MEB ve YÖK ülkenin geleceğine kastediyor!
Devletin öğretmen yetiştirme ve istihdam etme sistemi çökmüş bulunuyor. En değerli kaynak olarak görülüp rasyonel planlamalarla en doğru şekilde yatırım yapılması gereken insan gücünün bu kadar hor ve hoyrat kullanılmasını, korkunç bir iş gücü israfıyla ülke gençlerinin hayatlarının karartılmasını anlamak mümkün değil.
Son 15 yılda eğitim fakültelerinin sayısı plansız ve altyapıdan yoksun şekilde üç katına çıkarıldı. Hâlihazırda 83 eğitim fakültesinde yaklaşık 200 bin öğrenci eğitim görüyor. Yani sadece eğitim fakültelerinden yılda 50 bin civarında öğretmen mezun oluyor. Ülkenin acil öğretmen ihtiyacı varmış gibi başta eğitim fakülteleri olmak üzere Açık Öğretim, İlahiyat, Fen-Edebiyat fakülteleri ve Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi durmaksızın çılgın gibi öğretmen yetiştiriyor.
Fiilen 600 bine yakın öğretmen atanmayı bekliyor. Bu sayıya her yıl 100 binin çok üzerinde yeni mezun ekleniyor ve bu mezunlar öğretmen olabilmek umuduyla KPSS’ye giriyor; alan sınavlarında, mülakatlarda ter döküyor. MEB ve YÖK koordine olup öğretmen yetiştirme politikasını köklü bir değişime tabi tutmadığı takdirde çok geçmeden atanmayan öğretmen sayısı bir milyonu geçecek ve ülkede öğrenci sayısından fazla öğretmenin olduğu çarpık ve trajikomik bir durum ortaya çıkacaktır.
Herhangi bir önlem alınacağına dair bir göstergenin olmadığı böylesi bir gerçeklikte MEB, bu yıl sadece 15 bin öğretmenin atamasını yapacak. Açıklanan kontenjan sayılarına göre bu 15 binin 11.345’i sınıf öğretmenliği, özel eğitim, din kültürü ve ahlak bilgisi, okul öncesi ile ingilizce öğretmenliği branşlarına ayrıldı. Yani kontenjanların yüzde 75’i sadece 5 branş arasında dağıtıldı. Geri kalan onlarca bölüme sadece 3655 kontenjan verildi.
Mesela 35.791 öğretmenin KPSS’ye girdiği, haftada 5 saat dersi olan Türk Dili ve Edebiyatı branşı için ayrılan kontenjan sayısı sadece 29 (yirmi dokuz). Demek oluyor ki, bu branşta KPSS’ye giren 35 bin kişi içinde yaklaşık 90 puan alarak 30. olan bir öğretmen atanma şansı bulamayacak. Akıl alır gibi değil. Her şehre bir edebiyat öğretmeni atansa, 52 şehrimizin hiçbir lisesinde edebiyat öğretmeni ihtiyacı bulunmuyor anlamına gelir. Peki bu durumda MEB’in asgari ücreti bile layık görmeden sömürüye tabi tuttuğu 86 bin ücretli öğretmene neden ihtiyaç duyulmaktadır?
600 bin öğretmen atama beklerken MEB, sadece 15 bin öğretmen atayarak ve kontenjanları büyük bir orantısızlıkla belirleyerek bu ülkenin gençlerini ümitsizliğe ve belirsizliğe; devlet okullarında, özel okullarda veya çeşitli kurs merkezlerinde asgari ücretin altında ucuz iş gücü olarak sömürülmeye terk etmektedir. (Bu sömürüye, 2014 yılında 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 9. Maddesi’nde yaptığı değişiklikle, özel okul öğretmeninin ücret olarak resmi okullarda görev yapan öğretmenle aynı statüde olma hakkını kaybetmesine neden olarak bizzat MEB zemin hazırlamıştır.)
Kontenjanların az olmasını bu yıl emekli olan öğretmen sayısının düşük kalmasıyla açıklayan MEB, öğretmenlerin neden emekli olamadığını, emekli olunca maaşların neden yarıya düştüğünü ayrıca sorgulamalıdır.
Böyle bir istihdam politikası ülkenin gençlerine ve geleceğine ihanetle eşdeğerdir. Kamu personel rejimi, istihdam politikası bu kadar savruk, plansız ve kontrolsüz olamaz. Gençlerin hayata olan inançları yok ediliyor. Üniversite eğitimi işlevini kaybetti, diplomanın hiçbir anlamı ve değeri kalmadı. Sistem, zincirleme şekilde birbirini etkileyen bir çürüme içerisinde ülke geleceğine ve insanına zarar veriyor. Ciddi bir kalite, planlama ve vizyon eksikliğiyle günü kurtarmak amacıyla yapılan sözde reformlar yaraya merhem olmadığı gibi hastalığın süresini ve şiddetini artırıyor. Artık böyle gelmiş böyle gider mantığından kurtulmak gerekiyor.
Bekir BİRBİÇER
Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi

