Yeni zamanların alamet-i farikası çocuksuluk

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
19.11.2017
A+
A-

Modernlik, topluma dönük çehresiyle pedagojik bir girişimdir. Nitekim Aydınlanma filozofu Kant‘ın “ergin olmama durumu”tanımlaması hem çocukluğun anlam evrenini genişletiyor hem de toplumu pedagojinin meşru muhatabına çeviriyordu. Pedagojinin etimolojisindeki yaş aralığını askıya alacak şekilde bütün halinde toplum, kültür, inanç ve değer bağlantılarından boşaltılarak ihdas edilen yükleme istasyonları üzerinden yeniden formatlanmaya alınmıştır. Modernliğin neşv-ü nema bulduğu merkezlerde görece tarihsel-toplumsal akışla mütenasip seyreden süreç, periferiye doğru kaydıkça “Procrustes’in Yatağı”na dönüşmüştür. Toplum verili haliyle şaibeli hale getirilmiş ve “makbul” vatandaşlığa doğru evrilmesi için yaşamın tüm alanlarını hedef alan bir mühendislik çalışmasının yap-bozuna indirgenmiştir. Dolayısıyla bu pratikte yetişkinlik, ideolojik-politik merkeze sadakati ima ederken çocukluk bir tarafıyla Platon‘dan beri ihtiraslı iktidarların ölümsüzlük iksiri olarak kodladıkları genç nesilleri diğer tarafıyla resmi hakikat düzenine entegre edilmemiş sakıncalı pre-vatandaşları kapsamaktaydı. Yeni kuşağın imal edilmesi için “eğitim-öğretim” başta olmak üzere pek çok düzenek hayata geçirilirken anlatı evreninin potansiyel adayları için toplumsal yaşam Platon‘un ideal devletindeki “aşılama ve terbiye okulu” olanSophronistére‘ye dönüştürülmüştür.

Özellikle küreselleşme süreci ve post modern atmosfer üzerinden seyreden yeni dinamik, modern formülasyonu dönüşüme uğratırken klasik “yetişkinlik-çocukluk”kategorilerini de işlevsizleştirmektedir. Daha doğrusu yetişkinliği aşındıran ve çocukluğu veya çocuksuluğu alabildiğine genişleten bir dalga kabarmaktadır. Özellikle yeni medya ve kitle iletişim araçlarının öne çıktığı yapı ve ilişki ağı kültürel bir birikimi, müktesebatı icbar eden yetişkinliği aşındırdığı gibi gerekliliğini de hedef almaktadır. Nitekim gündelik hayat ve bu hayatın ritmi yedi yaşındaki çocuk ile yetmiş yaşındaki dedeye de aynı programı izlettirebilmekte, aynı teknolojik araçları kullandırmakta ve buna bağlı olarak“düşünme-anlama ve eyleme” eşiğini benzeştirmektedir. Çocukluk belirtisi sayılan şımarıklık, kendini önceleme ve abartılı tepkilerde bulunma şeklindeki tezahürler yetişkinlerin gündelik davranış kalıplarına dönüşmüş vaziyette. Bu açıdan çocuksuluğu yeni zamanların alamet-i farikası olarak kodlamak yanlış olmaz sanırım.

Nitekim 2010 sonrası Türkiye‘nin siyasal atmosferi, tartışma gündemi, tartışma düzeyi ve niteliği ile ele alındığında tam da bu çocuksuluk halinin karşımızda olduğu görülecektir. Ulusal hatta küresel ölçekte yaşanan alt-üst oluşlar karşısında yeniyetmelerin çalkantılı ruh halinden döküldüğü intibaını uyandıran tepkilerden geçilmiyor. Toplum kendisini oluşturan din, mezhep, etnisite, siyaset vs. gibi tüm bileşenler üzerinden teyakkuz halinde. Herkes oyunda esas oğlanın kendisi olduğunu, haklı olanın kendisi olduğunu, bütün mızıkçılığı karşı tarafın yaptığını iddia ediyor. Sağduyudan, sorumluluk bilincinden ve ötekine özen ve dikkat kesilmekten imtina edercesine dizginsiz duygu dünyasına yükleme yapmaya çalışıyor herkes. Karşılanmayan talepleri için ortalığı yangın yerine çeviren, beklentileri beklediği şekilde karşılık bulmadığı için ötekine düşman kesilen bu çocuksuluk, markette gördüğü şeyi çıngar çıkartarak elde etmeye çalışan çocuğun davranışlarına benziyor.

Toplumun tüm kesimlerine sirayet eden bu çocuksuluk halinin sorun çözme becerisi olmadığı açık. Tersine bu hale onay veren en azından sorun etmeyen mevcut durum, sorunları kronikleştiren bir etki yaratıyor. Siyaset üzerinden paralize olmanın getirdiği yüksek tansiyon bu çocuksuluğa alan açarken siyasi aktörlerde oluşan tabloyu işlevsel bir siyaset olarak alabildiğine tahkim etmekteler. Bir kara delik gibi bizi içine çeken ve “ama kavgayı önce o başlattı”  modunda sadece üste çıkmış olmakla iktifa eden kifayetsizliğin yana yakıla şikayet ettiğimizi seviye kaybının önemli nedenlerinden birisi olduğu aşikar. Eski dünyanın çözüldüğü, Yeni Türkiye söylemlerinin havada uçuştuğu bu düzlemde Huizinga‘nın ifadesiyle “entellektüel ve eleştirel niteliklerle, ilişkisinde olgunlaşamayan bir oğlanı adam etmek yerine davranışını bir yeniyetmeninkine uyduran bir topluluğun tutumu” olarak karşımıza çıkan ve olgunluğa kasteden çocuksuluk halini giderecek sentetik olmayan bir pedagojiye ve çocuksuluğun istilasında can çekişen yetişkinler için de işlevsel bir andragojiye acil ihtiyacımız var. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.