Yönetimde olmanın yarattığı illüzyon!

Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Tüm Yazıları
30.09.2017
A+
A-

Türkiye’de siyasal çekişmenin yakıcılığı bizi yapısal sorgulamalardan muaf tutuyor. Sahici arayışlardan alıkoyuyor. Doğru soruları sormaktan, doğru soruların peşinde koşturmaktan, sahici problemlere eğilmekten vazgeçiriyor. İçine gömüldüğümüz politik mücadeleye yükleme yapmak hayatileşiyor. Zafer, politik mücadele de ipi göğüslemek dolayısıyla rüştünü ispat, yenilgi ise dünyanın sonu olarak algılanıyor. Bu anomaliyi besleyen bir sosyal-siyasal kültürden geldik elbette. Mevcut durumu haklılaştıran sosyal-siyasal tarihin önümüzde durduğu da aşikâr.

Lakin bulunduğumuz halin makuliyetine ilişkin ileri sürülen tüm haklı gerekçeler, karşı karşıya olduğumuz yapısal sorunların görmezden gelinmesini meşrulaştırmıyor. İleri sürülen büyük iddialar üzerinden şekillenecek yarınlara kan pompalamıyor. Nitelikli bir sosyal-siyasal-ekonomik hayatın tesisini mümkün kılmıyor. Tersine bizatihi toplumun ontolojisini hedef almış bir modernlik projesinin kuşatmasında kısırlaşmış, dinamizmi, ruhu ağır yaralar almış bir bünyenin siyasal sistem üzerinde kurmuş olduğu göreli zafer ile iktifa eden, zaferi sahici “zafer” gören bir yanılsamayı besliyor. Yönetme pozisyonunda olmanın gerçekten yönetme anlamına geldiği illüzyonuna neden oluyor.

Evet, bu tarihsel arka plan yönetme pozisyonunda olmayı bile hayli sükseli bir iş olarak kodluyor. Bu siyasal art alan yönetme pozisyonunda olmayı bile büyük bir iş olarak önümüze getiriyor. Eyvallah… Ancak çarpık bir tarihin, dizginsiz bir pratiğin, muharref bir hafızanın bugünümüze ve yarınımıza kastetmesine karşı uyanık olmamız elzemdir. Gerçekliği dikkate almamız ancak asla ve katta gerçekliğe takılıp kalmamız olmazsa olmazdır. Yönetme pozisyonunda olmak şüphesiz önemli bir iş, inkar edilemez bir başarıdır. Diğer taraftan yönetme pozisyonunda olmak ne ile yönettiğiniz, nasıl yönettiğiniz gibi hayati alanlarda da işi bihakkın ifa anlamına gelmiyor. O alanlarda başarılı olduğunuzu, olacağınızı garanti etmiyor. Üstelik ne ile yönettiğiniz, nereye doğru yönettiğiniz ve nasıl yönettiğiniz –elbette rakiplerinizin performansı da önemli- yarın yönetme pozisyonunda olup olamayacağınızda da belirleyici olacak.

O nedenle hem politik mücadelenin başarısı hem de politik mücadeleyi anlamlı kılan ilke ve değerlerin kök bulduğu bir sosyo-kültürel hayatın tesisi için dert edinilmesi gereken hayli yoğun bir gündem var. Ekonomiden sanata, edebiyattan mimariye, siyasetten eğitime uzanan geniş çaplı bir uğraş alanı. Söz konusu alanların genişliği, karmaşıklığı dikkate alındığında yönetme pozisyonunda olmanın kendi başına bir anlamının olmadığı görülüyor. Zira yönetme pozisyonunda olmak başkasının yol göstericiliğinde yürütülüyorsa, yürütülmek zorunda kalınıyorsa anlamsızlaşan bir hüviyete bürünüyor. Yönetme pozisyonunda yürüttüğünüz siyasetler başka bir endişenin, başka bir tahayyülün, başka bir zihnin, başka bir gücün elinden çıkmışsa o zaman işin vahameti açığa çıkıyor.

Dolayısıyla yönetmek kadar yol göstermek, oluşan siyasetleri derinleştirmek, o siyasetleri toplumun genetiği ile uyumlulaştırmak, toplumun dinamizm ve ruhunu güçlendirmek daha doğrusu bizatihi toplumun kendisinin güçlenebileceği bir vasata yol vermek ve bu vasattan istikamet üretmek. Toplumu, toplumun bileşenlerini ayartacak, onları asli gündem ve misyonlarından alıkoyacak iş ve işlemlerden özellikle yönetme pozisyonunda olanların dikkat kesilmesi mecburidir. Ondan daha önemlisi ve daha önceliklisi toplumun ve bileşenlerinin bu tür ayartmalara karşı uyanık, sınırlarını gözeten, haddini bilen ve hadleri için gerekirse had bildiren bir pozisyonda olmayı titizlikle korumaları zaruridir. Bunun içinde canlı, dinamik, politik hayatın cenderesinden çıkmayı becermiş ve kendi gündemlerini namusları bilen ve gündemlerinin hakkını vermeye çabalayan bir arayışa hasretiz.

Yönetme makamının ancak yönetmeye mana ve istikamet kazandıran daha geniş, daha sahici ve elbette daha derin bir kavrayıştan, arayıştan beslenirse anlamlı olabileceğini görmek gerekiyor. Verili sistem bizi aldatmasın. Verili sistem, yönetme pozisyonunda olan insanlar kötü olduğu için kötü değildi. Ve tabii ki verili sistem, yönetme pozisyonunda iyi insanlar olduğu için iyi olmayacaktır. Verili sisteme ruhunu, rengini, aklını veren ne ise onu sorgulamak, eleştirmek, hesaba çekmek gerekiyor. Ve iyi olacak sisteme de mevcut formları, kurumları muhafaza ederek, içlerine başka şeyler enjekte ederek olmaz. Elbette formlar, kurumlar bir taraftan da bir tecrübeyi, deneyimi, birikimi temsil ediyorlar ve dikkate alınmalarında fayda var. Ancak yine de teyakkuz halinde olmakta, kolaycılığa kaçmamakta, sadece yönetme pozisyonunda olmanın aldatıcılığına yenik düşmemekte fayda var. Örneğin zorunlu eğitim denen formun içeriğine müdahaleler de bulunmakla yetinmek olmaz. Örneğin zorunlu din derisinin arkasındaki niyeti değiştirerek formu olduğu gibi muhafaza etmek olmaz.

 Toplumun aktörleşeceği, kendi talebini arayışını güçlendireceği bir vasat, bir arayış. Kültürün istikrarsızlaştığı, toplumun bir takım hayatiyetlerini muhafaza ettiği ancak çoğunluklu maruz kaldığı, adapte olduğu bir düzlemdeyiz. Gerçek bir varoluşu mümkün kılacak, kuşaklararası sürekliliği rayına oturtacak ve yüzeysel, tepkisel, yırtık bir adaptasyon yerine rafine bir üretimi mümkün kılacak bir arayış. Mevcutları kopya eden değil, mevcudu aşmayı tortulaşmış teknik bilgilerin arkasına sığınarak değil. Özgün, derin ve dinamik arayış üzerinden yeniden üreterek. Bunun içinde mevcudu kökünden kavrayan bir farkındalık ve sahip olduklarına müdrik bir bilinç ve arayış. Bu yapıldığı oranda varoluş sahici olacak, bu yapıldıkça yönetme hakiki hüviyetine kavuşacak.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.