Özgür Eğitim-Sen

Kamu Sendikacılığında Temsil Krizi

29.07.2019
A+
A-
Kamu Sendikacılığında Temsil Krizi

Kamu sendikacılığı çok ciddi bir temsil krizi yaşıyor. Her biri bir siyasi partinin veya ideolojik akımın arka bahçesi olarak misyon gören mevcut sendikaların sendikacılık anlayışları ve düşünüş biçimleri çalışanın hakkını gözetecek yeterlilikten ve donanımdan oldukça uzak durumda. Beş milyonu aşkın memur ve memur emeklisini temsil eden, bilhassa toplu sözleşme süreçlerinde ağır bir sorumluluk altına giren sendika yöneticileri tüm memurların hak ve hukuku için güç birliği içinde mücadele etmek yerine sözleşme öncesi ve esnasında farklı hedefler için birbirlerine düşerler. Her sözleşme döneminde şahit olduğumuz çıkar odaklı ve sendikalarını güçlendirme yolları geliştirmeye yönelik bu kayıkçı kavgası son yıllarda ‘’dayanışma aidatı’’ ekseninde cereyan ediyor.

Son iki sözleşme öncesinde Memur-Sen Genel Başkanı’nın, kendi sendikası dışındaki sendikalara üye olan memurlar ile sendikasız memurların toplu sözleşme getirilerinden yararlanabilmeleri için yetkili konfederasyon olan Memur-Sen’e ‘’dayanışma aidatı’’ ödemelerini talep etmesiyle başlayan tartışma Kamu-Sen’in sert şekilde eleştirmesiyle alevlenir. Memur-Sen’in, bu teklifi 2005’te yetkili sendika iken ilk olarak Kamu Sen’in yaptığını söylemesiyle, mesele kimin daha ahlaksız olduğu gibi bir seviyeye indirgenir ve yeni argümanlarla sürer gider, olan da bu gürültü içerisinde hakkı, hukuku gasp ettirilen çalışan ve emekliye olur.

Memur-Sen bu toplu sözleşme öncesinde 103 TL olan toplu sözleşme ikramiyesinin kendi sendikalarının üyelerine 216 TL şeklinde ödenmesini talep etti. Tartışmaların ana müsebbibi olan talebin tarihsel kökenlerine inelim;

2005 toplu görüşmelerinde Kamu-Sen, görüşmelerin tıkandığı bir noktada Memur-Sen’in de desteğiyle, hükümetten sendika üyelerinin aidatlarını devletin ödemesini talep ediyor. Bu ilginç istek kabul ediliyor ve o tarihten itibaren sendika üyelik aidatları işveren olan devlet tarafından ödenmeye başlıyor. Ancak 2009’da CHP’nin başvurusuyla Anayasa Mahkemesi bu uygulamayı durduruyor. Hükümet de bir müddet sonra anayasal yasaktan kurtulmak için Meclis’ten geçirdiği düzenleme ile ödemenin ismini değiştirerek aidat ödemesine devam ediyor. Bugüne kadar devam eden o uygulamanın yeni adı ’toplu sözleşme ikramiyesi’’ oluyor. Yani devlet, memura 3 ayda bir ödeme yapıyor, memur da her ay o parayı sendikasına ödüyor. Sendika aidatını ortalama 20 TL olarak düşünürsek bir üye üç ayda toplam 60 TL aidat ödüyor. Devlet, ikramiye olarak 3 ayda bir 103 TL verdiğinde 60 TL’yi aidat olarak veren üyeye 43 TL kalıyor. Memur-Sen başkanının hesabına göre ise kendi üyesi 216 TL aldığında üyesine aylık 156 TL kalacaktır. Yani 113 TL avanta istiyor. Kopan fırtınanın bütün nedeni budur.

Memur-Sen ve Kamu-Sen el birliğiyle sendikal örgütlenmenin ve mücadelenin altına dinamit koymuştur. Birbirlerinden zerre miskal farkları yoktur. Yetkiyi ele geçirdikleri anda aynı şeyleri yapacaklarını göstermişlerdir. Şu an yetki Memur-Sen’de ve bu yetkisini, gücünü ranta tahvil etmenin yollarını arıyor. Getirdiği bu teklif açıkça haksız rekabet yaratmaktır, çıkarcılıktır, rantçılıktır. Memur-Sen üyesi olmayı cazip hale getirerek üye sayısını artırmak ve giderek bütün memurları uhdesine alarak diğer sendikaları tamamen bitirme girişimlerinin ön adımlarından biridir. Paydaş sendikanın başkanı, Kamu-Sen Başkanı’na ‘’Ama sen de talep etmiştin’’ diyerek ahlaki olmayan yaklaşımın denkliğini bize iyi bir şeymiş gibi sunuyor. Oysa çıkar odaklı yaklaşmak ve tek adam olmak hevesi yerine değer merkezli bakabilse ve tüm memurların hakları için sonuna kadar mücadele etme kararlılığıyla yola çıksaydı herkesin takdirini kazanabilirdi. Ancak bu dışlayıcı yaklaşım biçimi ve tekelci sendikacılık anlayışıyla kamu sendikacılığını bitiren adam olarak tarihe geçmek istiyor. Talepleri sendikacılığı güçlendirmeye, yaşatmaya değil öldürmeye yönelik. Gerçek sendikacı, değer üreterek kendisiyle birlikte diğer unsurların da yaşamasını ister, eşitliği, adaleti ortadan kaldırarak kendisi dışındakilerin yok olmasını değil.

Vatandaşın ödediği vergilerle üye aidatları ödenen bir sendikanın, kendi üyelerine iki kat ödeme istemesi sendikacılığın yüz karası bir durumdur. O yüzden bu tartışmaların ve seviyesizliğin sona ermesi için sendikal mücadelenin ruhuna aykırı olan üye aidatını devletin ödemesi uygulamasından vazgeçilmelidir. Devlet kamu çalışanlarının işverenidir. Dolayısıyla sendikaların muhatabı devlettir yani mevcut siyasi iktidardır. Görevi bu siyasi iktidarla pazarlık ederek, mücadele ederek hakkını almak olan sendikalar, üye aidatını siyasi iktidardan (işverenden) alırsa nasıl mücadele edebilecektir, nasıl bağımsız kalabilecektir. Sendika aidatını işverenin ödemesi ahlaksızlaştırır ve mali bağımsızlığını kaybeden sendikaları devlete bağımlı hale getirir, nitekim getirmiştir de zaten. 2002’de 41 bin üyeye sahipken en büyük rakibinin yerinde saydığı, diğerlerinin ise çok büyük güç kaybına uğradığı yıllar boyunca hükümetin desteğiyle bugün bir milyonu aşkın üyeye ulaşan bir sendikanın bu güce nasıl ulaştığı izahtan varestedir.

Özgür Eğitim-Sen olarak; Her ne isim altında olursa olsun işveren olan devletten, sendikaların üye aidatı almasını reddediyoruz. Her üyenin kendi aidatını kendi kazancıyla ödemesi gerektiğini, bu takdirde kazancına sahip çıkacağını ve sendikasından parasının hesabını soracağını, aynı şekilde üyesinden aidat alan sendikanın da gücünü üyesinden alacağını ve hesabı da üyesine vereceğini dile getiriyoruz. Aidatın devletten alındığı durumda, hesabın da toplu sözleşmelerde devlete ödendiğini tüm çalışanlara hatırlatıyoruz. 

Bekir Birbiçer – Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.