Özgür Eğitim-Sen

‘Işık Batman’dan gelir!’

25.11.2016
A+
A-
‘Işık Batman’dan gelir!’

 

 Yorum – Atilla Yayla-ZAMAN
 
Günümüz dünyasının en belirgin özelliklerinden biri, toplumlardaki aşırı siyasîleşme.
Bu kavramla siyasî hakların yaygınlaşmasını ve kilit kamusal makamlara yarışmacı seçimlerle gelinmesi kastetmiyorum. Daha ziyade, bireysel ve toplumsal hayatın gittikçe daha fazla kamusal yaptırım gücüyle desteklenen kolektif karar alanı hâline getirilmesine işaret ediyorum.
Herkesi ilgilendiren genel veya mahalli kamusal kararların yarışmacı seçimler yoluyla işbaşına gelmiş, kamusal denetime tabi parlamento, hükümet ve mahalli idare tarafından alınması, halka dayanmayan ve sorgulanamaz makamlarda oturan yöneticiler tarafından alınmasından, şüphesiz, daha iyi. Ancak, böyle olması, başka bir deyişle siyasî yönetim biçimi olarak yerel ve genel demokrasinin tercih edilmesi, hayatın her anının ve alanının siyasîleştirilmesinin yol açabileceği mahzurları ve zararları ortadan kaldırmıyor.Toplum hayatının devletleştirilmesi, özel alanların kamulaştırılması süreci diyebileceğimiz aşırı siyasîleşmenin birçok menfî sonucu var. Bunlar hem siyasal yönetim alanında hem de toplumsal hayatta ortaya çıkıyor. İlkinde devlet büyüyor; daha yerinde bir tasvirle şişiyor, irileşiyor. Böylece toplumsal hayatta siyasetin dahil olması normal ve meşru addedilen alanların dışına taşıyor. Her işe soyunduğu için her alanda var oluyor, aşırı ve abartılı iş yükünün altında boğularak temel görevlerini bile hakkıyla ifa edemez hale geliyor. Toplumun çok önemli sivil dinamiklerini ve zenginlik kaynaklarını emiyor. Ahlâk ve adaleti zedeliyor, eritiyor. İnsanları riyakarlaştırıyor. Yozlaşmayı azdırıyor. İkincisinde sivil toplum küçülüyor. Bireylerin ahlâk ve sorumluluk, yardımlaşma, tevazu duyguları erozyona uğruyor. Gönüllü birliklerin sayısı ve gönüllülüğe dayanan faaliyetler azalıyor. Hayır faaliyetleri geriliyor. Dayanışma, eşitlik ve adalet üreten, karşılıklı bağımlılık doğuran ve onurlu hayatı teşvik eden piyasa rekabetinin yerini yıpratıcı ve fakirleştirici, eşitsizlik ve adaletsizlik kaynağı, kapsayıcı değil dışlayıcı, eşit ve genel kurallara dayanmayıp kaba güce prim veren siyasîleşmiş ekonomik rekabet alıyor. Toplumdaki siyasî otoriteyi denetleme, sınırlama iradesi küçülüyor. İnsanlar arasında devleti velinimet olarak görme ve onun aracılığıyla, başkalarının sırtından ve başkalarının aleyhine avantaj sağlama kültürü ve buna uygun davranış kodları yaygınlaşıyor.
siyaset değil toplum önemli

Aşırı siyasîleşme sadece Türkiye’nin değil, boyutları değişmekle beraber, her ülkenin sorunu. Her türlü siyasi yönetim biçiminde tezahür ediyor. Ancak, Türkiye gibi ülkelerde çok daha belirgin ve yaygın. Bu yüzden olsa gerek, ülkemizde, devletin (hükümetin) her işin altından kalkabileceği, memleket ve sakinleri için iyi şeylerin yalnızca veya esas itibariyle siyasîler tarafından ve siyasî süreçler ve mekanizmalarla yapılabileceği kanaati alabildiğine yaygın. Hafta başında açıklanan parti aday listelerinin aşırı ilgi görmesinin, küçük çaplı bir depreme yol açmasının sebebi de bu. Oysa sosyal, siyasal, ekonomik tarih çalışmaları toplumları uygar, zengin ve barışçıl hâle getiren asıl dinamiklerin bizatihi siyasette ve siyasi faaliyette değil toplumda yattığını gösteriyor. Müteşebbis, çalışkan, tutumlu, sorumlu, öz disiplinli bireylerden müteşekkil olmayan toplumlara meleklerden müteşekkil bir siyasi idare hediye edilse bile başarısızlıktan, fakirlikten, kargaşadan kurtulmak mümkün olmuyor. Başka bir deyişle sivil toplumu güçlü olmayan ülkeler ne istikrarlı bir liberal demokrasi kurmada ne de zenginleşmede, toplumsal problemleri barışçıl yollarla çözmede, huzurlu yaşama ortamları oluşturmada başarılı olabiliyor.

Geçtiğimiz hafta sonu Batman’da katıldığım bir toplantı bu gerçeği bir kere daha hatırlamamı sağladı. Ülkemizin öncü fikir kuruluşu Liberal Düşünce Topluluğu ve özgürlükçü eğitim sendikasıÖzgür Eğitim-Sen tarafından düzenlenen iki günlük çalıştayın başlığı “Özgürlük, Eğitim ve Türkiye”ydi. Toplantıda LDT yönetim kurulu başkan yardımcısı Prof. Dr. Tanel Demirel ileÖzgür Eğitim-Sen Başkanı Yusuf Tanrıverdi, yönetim kurulu üyesi Ahmet Hamdi Ayanve Batman Şubesi başkanı Mustafa Sevinçer’in öncülüğünde altı oturum yapıldı. Medeniyet, hukuk devleti, sivil anayasa, din özgürlüğü, liberal demokrasi, Türkiye demokrasisi, Kürt sorunu, resmî ideolojinin eğitimdeki yeri, eğitimde özgürlük ve çeşitlilik tartışıldı. Sadece sunulan bildirilerin dolgun muhtevası değil, katılımcıların vakarı, olgunluğu ve seviyesi de hayranlık uyandırıcıydı.

Farklı hayat yollarında yürüyen, çoğu öğretmen olmakla birlikte değişik mesleklerden gelen ve birçok konuda değişik görüşlere sahip olan 60′tan fazla katılımcı iki gün boyunca sakin ve saygılı bir tarzla meseleleri tartıştı. Salonda bulunan insanların kompozisyonuna bakınca, dile getirilen fikirleri dinleyince, Türkiye’nin neye acil ihtiyacı olduğu konusundaki kıdemli kanaatim iyice kuvvetlendi: Genelde özgürlük, özelde ifade özgürlüğü. Çok farklı kökenlerden gelmemize ve çoğumuzun birbirini ilk defa görmesine rağmen bizi buluşturan, özgürlük aşkı ve özgür bir toplumda yaşama arayışıydı. Toplantının verimli ve sakin geçmesini sağlayansa, LDT ve Özgür Eğitim-Sen’in her toplantısında olduğu gibi koşulsuz ve sınırsız ifade özgürlüğünün ortama egemen olmasıydı. Kimse kimseye “niye böyle diyorsun?” demedi. Onun yerine öne sürülen tezleri çürütmeye çalıştı, karşı fikirler dile getirdi. Eminim toplantıda herkes birbirinden çok şey öğrendi. Bu bakımda nen kazançlı çıkan kişi de galiba bendim.

Çoğu Kürt olan katılımcıların Kürt meselesiyle ilgili görüş ve yorumları özellikle ilgi çekiciydi. Böylece zaten bildiğim bir şey bir kere daha teyit edildi. Hangi meşrepten olursa olsun, hangi siyasî çizgiyi izlerse izlesin, bütün Kürtler, cari sistemden ve Kürtlere-Kürtlüğe yapılan muameleden rahatsız. İnkâr, asimilasyon ve baskı politikalarının bir işe yaramadığının ve yaramayacağının en açık ve en güçlü delili bu spontane ortak tavır. Akıl ve ahlâk dışı kardeşlik retoriğinin ve psikolojik savaş tezgâhı “bölücülük” edebiyatının bölge halkı nezdinde hiçbir değeri ve anlamı yok. Kürtler, eşit şartlar altında, ucu açık, kırmızı çizgileri bulunmayan bir diyalog ve müzakere süreci istiyor.

Türkiye’de sivil toplum geliştikçe, Özgür Eğitim-Sen gibi kuruluşlar çoğalıp kuvvetlendikçe ülke normalleşecek. Demokratik siyasete katılmayı ihmal etmeyelim ama uzun vadede her şeyin sivil toplumun gelişmesine bağlı olduğunu da unutmayalım. Hepimiz yeni sivil toplum kuruluşları oluşturalım yahut var olanlara katılalım, destek verelim. Daha iyi bir Türkiye’ye giden en kısa ve en sağlam yol bu.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1121650&title=yorum-atilla-yayla-isik-batmandan-gelir

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.