Özgür Eğitim-Sen

ÇÖKÜŞÜNÜ SEYRETTİĞİMİZ ŞEY İNSANLIĞIMIZDIR!

23.12.2016
A+
A-
ÇÖKÜŞÜNÜ SEYRETTİĞİMİZ ŞEY İNSANLIĞIMIZDIR!

Halep için yüreklerimiz yanıyor. Yaşanan vahşete, ölüme, mazlumiyete karşı çaresiz kalmanın utancında boğuluyoruz. Dünyanın, insanlığın, küresel güçlerin, kurumların sessizliğine isyan ediyoruz. Arş-ı alaya yükselen feryatların dinmesi için çırpınan, seferber olan, maddi ve manevi güçleriyle yetişmeye çalışan insanlarımızın-kurumlarımızın takdire şayan eylemlilikleri var. Bu çabaların her biri can çekişen insanlığın yarınlarına dair bizi ümitvar kılıyor. Bu duyarlılık önemli ve hayati. Allah görüyor, tarih kaydediyor.

Mültecilerin çelmelendiği, yaşama yol bulmaya çabalarken cesetlerinin sahillere vurduğu, ölümü sırtlanıp bir umut bindikleri derme-çatma teknelerinin taammüden batırıldığı, korunaklı dünyalara sızmamaları için edepsizlik ve hayâsızlığın diplomatik kılıfa sokulduğu aşağılık dramda ölümün esasında yaşamaktan bin kere daha hayırlı olacağı da rahatlıkla söylenebilir. Dünyanın çivisinin çıktığı, insanlığın alçaklıkta sınır tanımadığı bir düzlemde sulh ve selamet adası olmak, yetimlerin ve öksüzlerin, gariplerin, mazlum ve mağdurların feryatlarına kulak kabartmak,  yaralarına merhem olmak, onlara yol açmak, yolu açık tutmak insanlığımızın gereğidir.

 

Beri yanda dondurucu soğukların memleketi iyice sardığı bu mevsimde hatırlanması gereken ve Halep-Suriye duyarlılığımızın samimiyetini arttıracak olan husus şu an Türkiye'de 3 milyon civarında mültecinin varlığıdır. Dünya kamuoyuna ısrarla hatırlattığımız bu gerçeğin içerde de altının çizilmesinde yarar var. Halep-Suriye'deki sıcak savaş ortamında yaşamıyor olsalar da, üzerlerine bomba yağıyor endişesi olmasa da hayatın buralarda onlar için başka dayanılmaz sürprizler hazırladığını görmezlikten gelemeyiz. Vaziyetlerinin hal yolunda olduğunu düşündüğümüz bu insanların başka tür ölümle pençeleştiğini görmek durumundayız.

 

Fuhuş batağına sürüklenen, insandışılığa iteklenen, asgari yaşam koşullarından mahrum 3 milyonu aşan mülteci, vatandaşımız olup ekonomik-sosyal korumaya muhtaç kimsesizlerimiz ve özellikle Doğu ve Güneydoğuda yaşanan yıkımdan etkilenmiş ve ülkenin dört bir yanına savrulmuş veya eş-dost-akrabasına sığınmak zorunda kalmış sancılı insanlarımız onurlarını ve gururlarını incitmeden, özenlice yaralarını sarmak, kardeşlik-dostluk temelinde dayanışma göstermek gibi bir dayanışma bekliyorlar. Özellikle devletin bir anlamıyla türbülansa girdiği 15 Temmuz sürecinde destansı bir sorumluluk alan toplumun tekrar insiyatif alması, sorumluluk yüklenmesi gerekli olan bir vaziyetin içindeyiz. Camilerin, mahallelerin, iş ve sanayi odalarının, vakıf ve derneklerin, yerel yönetimlerin sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Ailelerin, üniversitelerin, medyanın sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Meseleyi bütüncül görmek ve özellikle koordineli götürmek zorundayız. Çalışmaların, faaliyetlerin birbirini besleyecek şekilde sürdürülmesi lazım, kimsenin kimseden haberdar olmadığı curcuna emekleri zayi ediyor, ulaşılması, görülmesi ve gözetilmesi gereken pek çoğunun gözden kaçırılmasına neden oluyor. 

 

Bu nedenle dediğim gibi sadece mülteciler için değil kendi içimizde mültecileşmiş, kendi öz yurdunda sesi duyulmayan, nefesi işitilmeyen her bir fert için “seferberlik” halinde olmamız zarurettir. İnsanlığımızla sınanıyoruz, malımız, mülkümüz, çoluğumuz, çocuğumuz, konforumuz üzerinden sınanıyoruz. Ramazan aylarında şatafatlı karnavallar eşliğinde iftar-sahur programları geçiren belediyelerimizin soğuk kış günlerinde hiç olmazsa sıcak bir çorba dağıtacağı, Vakıflar, Dernekler, Belediyeler, Kaymakamlıkların eş güdüm halinde yardım götüreceği bu insanlar bizim için büyük bir imtihan. Mesele Türkiye'nin sadece sınırlarını açmasıyla bitmiyor. Hayatın kuytu köşelerinde hayata tutunmaya çabalarken kötü kokuyor diye minübüse alınmayan, düzeni bozdular diye iteklenip kakılan, soğukların dondurucu hale geldiği bu günlerde bırakın yalıtımı, doğalgazı, sobayı doğru düzgün kapısı penceresi olmayan metruk mahallerde ruh üşümesi geçiren, fuhuş batağına saplanan insanların derme çatma evlerinin etrafında lüks araçların cirit attığı bu insanların yaşadığı aşağılık vaziyeti de görmek, yüzleşmek durumundayız.

 

İş piyasamızda sömürülecek işgücü şeklinde yeni bir köle pazarı ihdas edilmiş vaziyette. Güvencesiz, sabahtan akşama kadar sırtında savaşın travması, yitirdiklerinin acısı, anın ve geleceğin kasvetli atmosferinde bir darbeyi de bizim indirdiğimiz bu insanların vebali herkesin boynundadır. Garip gurebayı, yetim ve öksüzü, muhaciri, savaş yorgunu insanları görmezden gelen, şehvetlerine meze yapan, karlarına sermaye eden durum, içinde debelenmekte olduğumuz güvenlik krizimizi derinleştirecek, bekâ sorunumuzu büyütecektir. Suriye'den göçüp gelenler, bilinmelidir ki sağlıklı ve insani bir ilişki ve dayanışmayla Türkiye'nin ihyasına, coğrafyayla temasına imkân verecek büyük bir fırsatı da barındırıyor. Meselenin pragmatik hüviyetini gözeterek davranmamız gerektiğini değil “siz doğru işler yaptıkça Allah'ın yardımını göreceksiniz” şiarı uyarınca önümüzün açılacağını bilmeliyiz.

 

Diğer taraftan son dönemlerde tartışılan PISA, İnsani Gelişim Endeksi sonuçları üzerinden meseleyi teknik bir alanda tüketme gayretkeşliğine de bu vesileyle değinmekte fayda var. İnsani Gelişim Endeksi'nde, PISA'da şunlar ön sıralardaymış hayıflanmalarının meseleyi bütüncül görmesinde zaruret var. Şüphesiz eksikliklerimiz, aksaklımız önemli. Ama amacını, gözetmesi gerekenleri gözetmedikten sonra “iyi ki PISA'da başarılı değiliz”, “İnsani Gelişmişlik Endeksi'nde iyi ki yerlerde sürünüyoruz” diyesi geliyor insanın. Bu yabancılaşmış ahval performans ölçen araçları da zillet çamuruna batırmadan edememiş. Edep ve hayâdan, şefkat ve merhametten, haktan ve adaletten yoksun bu düzenin, bu düzenin insanlarının başarılarının nasıl zulme yol verdiğini, zulmü nasıl sistematik bir hale büründürdüğünü, ölümü ve yıkımı nasıl meşrulaştırdığını görmezden mi geleceğiz? Meselenin bütüncül kavrayışını, başımıza gelen felaketlerin hangi kaynaklardan veya hangi kaynaksızlıktan neşet ettiğini görmezden mi geleceğiz? Arsızca gözümüzün içine bakıp ders verenlerin, ellerinde sınır tanımaz bir güç ve sermaye olduğu için dünyayı düzensizliğe, savaşa yıkıma açtıklarını ve PISA, İnsani Gelişim Endeksleri'ndeki yüksek performanslarının hiçbir direnç göstermediğini, pür bir bencilliği ürettiğini yok mu farz edeceğiz? Meselenin tali bir mesele, bir takım aksaklıklar nedeniyle çıktığını, sistemin özünden kaynaklanmadığını mı düşüneceğiz?  İbrahim Tenekeci'nin yakıcı tespitinde belirttiği gibi “çöküşünü seyrettiğimiz şey, merhametimizdir, insanlığımızdır, kardeşliğimizdir. Ötesi yok."

 

 

Abdulbaki DEĞER

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.