Özgür Eğitim-Sen

GENEL SEKRETERİMİZ GÜNDEMİ DEĞERLENDİRDİ

26.11.2016
A+
A-
GENEL SEKRETERİMİZ GÜNDEMİ DEĞERLENDİRDİ
 
 
 Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Abdulbaki DEĞER Milat Gazetesi’ndeki köşesinde Paris’te gerçekleşen Charlie Hebdo saldırısı ve sonrasındaki tartışmalar ile ilgili bir değerlendirme yazısı kaleme aldı.
 
Yazının tam metni
 
Charlie Hebdo'ya yapılan saldırı üzerinden makro siyasal çözümlemelerden teolojik temellendirmelere, NATO’nun “Soğuk Savaş” sonrası konseptinden kolonyalizme, Batı’nın yaşadığı krizden İslam-terör ilişkisine uzanan geniş bir spektrumda analizler yapılıyor. Saldırıyı fırsat bilerek İslam’a ve Müslümanlara beslediği kin ve nefreti kusmak isteyenler var. Meseleyi henüz kavrayamadan Batı karşısında genetik ezikliği ile ne yapacağını şaşıranlar var. Saldırıyı mutlaka kınayalım ancak sakın ola “ama” demeyelim diyen tedirginler var. Batı’yı, değerlerini, ikiyüzlülüğünü sorgulamak isteyenler var.  Çetrefilli stratejik analizler yapmak isteyenler var. Yaşanan saldırıyı fırsat bilerek yeni oyun kurmak isteyenler var, eski oyunu muhafaza etmek isteyenler var. Olayın ölçeğini genişleterek kendi politikaları için operasyonel bir araca tahvil etmek isteyenler var.
 
Herkes kendi penceresinden olaya açıklık getirmeye, anlam yüklemeye, görüş ve beklentisi için meşrulaştırıcı bir doneye dönüştürmeye çalışmakta. Şüphesiz olay ve olay dolayımında yaşanan gelişmeler, uzandıkları geniş arka plan ile tüm aktörler için işlevsel bir niteliğe sahip. Aktörlerin bireysel kimlikleri, olayın nedeni, yapılış biçimi, olaya gösterilen tepkiler, Fransa ve Avrupa’daki gelişmeler, uluslararası konjonktür, verili dünya sistemi ve tarihsel ekonomi-politik dikkate alındığında bu spesifik hadisenin global düzeyde yaşanan gerilim noktalarını bünyesinde barındırdığı görülmektedir.
 
Mevcut iletişim ve ilişki ağında sorunların lokalleştirilemeyeceği aşikâr. Her hadise yerel ölçeği taşan tesirler yaratıyor. Korunaklı alanlar yok. Surlar yıkıldı, sınırlar işlevsiz. Coğrafya ile kimlik arasındaki özdeşlik parçalandı. Kimlikler için artık tüm coğrafyalar, tüm mekânlar mümbit. “Cehennem başkalarıdır” diyorduSartre, başkaları yanı başımızda, içimizde.
 
 “Suç hayatın kendisine, değişmesi için çaktığı bir sinyal”diyordu ünlü Avukat Vergés. Yani her suç topluma sorulmuş bir soru. Yolunda gitmeyen bir şeyin en somut, en keskin, en yakıcı dışavurumu. Benzer şekilde Cibran; “Nasıl bir yaprak, ancak bütün ağacın sessiz bilgisi ve isteği olmadan sararamazsa, suç işleyen de topunuzun gizli isteği olmadan o suçu işleyemez. Suçlu ekseriyetle suçu kime karşı işlediyse onun kurbanıdır. İçinizden her kim hak namına ceza vermek ve baltasını kötü ağaca indirmek isterse evvela, köklerini yoklasın!” diyordu. O halde yine Vergés’in ifadesiyle “tumturaklı sözlerin gerisinde alçakça manevraların sürünüşünü görmek için büyük bir ayık kalma çabası gerekir.” Şaşalı gösterilerin, abartılı duyarlılıkların ardında sessizce geçiştirilemeyecek soru(n)lar karşımızda duruyor. Hem Batı için, hem Müslümanlar için. Soru(n)lar yakıcı. Soru(n)lar acil.
 
Batı, politik açılımlardan gündelik yaşama uzanan geniş çaplı bir krizi deneyimlemekte. Postmodern dünyanın karmaşasını kontrol edebilme becerisi olmadığı gibi yeni koşulların getirdiği değişimi taşıyabilme yeteneğinden de yoksun. Kültürel farklılaşmanın getirdiği çoğulculuk baskısı ve ekonomik daralmanın yarattığı huzursuzlukla boğuşmakta. Diğer taraftan söyleminin tanımlayıcı öğelerini ekonomi-politiğin kaba pragmatizmine payanda yaparak Batıdışı ile kurduğu sömürü ilişkisi, dalga dalga büyüyen haklı bir öfkeye, kontrolden çıkmış yokedici bir şiddete neden olmaktadır. Büyüyen öfkeyi ve açığa çıkmak için yol arayan şiddeti, sahiplerinin kimlikleri, inançları üzerinden görmezden gelmek, suçu onlara, onların kültür ve inanç kodlarına yüklemek sorunu derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.
 
Yeryüzünde “adalet ve özgürlük” talebiyle ağzını açan her mazlum, yerli despotların yanına küresel sistemi ve onun bileşenlerini de koyuyor. Çok iyi bilmektedir ki yerli despotların yapıp ettiklerine ortak olan küresel sistem var, ABD, AB ve onların sistemik kurumları var. Bu yüzden “kahrolsun Sisi, İsrail” dediğinde yanına “kahrolsun ABD”, “kahrolsun AB’yi” eklemektedir. İslam coğrafyasında ya da tüm yeryüzünde yaşananlara hak ve özgürlükler yerine ekonomi-politiğin gereklilikleri üzerinden bakıldığında yaşanılan şeyler mukadder oluyor. İsrail, Ortadoğu, islamofobi, yabancı düşmanlığı ve diğer büyük sorunlar yol kazası olmadığı gibi geçmişteki “Auschwitz”, “Hiroşima” da yol kazası değildi. Riskleri görece düşük olan bu politikalar için artık maliyetler artmış, riskler büyümüştür. Bünyenin bastırılan, görmezden gelinen sıkıntıları kontrol edilemez şekilde kendilerini yüzeye vuruyor. Garaudy’nin vurucu ifadesiyle Batı bugün başarısız göründüğü alanlardan ziyade başarılı göründüğü alanlar dolayısıyla tehlikede olduğunun bilincine varmalıdır. “Bu saldırılar Paris’te (ya da BATI’da) olmamalı” bencil duyarlılığı yerini “bu saldırılar HİÇBİRYERDE olmamalı”ya bırakmayı bekliyor.
 
 
Batı’nın dışında İslam dünyasının da yapısal bir eleştiri ve sorgulamaya muhtaç olduğu aşikâr. Batı’nın ne olduğundan bağımsız olarak, ikiyüzlülüğünden, çıkarcılığından, vahşetinden, sömürüsünden bağımsız olarak İslam dünyasının sorunları var. Merhum Malik bin Nebi’nin dediği gibi evet Batı sömürgeleştirmek için geliyor ama ortada bir de sömürgeleştirilmeye müsait bir coğrafya ve nüfus var. İşin asıl vahim kısmı da burası zaten.
 
 
Abdulbaki DEGER
Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.