzenek üzerinde yoğun bir baskı oluşturmakta ve yukarıda değinildiği gibi Kürt sorununda çözüm arayışını mümkün kılanda bu baskı olmuştur. Ancak bir taraftan “çözüm süreci”, “demokratikleşme paketi” gibi köklü düzenlemeler devletin dönüşümüne ilişkin güçlü veriler sunarken diğer taraftan “öğrenci evleri” ve “dershaneler” üzerinden eski konumunu muhafaza etmeye çalışması bize belirtilen gündem maddelerinin doğruluğunu yanlışlığını tartışmayı değil doğrudan devletin konumlanışını tartışmayı zorunlu kılmaktadır. Öğrenci evlerinde kimler oturabilir, ya da dershaneler kapatılmalı mı soruları eğer sosyolojik bir problem alanından ziyade devletin devlet olma keyfiyeti üzerinden karşımıza çıkıyorsa bakacağımız yer devletin gösterdiği yer değil öncelikle devletin konumlandığı yer olmalıdır. Bu gündem maddelerine ilişkin ister olumlama ister karşı çıkma olarak belirecek her tutum özü itibariyle tartışma merkezini kaçırmış olacaktır. Dolayısıyla bir tarafta eski düzenin mezarını kazarken hemen yanı başında eski düzene can suyu vermeye çalışan devletin arada kalmışlığına dönük eleştirileri yoğunlaştırmak ve zamanın ruhuna uygun bir yapılanma yönünde irade ortaya koymak sorumluluğunu üstlenmek durumundayız. Gelinen noktada toplumun tüm kesimleri, bu şartlar içerisinde siyasal düzeneğin normalleşmesine odaklı bir söylemin takipçisi mi olacağız yoksa devletin yanlış konumlandırıldığı bir düzlem içerisinde öğrenci evlerini, dershaneleri mi tartışacağız? sorularını görerek yol almalıdırlar. Homeros’un Odysseia destanında Odysseus’un sadakat timsali eşi Penelophe gündüz ördüğü örgüyü gece sökmesi ile tanınır. Homeros destanında üç yıl süren gündüz örme gece sökme işleminin devlet yapılanmamızda bir son bulması kim bilir ne kadar sürecek. Çalışıp göreceğiz. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.