Özgür Eğitim-Sen

Ali Aydın Öğretmenlere Malcolm X ile Seslendi

04.04.2018
A+
A-
Ali Aydın Öğretmenlere Malcolm X ile Seslendi

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Ali Aydın bugün yayımlanan yazısında eğitim camiasına yönelik içeriden bir eleştiri yaptı

“Sadece MEB bünyesinde 1 milyona yakın öğretmen var. Normal şartlarda bu sayıya ulaşmış bir meslek grubunu şamar oğlanına çevirmek, emin olun hiç kolay değildir. En başta mensup oldukları örgütlü yapılar buna müsaade etmezler. Ne var ki bu hakikatin hilafına bir durumla karşı karşıyayız.”, diyen Aydın yazısında bunun sebeplerini irdeledi.

Malcolm X’in “ev zencisi” – “tarla zencisi” benzetmesini hatırlatan Aydın öğretmenlere bu çarpıcı benzetme ile seslendi.

“Ev zencisi”, “tarla zencisi” ve öğretmenler,  başlıklı yazı:

 

“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.” (Şûra: 30)

*

Canımızı acıtan, keyfimizi kaçıran her musibet için mutlaka sorumlu olduğunu ilan edebileceğimiz bir dış aktör vardır. Ne var ki bir müsebbibin, aktörün varlığı muhatap olduğumuz meselede bizi sorumsuz kılmaz. Yukarıdaki ilahi hüküm tas tamam bu hakikate işaret eder. Eğer samimi bir biçimde inanıyorsak yaptıklarımızdan sorumlu olduğumuz kadar yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu idrak edecek bir kavrayışımızın olması gerek.  Eğer musibet olarak gördüğünüz şey sizlere musallat oluyorsa önce kendinize yönelik bir sorgulamanız olacak. O musibet sizi buluyorsa ya kendi elinizle buna imkân vermişsinizdir ya da böyle bir musibetin sizi gelip bulmaması için bir engelleme girişiminiz, bir tedbiriniz olmamıştır.

*

Öğretmenlerin maruz kaldıkları muamele, onlara reva görülen ilişki biçimi, bu köşede defalarca konu edildi. Bu hususta MEB’i en sert biçimde eleştirdik. STK’ları eleştirdik. Siyasetçileri eleştirdik. Beş yıldır bu köşede yazılanlar buna şahittir.

Ama bir dakika!

Eğer şikâyet listesi uzuyor, sızlanmalar sürekli devam ediyor ise artık burada başkaca bir sıkıntı da var demektir. Sızlanan, şikâyet eden öğretmenlerin ellerindeki iğneleri bir kenara bırakıp kendileri için büyükçe bir çuvaldızı hazır etmelerinin vakti geldi artık!  

Öğretmenlerin eğitim sisteminden özlük haklarına kadar bir dizi konuda şikâyetleri olabilir. Bu durumda, karşı çıkmak, direnç göstermek için birtakım enstrümanlar vardır. Onları kullanırsınız. Bireysel tutum alışlar söz konusu olabileceği gibi çalışan insanların sıkıntılarını aşmak için kurulan meslek örgütleri de bunun için vardır. Sadece MEB bünyesinde 1 milyona yakın öğretmen var. Normal şartlarda bu sayıya ulaşmış bir meslek grubunu şamar oğlanına çevirmek emin olun hiç kolay değildir. En başta mensup oldukları örgütlü yapılar buna müsaade etmezler. Ne var ki bu hakikatin hilafına bir durumla karşı karşıyayız.

Yüzbinlerce üyeli meslek örgütlerine rağmen öğretmenlerin sızlanmaları hiç bitmiyorsa bunun iki nedeni olabilir. İlki, demek ki iradeniz manipüle ediliyor. İkincisi, eğer birinci durum söz konusu ise sizin bunu fark etmemeniz mümkün olamayacağı için meslek örgütü içerisinde yer alma gerekçeniz şikâyetçi olduğunuz meseleleri ortadan kaldırmak için değil. Orada farklı bir motivasyonla bulunuyorsunuz demek ki. Bu motivasyon militanca bir ideolojik yakınlık duygusu olabileceği gibi, ben burada ne tür menfaatler, imtiyazlar elde edebilirim hesabı da olabilir.     

Öğretmenler bugüne kadar hak ve hukuklarını korumak için hangi yapıları palazlandırdılar, beslediler, büyüttüler?  Akın akın hangi motivasyonla hangi yapılara dâhil oldular? O yapılar bugün bir dokunsanız bin ah işiteceğiniz öğretmenlerin yitip giden mesleki itibarları, mahkûm oldukları düşük gelirleri ve reva görüldükleri muameleler için ne tür bir direnç ortaya koydular?  

*

Malcolm X, yıllar önce kendisini coşkuyla dinleyen kalabalığın önünde dünyanın her tarafında rahatlıkla kullanılabilecek bir ölçüyü ortaya koymuştu. Ben o ölçünün bugün öğretmenler için de aydınlatıcı olduğunu düşünüyorum.  

Şöyle diyordu Malcolm X:

“Bu dediğimi anlamanız için zenci tarihini bir okumanız lazım. İki tür zenci vardı:  Bir “ev zencisi” bir de “arazi zencisi”. “Ev zencisi” her zaman sahibine iyi baktı. “Arazi zencisi” kontrolden çıkacak olsa “ev zencisi” onu geri tarlaya bağlardı, araziye koyardı. Ev zencisinin bunu yapması şaşılacak bir şey de değildi; çünkü ona arazi zencisinden daha iyi yaşam şartları garanti edilmişti… Yemeği öbüründen (arazi zencisinden)  daha iyiydi ve daha iyi giyinirdi, daha iyi evde kalırdı. Efendisi ne yediyse o da ondan yerdi, efendisi ne giydiyse bu ev zencisi de ondan giyerdi. Ve konuştu mu tıpkı efendisi gibi konuşurdu… Ve efendisini efendisinden bile çok severdi. Eğer efendisi hasta olursa derdi ki: “Nasıl oldu da hasta olduk?”. Efendisi hasta oldu diye adam da hasta olurdu! Efendisinin evi tutuşsa, alevleri söndürmeye çalışırdı, efendisinin evinin yamasını istemezdi. Efendisinin malına efendisinden daha fazla sahip çıkardı: İşte bu ev zencisiydi. Ama bir de arazi zencisi vardı. Barakalarda yaşayan, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan. Onlar en berbat elbiseleri giyer, en kötü yemeği onlar yerdi ve fırçayı yiyen onlardı. Kabına sığmıyorlardı. Efendilerinden nefret ettiler, evet ettiler! (…) Bu ikisi arasındaki fark buydu ve bugün hâlâ ev zencilerimiz ve arazi zencilerimiz var! Ben bir arazi zencisiyim!”

Küçük hesaplar için kendilerini ayartan ev zencilerinin peşine takılıp büyük bir hesabın önümüze çıkmasına neden olanlar vebal altındadırlar!  Onlar ne sadece Bakanlığı ne birkaç bürokratı ne de birkaç STK’yı ileri sürerek vebalden kurtulamazlar. Şikâyet edilen hiçbir kurum samimi, kararlı bir iradeye rağmen bunları yapamazdı.

O hâlde Nazım’ın dediği gibi;

“kabahat senin,

— demeğe de dilim varmıyor ama —

kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”

 

Ali AYDIN

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN GENEL SEKRETERİ

04.04.2018

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.