Tek başına kurtuluş yok!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
15.11.2017
A+
A-

Belçika‘da bombalar patladı ya “niye patladı ki buralarda?”şaşkınlığı ve bu şaşkınlığa eşlik eden abartılı bir tepki var. Bu işler“burada değil” “orada olmalı” derin inancından hatta temennisinden kaynaklı bir tepki. Meselenin, lokalize eden, araçsal aklın kısırlığında yapılandıran, çıkar maksimizasyonunun gölgesinde geçiştiren yaklaşımından neşet ettiğini, kendisini can evinden vuran dalgaların bu yaklaşımca kabartıldığını fark etmek istemiyor. Dalgaları anlık bir talihsizliğin tali sonucu olarak değerlendiren ve hatta bildiğini okumaya devam etmek için araçsallaştıran bu yaklaşımın hayat karşısında nasıl tehditkâr bir tutum olduğu ne zaman anlaşılacak, belli değil.

Ankara’da, İstanbul‘da peşi sıra, güneyimizde gündelik yaşamın temel motifi haline gelen patlamalar karşısında normalleştiren, meşrulaştıran, hatta devamlılığı için neredeyse özel gayret gösterenlerin kendi dünyalarına ilişkin sulh ve selamet beklentisi, mutlu ve müreffeh insanlık adası olma vehmi ara ara “kurtarılmış bölge” addedilen coğrafyada boy nahoşluklarla sallantı geçiriyor. Yazık ki sallantıları kendi dönüşümüne ilişkin bir sinyal olarak görme becerisi yok.

Erdoğan Avrupa‘nın parlak kaldırım taşlarının ağır bir sömürü ve yağmayı örttüğünü söylediğinde elbette haklıydı. Cümle âlemin bildiğini bilmezlikten gelerek savaşı, yıkımı ve terörü belirli bir coğrafya, belirli bir inanç ve belirli bir kültürle özdeşleştirerek üstelik küresel ekonomipolitiğinin yansımalarını bilâ kaydü şart gözden geçirme ihtiyacı hissetmeyecek şekilde davranan sonradan da dış coğrafyaya transfer ettiği yıkım, talan ve savaşın bumerang gibi kendisine dönmesine şaşıran bir hayâsızlık var.

 Gök kubbenin altında yeni bir şey yok. İlahi ikaz boşuna değil. Ektiğinizi biçeceksiniz ve başınıza ne geliyorsa yapıp ettikleriniz yüzündendir. Başınıza gelen de başkalarının başına gelen de yapıp ettikleriniz veyahut yapıp etmedikleriniz yüzündendir. Bediüzzzaman “cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değil” ifadesindeki gibi “yaşanan her şeyin bir anlamı, bir karşılığı bir bedeli var. Sorumsuzca, faturası başkasına çıkartılan kaçkınlığın, şımarıklığın taşınamayacağı “yeni zamanlar”dayız.

Gündemdeki bu son terör dalgası da göstermektedir ki; küresel köyün sakinlerine rahat yok. Risklerin dışarıya püskürtüldüğü bir cennet tasarımı maalesef sizi rahat ettirmeyecektir. Surların dibinde yığılan bunca “öteki”, aşağılık bir şenlik için önüne atılan bozuk paraların, şuuraltı “öteki cinnetimdir”de ifsat edilmiş olanların attıkları çelmelerin, aşağılamaların, horlamaların hesabını görmeyecek sizde güvenli bölgenin sefasını süreceksiniz.

Ağızları kapatılan, yıkım ve yağma ile tarihleri, kültürleri, coğrafyaları nesiller boyu kundaklanacak ve kiminiz elinizle, kiminiz dilinizle kimiz de kalbiyle bunu onaylayacak ve çarkın namütenahi sürmesini isteyeceksiniz. Böyle yağma yok. Arş-ı alaya yükselen homurtular gösteriyor ki size rahat yok. Gündelik hayatınıza sızamayanlar rahat yataklarınızda kâbusunuz olarak ortaya çıkacaklar. Yağma ve sömürünün parsasında döşenmiş usturuplu kaldırım taşlarınız, tedirgin ayakların hızlıca geçip gittiği metruk sokak ve caddelerin müsrif dekoruna dönüşecek. Tek başına kurtuluş yok, çünkü.

Düzeni, düzeneği sorgulamayan, yıkım ve yağmanın, talan ve istilanın merkezine çevrilmiş, sistematik bir aşağılanmaya dönüşmüş pratiklerin payandalığını yapan uluslararası sistem ve iktidar seçkinleri bu hengameden yeni bir rant alanı oluşturarak 100 yıllık projeksiyonlar dayatmaya çalışıyorsa ölüm ve yıkımın sadece bunu tadanların ocaklarını karartmayacak aynı zamanda güvenlikli bölgelerin rafine dimağlarını da diken üstünde tutacaktır. Fırsat buldukları ilk çatlaktan içeri süzülen bu öteki barış türkülerini terennüm etmeyecek. Ağızları bantlanmış bu coğrafyanın mağdurları, mağduriyetlerinden biledikleri silahları ile incelikli stratejilerinize karşı akla gelmeyen taktiklerle karşı koymaya çalışıyorlar.Çalışacaklar. Bunda şaşılacak bir şey yok. Eleştirel pedagog Freire “niye çalıyorlar”sorusu yerine devrimci Psikiyatr’ın bu şartlarda “bunlar niye çalmıyorlar” sorusunun daha anlamlı olacağını söylüyordu ya hani bunların da devrimci Psikiyatrları devrimci soruları yüzleşmek için sahiplenmeliler.

Avrupa, Amerika ve bilmem kimlerin aklından çıkarmayacakları ve gittikçe de çıkaramayacakları soru bu olacak: Bu insanlar niye kendilerini patlatıyorlar? Ve soru da gittikçe anlamsız gelecek. Bu yağma, yıkım, zihinsel yaklaşım, analiz düzeyi, barış ve kardeşlik vizyonu olmayan bu yaşam neden olduklarının hesabıyla yüzleşecek, yüzleşiyor. Bu açıdan nevzuhur komplikasyonlar karşımıza çıkacak. İnsanların insan olma koşullarını tahrip eden, yağmalayan yaklaşım insanın insanileşmesinin tüm enstrümanlarını hedef aldığında ve kör bir şiddetin ve aşağılamanın muhatabı kıldığında karşılaşacağı şey neşeli bir trajedi olabilir ancak.

Belçika’da hayata kastedenler nihayetinde kokuşan düzenin karanlık kahramanlardırlar. Sistematik ve estetize edilmiş yıkım stratejilerinin arkasına gizlenerek insanı, doğayı tahrip eden düzeneği görmezden gelerek IŞİD’i lanetleyen ikiyüzlülük, IŞİD üzerinden kendi çıplak haliyle yüzleşmektedir. Elleri ipekten kalbi demirden bu yağmacı hegamon düzenin karşısında söylediklerim bir temize çekme uğraşısı değil derin bakma çağrısıdır. Ne yakıcı söylüyor Halil Cibran; “evet, suçlu ekseriyetle suçu kime karşı işlediyse onun kurbanıdır. Ve mahkûm olan kimse, nice defalar, suçsuzların ve günahsızların hammalıdır. Gövdesiyle katil olan, ruhuyla maktul olan bir kimse hakkında ne hüküm verirsiniz ey adalet icra etmesi gereken hâkimler!”

Her türlü yaşam yükünden sıyrılmış, kendinden başkasını görmeyen ve yeryüzünü düzeysiz bir ilişki biçimine muhatap kılanların geldiğimiz noktada eskinin avantajlarını koruyabilecekleri bir vasatları yok. Geldiğimiz nokta, risklerin taşınamaz hale geldiği ve belli bir coğrafya ile mukayyet kalamayacağı noktadır. Ya hep birlikte çözümün peşinde samimi yol alacağız ya da hep birlikte çığırından çıkacağız.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.